Zorluklarla baş edebilme sanatı

Zorluklar karşısında soğukkanlılığımızı yitirmeden, dengemizi kaybetmeden, taktiksel bir şekilde onunla mücadele edebilmek bir sanattır. Çoğumuz duygusal yetiştirildiğimiz için kalp ve beyin tasavvurunu aynı anda işletemediğimiz için zorlukların içerisinden bir çıkış yolu bulamıyoruz. Bilge bir kişi zorluklardan nasıl çözüm üretilir, bunu bir hikaye ile anlatmış:

Kuyudaki at

“Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin atı, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. At bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.

Herhalde zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen Atın ağırlığını çekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.

Zavallı at kuyunun dibinde melül ve mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini atı kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı.

Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkelenerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı.

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. (Ne bazeni, çoğu zaman.) Toz toprakla örtmeye çalışanlar da çok olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile… Çünkü düzlüğe çıkma ihtimalimiz her zaman vardır.”

Potansiyeli kullan

Zorluklar karşısında, var olan potansiyel zekamızı ve dinamik gücümüzü harekete geçirerek, zorlukların üstesinden gelmemiz mümkündür. Bunun için inancımızı ve özgüven duygumuzu yitirmememiz gerekmektedir. Hayat, üzerimize abandığında ve etrafımızdaki kimi kişilerin de bu abanmaya katkı sağladığını müşahede ettiğimizde, umutsuzluğa kapılıp, yakınıp sızlanmamamız gerekir. Aksine, düşünmemiz, toparlanmamız ve aydınlığa çıkmak için büyük bir özgüvenle yol ve yöntemler aramamız gerekir.

Unutmamalıyız ki, yaşadığımız hayat, lineer (Doğrusal) ve basit değildir. Aksine yaşadığımız hayat, karmaşık, inişli-çıkışlı olan bir yaşamdır. Bu karmaşık ve zorlukları da bir o kadar çeşitli olan hayatımızı imar ve ihya etmenin yolu da olaylara ve olgulara bir değişkenli ve doğrusal bir perspektifle değil de çok değişkenli ve çok boyutlu bir paradigmayla yaklaşmamız ve bu çerçevede çözümler üretmemiz gerekir.

Çocuklarımızı-gençlerimizi yetiştirirken de hayatın içindeki kolaylıkları öğretirken, zorluklarını da öğretmemiz ve bu zorluklar karşısında ne tür çözümler üretmemiz gerektiğini apaçık ortaya koymamız gerekir. Walt Disney; “Çocuklarınıza ışık kadar, gölgeleri de öğretin. Yaşamda ışık olduğu gibi gölge de vardır. Sanki gölge yokmuş gibi davranmak, aşırı iyi niyetliliktir. Hayatta var olan çoğu şey iyidir ve iyiler daha güçlüdür. Ancak hayatta kötü şeyler de mevcuttur” der.

Çözüm üret

Hayatta var olan ve karşımıza çıkma ihtimali olan olumsuzlukları; analiz ederek, inceleyerek, sorgulayarak ve çözüm yöntemlerini üreterek başarıya ulaşmamız mümkündür. Çözüm yöntemlerini üretirken hem gerçekçi hem iyimser olabilmeyi başarmalıyız.

Özgüvenle desteklenmiş bir içsel donanımla, tüm zorlukların üstesinden gelinebilir. Dünyadaki iyiliği ve güzelliği çoğaltmak bizim elimizdedir. Audrey Hepburn; “Geçmişin acıları, geleceğin rüyalarını belirler. Başkalarının acısına kayıtsız kalmamak, en yüce erdemdir. Çevrenizi neşe saçan insanlarla doldurun. Güzellik görünüşte değil, insanın dünya görüşünde gizlidir. Güzel şeyler, insanın kucağına düşmez. Allah çok cömerttir. Ancak senin de “üzerine düşeni yapmanı bekler” der.

Zorluklar, acılar insanı olgunlaştırır. Bu zorluklardan-sıkıntılardan dersler çıkarmak, umudu yitirmemek, iyimser bakış açısıyla meseleye yaklaşmak, geleceğin inşasında önemli parametrelerdir. Ünlü düşünür Firitz, “İyimserler, olasılıkları görürler, kötümserler ise, görmeyi reddederler” der.

İyimserler, pozitif enerji yayarlarken, kötümserler de negatif enerji yayarlar. Pozitif enerjinin yoğun olduğu toplumlarda umut vardır, gelecek vardır ve mutluluk vardır. Aksine, negatif enerjinin yoğun olduğu toplumlarda umutsuzluk, stres ve gerginlik vardır.

Bize düşen görev, zorluklarla boğuşan insanlara, zorlukların üstesinden gelebilecekleri umudunu vermek, kendilerinde var olan potansiyeli ve özgüveni hatırlatmak, Problemlerin çözümünde bildiğimiz yöntem ve teknikleri paylaşmaktır.

Prof. Dr. Şemsettin Dursun/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Fethi Gemuhluoğlu’nun oğluna öğütleri

Gönül insanı merhum Fethi Gemuhluoğlu’nun 10 Eylül 1977 tarihinde oğlu Ali’ye hitaben yazdığı; “Aziz Oğlum! …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir