Gönüllerdesin Efendi Hazretleri

1977 senesiydi… Fatih Çarşamba’daki eski medresede Arapça derslerimiz devam ediyordu. Anadolu kültürü ile yetişmiş olduğumuzdan büyüklerimize karşı saygı ve hürmet göstermek en başta gelen özelliklerimizdendi.

Bir gün derslerden çok yorulmuş, medresede yere oturarak ayaklarımızı da uzatmıştık. İsmailağa cemaatinden çok sevdiğimiz ve saydığımız yaşlı bir amcamız vardı… Kendisi; “Ben bir ayet-i kerime ve bir hadis-i şeriften başka bir şey bilmem” diyen güzel bir insandı.

Biz ayaklarımızı uzatmış otururken bu amcamız aniden odamıza girdi.

Toparlanmamıza dahi fırsat kalmadan, sinirli bir eda ile elindeki asayı bize doğru doğrultup; “Utanmazlar, terbiyesizler, siz nasıl ilim talebesisiniz? Mahmud Efendi Hazretleri’nin evine doğru ayaklarınızı uzatmışsınız. Sizde hiç edep, utanma yok mu?” diyerek bizi azarladı.

Onu hiç öyle sinirli görmemiştik. Biz ondan böyle bir davranışı ummuyorduk, o da bizden ummuyordu. Belki Mahmud Efendi’ye karşı duyduğu derin saygıdan dolayı böyle yapmıştı.

“Amcacığım! Bizim öyle bir hürmetsizlik kastımız yok. Vallahi yorulduğumuz için böyle oturduk” desek de bizi dinlemedi.

“Sizi Efendi Hazretlerine şikayet edeceğim” diye söylenerek bağıra çağıra odadan çıktı.

Çok üzülmüştük

O bağrışmanın etkisiyle biz de çok üzülmüştük. Ama onu tatmin edecek bir şey söylememiştik.

Bizi Mahmud Efendi’ye şikayet etmemişti ama mevzuyu cemaat arasında anlatınca konu Mahmud Efendi’nin kulağına kadar gitmişti.

Bir gün Efendi Hazretleri bizi camiye çağırdı.

İster istemez biraz endişelendik. Gerçi ciddi bir suçumuz olduğunu düşünmüyorduk ama yine de acaba bize bir şey der mi diye bir endişemiz vardı. Acaba kızmak için mi bizi çağırmıştı?

Kendimizi savunmak için aramızdan ağzı laf yapan bir arkadaşımızı sözcü seçtik. Bir edepsizlik kastımızın olmadığını, bilmeden böyle bir şey yaptığımızı, yanlış anlaşıldı isek özür dileyeceğimizi söylemesini istedik arkadaşımızdan.

Camiye girdik, Efendi Hazretleri’ni beklemeye başladık. Bir müddet sonra kapıda göründü, Kalbimiz yerinden oynayacak gibi çarparak birden bire ayağa kalktık.

Tevazu ehliydi

O Allah dostu, o nur yüzlü mübarek insan, eli ile işaret ederek “kalkmayın” dedi.

Ama böyle büyük bir alimin karşısında nasıl oturabilirdik?

Büyük bir Allah dostuna yakışır şekilde bize hitap etmeye başladı.

Bize “kuzularım” diye hitap ediyordu. 

İslam ahlakının bir takım inceliklerini ayet ve hadislerle anlattıktan sonra bize şunları söyledi:

“Kuzularım! Canım evlatlarım! Bir kardeşimiz bilmeden sizin kalbinizi kıracak sözler söylemiş. Ben onun adına sizlerden özür diliyorum. Size bu faninin evine doğru ayaklarınızı uzatmanın abes olduğunu söylemiş. Cenab-ı Allah celle celalüh’ün en aciz kuluyum. Ben kimim ki benim evime doğru ayak uzatılmasın?”

Bu sözleri duyunca ağlamamak için kendimizi zor tuttuk. Biz kendisinden bir uyarı beklerken, biz gariban talebelerden özür dilemişti. Onun bu derece tevazulu davranması her birimizin adeta içini eritmişti. Fakat tevazuu bununla kalmamıştı, sükûnet ve huzur dolu sözlerine şöyle devam etti:

“Canım kuzularım! Sizden bir ricam var. Bundan sonra bizim eve doğru ayağınızı uzatıp yatmaz ve oturmazsanız, sizlere hakkımı helal etmem.”

Bu yüksek tevazuu görünce bu büyük zata olan saygımız ve muhabbetimiz katlanarak daha da arttı.

Belki de büyük olmak böyle tevazudan geçiyordu.

Cenab-ı Allah, kendisi için tevazu gösterenleri her zaman yüceltecektir.

Gönüllerdesin Efendi Hazretleri…

Osman Gülşen/ İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: Cenab-ı Allah’ın huzurunda kulluğumuzun dışında herhangi bir rütbemiz bulunmamaktadır. Hiç kimsenin son nefese kadar, imanlı gidip gitmeme konusunda bir garantisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla acziyetten başka sermayesi olmayan insanların, kendilerini büyük görmeleri, kibir ve enaniyet ile hareket etmeleri yakışık almaz. İnsan acziyetinin farkına vardıkça değer kazanır, tevazudan uzaklaştıkça da değer kaybeder. İnsanın kendini yüksekte görmesi, diğer insanları alçakta görmesi, onun insan olmanın erdemlerine kavuşamadığını gösterir. Çünkü tevazu kulluğun gereği, kibir ise şeytanın vasfıdır. Bütün alim, arif ve faziletli kişilere, Allah dostlarına, velilere baktığımızda her birisinin büyük bir tevazu ile hareket ettiklerini görüyoruz. Nitekim bu hatırada da ifade edildiği gibi Mahmud Efendi Hazretleri de acziyetinin bilincinde hareket ederek talebelerine güzel bir tevazu dersi vermiştir.

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Behlül Dânâ bir gün fırınları denetler

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife ister. Harun Reşid de ona çarşı pazar …

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir