Hatıra Arşivi

Alimler, arifler, hocalar ve kalem erbabının erdemlere ve faziletlere dair anılarını derliyoruz.

Cengiz Aytmatov’un çocukluk hatırası

Yıllar önce Kırgız romancı Cengiz Aytmatov‘un hatıralarını okurken karşılaşmıştım. Çocukken şöyle bir hadise yaşamış: Sovyet uzmanlar her köye cins bir at gönderip köylülerden ona bakmalarını istermiş. Aytmatov’un köyüne de bir at düşmüş ama cins bir at. Köyün zimmetine geçirmişler. Mustafa Armağan Buna iyi bakın, gözünüz üzerinde olsun, kılına halel gelmesin… …

Devamı

Bediüzzaman Said Nursi Rus çarına ne demiş?

Ben Birinci Cihan Harbi‘nde Bitlis mevkiinde yaralı olarak esir olurken, Bediüzzaman da o gün esir düşmüştü. O Sibirya’ya gönderilmiş, en büyük esirler kampında idi. Ben Bakü’nün Nangün adasında idim. Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı gezerken Bediüzzaman’ın önünden geçen Nikola Nikolaviç’e o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıldanmıyor. Başkumandanın …

Devamı

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’ndan bir hatıra

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu vefat ettiğinde herkes çok üzülmüştü. Onun bu kadar sevilmesinin arkasında ne vardı, bunu anlamak lazım. Bir gün rahmetlinin odasına gittim: – Ben bir sanat gecesi yapacağım, istiyorum ki bu gecedeki onur konuğum siz olun. Bana bir tarih verin ben de ona göre bu tarihte programı organize edeyim, …

Devamı

Aşıkkutlu Hoca son ekmeğini talebeye gönderdi

Evindeki son ekmeği bile talebeleriyle paylaşan böyle güzel alimlerimiz sayesinde, bütün baskılara ve zulümlere rağmen İslami tedrisat engellenememiştir. Gizli veya açıktan bir şekilde devam etmiştir. Takva ve ihlas ölçülerinde yaşayan alimlerimizin tamamının, talebe yetiştirme konusuna büyük önem verdiklerini görüyoruz. Evlerindeki yemekleri, ceplerindeki üç kuruşu bile talebeleriyle paylaştıklarına şahit oluyoruz. Onların İslami ilimlere yaptıkları bu hizmetler asla unutulmayacaktır. Ve onların bu örnek vasıfları, ilim yolcularına her zaman örnek olacaktır. Allah'ın izniyle bu güzel alimler hiçbir zaman unutulmayacaktır.

Devamı

Talebe-i ulûmu sakın geri çevirme!

Üstad Mehmet Savaş liseyi, üniversiteyi Şam’da okudu, büyük alimlerin ders halkalarına katıldı. Temel metin kitaplarını orada ezberledi. Bilâd-ı Şam’da ikinci Ebû Hanîfe olarak bilinen Abdulvahhab el-Hâfız’ın (v.1969) en gözde talebesi oldu. Derslerini camide veren lakin bir arkadaşıyla birlikte Üstad’ı evine kabul eden bu allâmenin ev hali ve zühdüne dair Üstad …

Devamı

Bunlar size Mahmud Efendi’nin hediyesi

Şamda beraber ders görüyoruz Metin Hocamla ama hocam çok enerjik maşallah… O dersten o derse giriyor… Bir gün yine derse gideceğiz, bir baktım çocuklar kapıda dizilmişler: “Siz ne yapıyorsunuz burada” dedim. Dediler ki; “Şimdi Abdulmetin Hocamız gelir, bize ya mısır, ya çikolata, ya şeker, ya da para verir.” Dersten çıktık, …

Devamı

Sivaslı Aşık İsmeti’nin duygu dolu anısı

“Ömür Dediğin” programında izlemiştim, 4 Mart 2018 tarihinde vefat eden Sivaslı Aşık İsmeti hayatındaki yarım kalan bir sahneyi anlatmıştı. Şöyle anlatıyordu: Eskiden çok yokluk çektik. Hanımımla elli senedir evliyiz, şimdiye kadar hiç sorunumuz olmadı. Çok vefalı bir insandır. Eskiden bir gün hanıma annesi iki tane portakal vermiş. O zamanlar köye portakal …

Devamı

Yardım etme ibadetini aşkla yapan aile

Topbaşlardan benim en çok yakın olduğum Mısır‘da tanıştığım Musa Topbaş‘tı. Ben oradayken Mısır’a gelmişti. Bu aile 1950‘den sonra yurtdışına Kahire‘ye, Şam‘a, Mekke ve Medine‘ye okumaya giden öğrencileri bizzat ziyaret eder, onlara yardım ederlerdi. Topbaş ailesi faize karışmayan, zekâtını vermekle yetinmeyip fazlasını veren, işleri de bu sebepten bozulmayan enteresan bir ailedir. …

Devamı

Ali Haydar Efendi o gece uyuyamamıştı…

Son dönemin tanınmış değerli ilim ve gönül erbabından, elli yıldır Fatih Camii’nde İslamî İlimler dersleri veren merhum M. Emin Saraç Hocamız anlatmıştı: İstanbul’a ilk geldiğim yıllardı. Hocam Ahıskalı Ali Haydar Efendi’den ders alıyordum. Yaşı doksanı geçmişti. Bir gün bana: – Hafız Emin! Gördüğün gibi çok yaşlandım. Gücüm takatim kalmadı. Sesim …

Devamı

Ali Ulvi Kurucu’dan tatlı bir Ramazan hatırası

1947 yılı bir Ramazan günü idi. Hiç unutmam Ağustos ayındaydık. Öğle namazında Harem-i Şerif’ten geldim. Soyundum; su dökünüp istirahat edeceğim. Annem seslendi: “- Oğlum, komşu bakkaldan pirinç alıver. Akşama pilav yapacağım. Namazdan önce sana söylemeyi unutmuşum. Hadi git de pirinç getir… ”Sesimi çıkarmadım, ama çok sıkıldım. İçimden söylendim: ”- Be …

Devamı