Erdem odaklı düşünmek zorundayız…

Günümüz dünyasında yeni neslin ihtiyaç duyduğu en önemli şey, değerlerdir. Yani ahlak ve maneviyatı tamamlayan sorumluluk, duyarlılık, sevgi, saygı, dayanışma, adalet, cesaret, doğruluk, vefa, sabır, tutumluluk, yardımseverlik ve benzeri erdemlerdir. Bunlar geleceğimizin inşasında çok önemli parametrelerdir.

Bu değerlerden yoksun bırakılan bireyler, ben-merkezci bir anlayışla hayatlarını sürdürürler. Attıkları ya da atacakları her adımda, çıkarlarının ne olduğuna bakarlar. Biz-merkezci bir yaklaşımın kıyısından geçmezler. Toplumsal duyarlılıkları yoktur. Bu tür kişiler sadece et, kemik, kan ve sudan oluştuklarını düşünürler. Bakış açılarında bir derinlik, olayların ve olguların arka planını görebilme feraseti yoktur. Kalp-merkezli bir bakış açısından, erdemli bir hayat anlayışından yoksundurlar.

İlim ve irfan

Bir bilge kişinin ifadesiyle; “İlim aklı, irfan kalbi ikna eder.” Bu güzel ve hikmetli sözü şöyle genişletebiliriz: İlim aklı, irfan kalbi hem ikna eder hem inşa eder hem de ihya eder. Neslimizin geleceğini inşa etmede, ilim-irfan merkezli bir yaklaşımı esas almamız bir zorunluluktur. Bu yaklaşım, bütüncül bir yaklaşımdır. İrfanı yok sayan bir anlayış, kalp merkezli medeniyeti dışlayan bir anlayıştır. İlmi yok sayan bir anlayış, aklı dışlayan bir anlayıştır. Bu her iki anlayış da bütüncül yaklaşımı reddeden ve hakikati parçalayan bir anlayıştır. Oysa biz biliyoruz ki; “Parçalanan hakikat, hakikat değildir.”

İrfansız bir akıl tasavvuru ve akılsız bir irfan tasavvuru kabul edilemez. Bu, akılsız bir kalp ve kalpsiz bir akıl tarzındaki bir düşünce biçimidir. Bu anlayış tarzının hiçbir gerçekliği yoktur. Bu parçalayıcı ve tuzaklarla dolu anlayıştan uzaklaşarak, bütüncül ve fıtrata uygun insani ve İslami değerleri merkeze alan, iç dünyamızın sesine kulak veren, bizi biz yapan bir yaklaşımla yeni nesli inşa etmenin herkese ve her kesime büyük yararı olacağı aşikârdır.

“Fiyat odaklı değil, fıtrat odaklı” bir eğitimin inşasında, parçalayıcı değil, tamamlayıcı, muhataplarımızı “tanımlayıcı” değil, “tanıyıcı” olma hali vardır. Muhatabımız, kendisini nasıl tanımlıyorsa, o tanımlama üzerinden onu tanımak, öylece onu değerlendirmek ilmin ve objektif olmanın gereğidir.

Kalpte derinlik

Bilgiyi kullanırken hem “bilişsel”, hem “yapılandırıcı (inşa edici)” hem “İnteraktif (Etkileşimli)”, hem de “ontolojik” yanını dikkate alan dört başı mamur bir yaklaşım sergilenmelidir. Her şeyin her şeyle bir bağının/ bağlantısının olduğunu, sebep- sonuç bağlamında varlık dünyasını düşünmenin, zihin dünyamızın gelişmesine ve kalp dünyamızın derinlik kazanmasına katkı yapacağı açıktır.

Değer odaklı bir zihin dünyasına sahip olan bireyler, sahip oldukları bilginin ve birikimin, kendilerine bir sorumluluk bilincini yüklediğini bilir. Bu bilinçle hayatını inşa eder. İçinde bulunduğu toplumsal katmana hem rol-model olur, hem de topluma ”katma değer” katar.

Aliya İzzetbegoviç; “Gökyüzünün öğrencisi olunmadan yeryüzünün öğretmeni olunmaz” diyerek yeryüzü ve gökyüzü arasında olması gereken ilişkiyi ve değer odaklı tamamlayıcı unsuru ortaya koyar. Yeryüzü-gökyüzü helalleşmeli. Gökyüzünü dikkate almayan bir yeryüzü tasavvuru, eksik ve parçalayıcı bir tasavvurdur. Bu tasavvur, laisizmi doğurmuştur. İnsanlık bu tasavvurun bedelini ağır ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir. “Bütün insanlığın kurtuluşu olmayan bir kurtuluş, benim de kurtuluşum olamaz” bütüncül yaklaşımı ve tasavvuru insanlığın aradığı ve beklediği tasavvurdur.

Hakikat parçalanamaz

“Arzın imarı ile neslin ve harsın ıslahı” bu bütüncül bakış açısına bağlıdır. Hakikati anlamanın, kavramanın ve algılamanın yolu bu bütüncül yaklaşımda saklıdır. Hakikat bir bütündür, parçalanamaz. Parçalanan hakikat, hakikat değildir. Parçacı yaklaşım, hakikati parçalayan ve her bir parçayı hakikatin bütünüymüş gibi gösteren yaklaşımdır. Yeryüzü ve gökyüzü rakip kavramlar değil, aksine birbirini tamamlayan unsurlardır.

Parçacı ve kategorik yaklaşımlar hep parçalayıcı sonuçlar doğurmuştur. Bu yaklaşım tarzı, hedeflenen İslam ahlakını ve medeniyet tasavvurumuzun temel parametreleri olan adalet, özgürlük ve merhameti parçalamıştır. Arzımızı ve neslimizi ifsat eden bu şer odaklara karşı neslimizi korumak ve arzımızı imar etmek için bireysel ve toplumsal bir bilince ihtiyaç vardır.

Toplumsal gelişmenin itici gücünü nitelikli ve bilinçli insanlar belirler. Bütün toplumsal katmanlarda bu nitelik ve bilinç gereklidir. Nitelikli eğitimci- öğretmen, nitelikli yönetici, nitelikli hekim vb. İyiliğin yayılması/ yaygınlaşması, kökleşmesi ve kötülüğün/ ifsadın bertaraf edilmesi için yapılacak tüm işlerde, o işin arka planı ve tarihi derinliği ile toplumsal karşılığı dikkate alınmalıdır.

Adalet ve erdem

Özgürlüğün, adaletin, merhametin ve onurun nöbetini tutmak Müslümanın sorumluluğundadır. Tarihte İslam’ı ve Müslümanları özne yapan, adalet ve erdemdir. Adalet güneş gibidir. Herkesi ısıtır, aydınlatır ve hayatiyet kazandırır. İnanan-inanmayan her insan onun ışığından yararlanır. Adalet, Müslümanın karakteristik özelliğidir. Dolayısıyla bu özellik hep diri tutulmalı, örselenmemeli.

Neslimizin ve harsımızın ıslahı ile üzerinde yaşadığımız Arzın imarı için şu kriterlere ihtiyaç vardır:

Sağlıklı İletişim: Gözlerimiz ve kulaklarımız, muhatabımızın sözlerini buyur eden kapılar gibidir. Sağlıklı bir iletişim için, kapıları ardına kadar açık tutmalıyız. Birbirimizi tanımak, anlamak ve kavramak için, sağlıklı bir iletişim ve diyaloğa ihtiyaç vardır. Birbirimizi “Tanıma” yerine “Tanımlama”ya kalkışırsak sonuç alamayız. “Tanımlama”, muhatabımızı küçümseme hatta yok sayma gibi bir önyargının sonucudur. Önyargılarımızdan arınarak, muhataplarımızı “Tanıma” ve “Anlama” üzerine odaklanırsak, sorunların çözümü kolaylaşır ve maksat hasıl olur.

Sahih Bilgi: Kulakdolgusu bilgilerden kaçınarak/ sakınarak kaynaklara dayalı sahih/ doğru bilgileri esas almalıyız. Sahih bilginin tarihi derinliğini ve arka planını dikkate alan bir okuma perspektifini ortaya koymalıyız. Olayların ve olguların arka planını göremeyen yüzeysel okumalar gerçeği bütünüyle göremezler. Bu parçacı yaklaşım, gerçeği görmemizi engeller. Gazali; “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder” diyerek işin derinliğinin ve arka planın önemini vurgulamaktadır.

Salih Amel: İmam Şafii, “İslam Kal (Söylem) dini değil, hal (Yaşam) dinidir” der. Söylemlerimizle eylemlerimiz örtüşürse bir anlamı vardır. Eğer davranışlarımız (eylemlerimiz), söylemlerimizle çelişirse, doğal olarak bir paradoks (çelişki) ortaya çıkar. Bu da güvenirliliğimizi sorgular. İslam’ın insanı olan Müslüman da kal insanı değil, hal insanıdır. Unutulmamalıdır ki, Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem, çağının El Emin insanı idi.

“Neslin ve Harsın ıslahı” üzerinde yaşadığımız Arzın imarı, varlık dünyasının ihyası ve geleceğimizin inşası Müslümanın sorumluluğundadır. Bu sorumlulukla Müslüman, davranışlarına, tutum ve tavırlarına, hal ve hareketlerine dikkat ederek, insanlığa Rol-Model olduğunun bilincinde olmalıdır.

Prof. Dr. Şemsettin Dursun/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Dedesine defalarca bu soruyu sormuş

Merhum şair ve edip üstad Ali Ulvi Kurucu’nun meşhur bir alim olan dedesi Hacı Veyis …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir