Bir gence dokunmak…

Benim doğduğum, çocukluğumun, gençliğimin geçtiği yer Gümüşhane’nin Köse ilçesidir. Bu nedenle olmalı ki, o mütevazı ilçemize her ne vakit gitsem gönlüme, içime bir ferahlık gelir. Memleketimi ziyarete gittiğimde, başlangıcı hep mezarlardan yaparım. Önce Yasin ve Mülk sûrelerini, arkasından kısa sureleri okuduktan sonra dua yapıp hiçbirisini ayırmadan mezarlıkta yatanların tamamının ruhuna hediye ederim. Çünkü ölen insanlar rahmete muhtaçtır. Onlara bir duayı çok görmek komşuluk haklarına yakışmaz. Bu arada ölen insanların kesinlikle kusurları anlatılmamalı, eğer kişi anılacaksa o zaman da iyilikleri anlatılmalıdır.

Bir defasında sevdiğim bir arkadaşımla mezar ziyaretine gitmiştik. Okuyup dua ettik. Tam ayrılacağımız zaman: “Sen biraz bekle, ben Bekçi Tayyar Amca’nın mezarına gideyim; ona ayrıca bir Fatiha okumak istiyorum” dedi. Ben: “Beraber gidelim, niçin ayrı gitmek istiyorsun?” dediğimde; “O zaman buyurun beraber gidelim” dedi ve beraberce onun mezar başına gidip onun ruhu için bir Fatiha okuduk.

Bekçi amca iz bırakmış

Dönerken bu mezara gelmesinin sebebini merak ederek sordum. “Tayyar Amca’ya vefa borcum vardı da onun için, kabri başında ona ayrıca dua ettim” dedi. “Nedir borcun, anlatmanda bir mahsur yoksa öğrenebilir miyim?” diye sorduğumda; “O güzel insanın bir cümlesi benim hayatımı değiştirdi” diyerek anlatmaya başladı:

“20’li yaşlardayken teravih namazından sonra arkadaşlar ile kahvehaneye gitmiştik. Sadece eğlencesine biraz kâğıt oynuyorduk. Derken kısa bir süre sonra kumar oynamaya başladık. Zaman nasıl da hızlı geçmişti ki, kahvecinin ‘sahur oldu, artık kapatacağız’ cümlesiyle kendimize gelmiştik. O anda çok üzülmüştüm. ‘Şu güzel günde yazık oldu geçen dakikalarıma, saatlerime” diyerek kahvehaneden ayrıldım.

Caddeler insanlarla doluydu, herkes evlerine gidiyordu. Bekçi Amca’yı da içlerinde gördüm, yanına yaklaştım ve kulağına sessizce: ‘Bekçi Amca evine yatmaya gidiyor’ diye bağırayım mı?’ dedim. Bana ilginç bir cevap verdi: ‘Sen söylediğin gibi bağırsan şu insanların bir kısmı; ‘Belki yemek yiyip gelecektir’, bir kısmı; ‘Adamcağız hastadır belki ilaç alacaktır’ diye düşünür. Senin dediğine inanan da olur. Fakat ben senin babanın ismini anarak; ‘Falan kişinin oğlunun Ramazan günü sahura kadar kumar oynadığını gördüm’ diye bağırsam, şu insanlardan bir tanesi bile inanmaz. Bu yaptığın iş senin ne babana ne de asaletine hiç yakışmıyor.’ Bu cümleyi duyunca beynimden vurulmuşa dönmüştüm. O günden sonra bir daha elimi kumar aletlerine sürmedim.”

Arkadaşıma şöyle dedim: “İşte bu büyüklerin sözleridir. Tesiri, faydası ne ise ona göre söz büyük olur, güzel olur. Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem; “Söz sihirdir” buyurmuştur. Kur’an-ı Kerim’de İbrahim Sûresi güzel sözü bakın nasıl izah etmiş. “Görmedin mi? Allah nasıl bir misal getirdi. Güzel bir söz kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.  (O ağaç) Rabbinin izni ile her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.” (İbrahim, 24, 25)

Şimdi bu yazdıklarımı okuyan arkadaşlar belki; “Böyle söz söyleyen insanlar kaldı mı ki?” diye düşünebilirler. Ben de bu tür düşüncelere şöyle cevap vermek istiyorum: “Neden kalmasın? Senin var olman yetmez mi? Midene helal lokma koyup, dilini yalandan, gıybetten korursan; Yaratan senin sözlerini neden etkili kılmasın!” 

Bir hatıra

Keşke hepimiz Bekçi amca gibi bir iz bırakabilsek bir genç üzerinde… Bir güzel söz, yerinde ve zamanında yapılan bir iyilik gençleri kazanmak için yeterli. Bununla ilgili bir başka hatıramı paylaşmak isterim. 1997 yılıydı… Öğrenciler yarıyıl tatilinden dönmüş, ikinci döneme başlamışlardı. Gençleri çok sevdiğim için zaman zaman kafeteryalara, gençlik lokallerine, hatta gençlerin oturduğu kahvehanelere gidiyordum.

Hafta içi, saat 10.00 gibi iki arkadaşla beraber Bursa İmam Hatip Lisesi’ne yakın, gençlerin gittiği bir kahvehaneye girdiğimizde birçok öğrencinin okey oynadığını gördük. Kapıyı kapattım. “Herkes kimliklerini çıkarsın,” dedim. Öğrenciler çok korkmuşlardı.

Kim olduğumuzu sormadan kimliği olanlar çıkardı, olmayanlar mazeretlerini söyledi. Tüm öğrencileri yanımıza alıp okula, Müdür Beyin odasına götürdük. Hocalar şaşırmıştı, çünkü öğrenciler arasında çalışkan olanlar da vardı.

Müdür Bey öğrencileri ailelerine bildirmek için telefon numaralarını istediğinde içlerinden bir tanesi, “Bizim evde telefon yok,” dedi. Evinin adresi istenildiğinde de, “Şu anda hatırlamıyorum,” cevabını verdi. Anlaşılan ailesinden çok korkuyordu.

Bu öğrenci sürekli devamsızlık yapan bir öğrenciymiş. Karnesini de kendisinin düzenlediğini öğrendik ve onunla beraber evlerine giderek durumu annesine anlattık. Kadıncağız çok üzüldü. “Ya babası duyarsa ne olur?” diye ağlamaya başladı.

“Siz üzülmeyin, biz eşinize haber vermeyeceğiz. Fakat bir şartımız var; bu öğrenci kardeşimiz bundan sonra devamsızlık yapmayacağına ve başarılı olmak için çalışacağına dair bize söz verecek” dedik.

Genç bu düşüncelerimizi duyunca çok sevindi: “Söz veriyorum, bundan sonra o kötü arkadaşlarımla beraber olmayacağım ve kesinlikle üniversiteye hazırlanıp kazanacağım.” Genci takdir ettim: “Seni çok sevdim. Bir sıkıntın olursa bizi çekinmeden arayabilirsin.”

Bu olaydan yaklaşık 3 yıl sonra Bursa’nın eski otogarından Belediye otobüsüne binmiştim. İmam Hatip Lisesi’nin müdür yardımcısı olan arkadaş da otobüsteydi, sohbet ettik.

– Neredesiniz ağabey, size ulaşamadık; telefon numaranızı kaybetmişiz.

– Hayırdır inşallah, önemli bir şey mi oldu?

– Evet önemli, hem de çok önemli.

– Nedir o çok önemli olan?

– Hani siz bir zamanlar bizim öğrencileri kahvehaneden alıp getirmiştiniz.

– Evet.

– Onların içinden bir genç telefon numarasını söylememişti, siz onun ailesiyle görüşmeye gitmiştiniz.

– Hatırladım, şu mert mizaçlı gençten bahsediyorsunuz.

– Evet, işte o çocuk üniversite sınavında başarılı oldu, çok güzel bir fakülte kazandı ve bana gelerek, ‘Hocam, beni oyun başından kaldırıp okula getiren o ağabeyi bulabilir miyiz, onun ellerini öpeceğim, onu hiç unutmayacağım?’ dedi. Sizi onun için aradık.

– Hocam, ellerimi öpmesine gerek yok. Ben onun tekrar gözlerinden öpüyorum. Onu bir fakültede öğretim görevlisi olarak yani Doçent, Profesör olarak görmek istediğimi söyleyin.

Doğrusu çok sevinmiştim. Bir gencin hayata kazandırılmasına Allah celle celaluh âcizane bizi vesile kılmıştı. Her gencin hayatında muhakkak hatalar olur. Gençlere karşı ne kadar hoşgörülü olursak, onların o kadar başarılı olmalarına yardımcı oluruz. Bu olay gösteriyor ki bir gencin hayatına yaptığımız ufak bir dokunuş, bir değişim ve dönüşüme vesile olabiliyor.

Madem konumuz gençler, bu vesile ile genç kardeşlerime bir abileri olarak ufak bir nasihatim olacak. Özellikle genç kardeşlerimden istirham ediyorum ömrünüzü kahvehane, kafeterya veya park köşelerinde geçirmeyin. Gittiğiniz yere, çalıştığınız ortama, yaşadığınız semte uyma adına değerlerinizi çiğnemeyin. Siz değerlerinizden taviz vermeyin birileri sizleri sevmese de Allah sever. Koca şirk düzenine karşı tek başına Ehad diyen Bilal’i unutmayın. Her nerede olursa olsun Ehad demeye çalışın. Hazreti Bilal’i Kabe’nin damına çıkaran gücün sizi de izzet şeref sahibi yapacağından şüpheniz olmasın.

Geylani Akan/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

En çok namazı özledim

Avrupa’da programlarım başlamadan önce istişare ettiğim kardeşlerime: “Konuşmalarımda özellikle anlatmamı istediğiniz konular var mı?” diye …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.