Hafızlığımı anneme borçluyum…

Konya’nın meşhur hafızlarından Hayra Hizmet Vakfı kurucusu merhum Hasan Hüseyin Varol hocamızın hatıralarını rahmete ve Fatihalara vesile olması niyeti ile yayınlamaya devam ediyoruz.

Köyümüzün imamı Bolatlı Yusuf Hoca birkaç arkadaşla beraber bize Osmanlıcayı öğretmişti. Bendeniz Osmanlıcayı öğrenince Osmanlıca yazılmış kitapları okumaya başladım. Bu arada “Mızraklı İlmihal” diye bir kitap okuyordum.

Bir gün Anam; “Hasan hay kuzum, sen bu kitabı oku ben de dinleyeyim” dedi. “Olur Ana” dedim. O işi ile meşgul olurken ben de, önüne oturur ve Mızraklı İlmihali okurdum. Elleri meşguldü ama kulakları bendeydi, çok dikkatli dinlerdi.

Hayret ettim

Bendeniz bazı kelimeleri anlamıyordum. “Yahu Ana, ben bunların bazılarını okuyorum ama anlamıyorum” derdim. “Sen oku kuzum, sen oku, ben anlıyorum” derdi. Sonradan anladım ki, meğer Annem ilmihal bilgilerini oradan öğreniyormuş. En çok hayret ettiğim şey o ki; Annem Kur’an okumayı bilmezdi. Osmanlıcayı hiç bilmezdi. Lâkin bir gün baktım Kur’an okuyordu. “Yahu Ana, sen Kur’an okumayı bilmezdin, fakat şimdi okuyorsun, kimden öğrendin?” dedim.

“Guzum, kimseden öğrenmedim, Baban Kur’an okurken onu dinledim takip ettim ve ben de o şekilde okumaya başladım” dedi. “Ben, dedi, Kuddûsi divanını, Ahmediye ve Muhammediye Divanı’nı okuyorum, hatta Mızraklı İlmihalini bile okuyorum. Sana ihtiyaç kalmadı” dedi. Rahmetli Babam, akşam camiden geldikten sonra, yemeğini yer, abdestini yeniler ve Kur’an okumaya başlardı. Anam da her işini bırakır onu dinlerdi. Dinleye dinleye bir gün bakıyorsunuz Kur’an okumaya başlıyor.

Sadece Kur’an değil, Babam Kuddûsi Divanı‘nı, Ahmediye, Muhammediye divanlarını da okurdu Anam onları okumayı da öğrenmiş… Bir gün baktım komşu kadınları başına toplamış, onlara Kuddûsi Divanını okuyor. İyice dinledim bazı kelimelerde takılıyor, lâkin okuyordu. İşte ben buna hayret ediyorum. Kitabın basımı biraz daha karışık olmasına rağmen, Anam okuyordu. Sordum, onu da yine Babam okurken dinleye dinleye öğrenmiş.

Yarım yufka

1947 senesinde Konya’ya hicret ettiğimizde, beni götürüp Sultan Selim Camii İmamı Kurrâ Hafız Şükrü Efendi‘ye, hafız olsun diye teslim ettiler. Hocam bana üç gün yüzünden okuma dersi verdi. Dördüncü gün ezber verdi. “Senin yüzünden okuman sağlam görünüyor, seni ezbere geçiriyorum” dedi hocam…

Bunun sebebi vardı. Çünkü bu benim yiğitliğimden değil, Anamın ciddi gayretinden ileri geliyordu. Her zaman söylediğim ve unutamadığım olay; “Köyün çocukları ile harman yerinde oynuyoruz. Koşuşturmaktan dolayı acıkıyordum.

Oyun yerine evimiz çok yakındı. Hemen geliyor ve Annem’e acıktığımı söylüyordum. “Sen şimdi git, beş sayfa Kur’an oku, sonra sana ekmek vereyim” derdi. Bir taraftan oyun beni bekler, bir taraftan karnım aç ekmek ister, fakat ekmeğe de oyuna da yol Kur’an’dan geçiyor. Bendeniz işte bu noktada ekmeğe ve oyuna çabuk yetişebilmek için, beş sayfa değil de üç sayfa okuyordum. Anam Kur’an okumayı bilmediği için “okudum” diyordum. Şüpheleniyordu fakat bir şey demiyordu.

Anam ekmek veriyordu fakat, yarım yufka veriyordu. Zaman ikinci cihan harbi zamanıydı. Kıtlık vardı. Başka nedenlerden dolayı da yarım yufka veriyordu. Bendeniz onu alıyor, hem yiyor, hem de oyun alanına koşuyordum. Bu durum fazla sürmüyordu. Tam yarım saat sonra yine geliyordum. Yine acıktığımı söylüyordum. Yine beş sayfa okumam isteniyordu. Bu olayın bazen beş defa tekrar ettiği oluyordu. Anacığım ince bir siyasetle bana 15- 20 sayfa Kur’an okutuyordu. Ne ben farkındaydım, ne de bir başkası.

Bahçeye gidersek Kur’an benimle giderdi. Orada belli aralıklarla okurdum. Tarlaya, bağa, ekine, ota nereye gidersek gidelim, Kur’an da benimle giderdi. Köyün çocukları kışın okurlardı, yazın ise neredeyse unuturlardı. Lâkin Anam benim yakamı bırakmazdı. Bendeniz bunun faydasını hafızlığa başladığımda gördüm. Diyebiliriz ki, en zor sayfaları dahi, 20 veya 30 dakika gibi kısa bir sürede ezberlerdim.

Gece gaz lambasının ışığında ben hafızlığa çalışırken, anam yanımda otururdu. Uykusu gelince de, yastığa başını koyar, dayanarak uyurdu. Bazen ben de uyuyakalırdım. O hemen uyanır, tatlı ve müşfik bir sesle beni uyandırır, tekrar derse başlatırdı. Koyunları ve kuzuları otlatan bir çobandan daha titiz ve uyanık beni güderdi. Hafızlığımı da, bildiğim pek çok şeyi de Anama borçluyum. Allah ona rahmet eylesin…

Bağa gittik

Bir gün rahmetli Anamla Kırgın’daki bahçemize geldik. Orada sebzelerin suyunu verdik. Üzümlerin olgunlaştığı dönemdi. Oradan da karşı yakadaki “Kocagüney” denilen mevkideki bağımıza geçtik. Yedi sekiz yaşlarında bir çocuktum. Anam önde ben de arkasında gidiyoruz.

Bağların içerisinden geçerken yeşil yaprakların arasından siyah-beyaz üzümler görünüyor. Gerçekten gören insan imrenir. Ben de imrendim. O sırada Anam firasetini kullanarak bana; “Hasan, guzum, sen bu üzümlere imrenme, biraz sonra kendi bağımıza varacağız, sana orada en güzel, bunlardan daha güzel üzümleri keseceğim, bunlar başkalarına ait üzümler, alırsak doğru olmaz” diyordu.

Kız kardeşim daha bebekti ve Anam onu sırtında taşıyordu. Bağımıza geldik, anam dediği gibi, çok güzel üzümler kesti. Sonra onları yıkayıp önüme koydu. Yedim… Burada çok ince ve hassas düşüncenin dışa vuruluşunu görüyoruz. Başkalarına ait bir şeyi, bir cingil üzüm de olsa, çocuğuna yedirmek istemiyordu.

(Not Bu yazı merhum Hafız Hasan Hüseyin Varol Hocamızın “Yaşadıklarım ve Gördüklerim” adlı kitabının 55- 60. sayfalarından kısaltılarak derlenmiştir. Başlıklar sitemize aittir. Geçmişlerimiz için Fatihalara ve dualara vesile olması niyazı ile.)

Hasan Hüseyin Varol/ İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: Efendim köy yerinde okul okumamış, kocasından dinlediği Kur’an-ı Kerim tilaveti, oğlundan dinlediği İlmihal bilgileri ile kendisini yetiştirmeye çalışan asil bir Anadolu annesinin hayatından küçük bir kesit okumuş oldunuz. Yarım yufka ile çocuğunu Kur’an okumaya teşvik eden, o imkansızlıklar içinde karınca karınca çocuğunu terbiye eden insanlık numunesi bu kadıncağıza binlerce rahmet olsun.

Hatıra Arşivi ↗

Alimler, arifler, hocalar ve önemli şahsiyetlerin hatıralarını okumak için tıklayın.

İyi Haberler ↗

İyiliklere, erdemlere, örnek davranışlara dair beyaz haberler okumak için tıklayınız.

Şunlara Gözat

Ahmet M Ziylan’dan İki Çift Söz Yeter

Çocukken dedelerimiz ve ninelerimiz bize bazı hikâyeler anlatırlardı. Çok güzel ve tesirli mesajları olurdu bu …

Hafız Halil Necati Coşan Efendi

Halil Necati Efendi, 1906 yılında (Rûmî 1322) Ahmetçe Köyü’nde doğdu. Babası Molla Mehmed’dir. Ailenin ikinci …

Çocuklar M. Yaşar Kandemir okumalı…

Bir müddettir seçmeli ders olarak okutulan “Siyer-i Nebi” yani “Peygamberimizin Hayatı” dersi, geleceğimiz ve yeni …

Her gösteri masum mudur?

Niçin toplandıklarını ve ne istediklerini bilmeksizin kendilerini yöneten ve yönlendiren toplum mühenislerinin gazıyla meydana çıkan …

2 Yorumlar

  1. Rahmetlik hocamla 1975 lerde tanışıp yakın olduk Elhamdülillah. Ben daha ihl ikinci sınıfta idim. O Sultan Selim camiinin İmam Hatibi idi. O yıllarda yaz günleri onun camisinde Cuma harici vaaz ederdim. Bu vesile ile onu çok dinledim, çok sohbet ettik. Çocuklarım da onun tedrisatından geçti. Binlerce talebe yetiştirdi. 1974 /75 lerde Akademi gençliğine sohbetler ederdi. MTTB de seminerler verirdi. Mıknatıs gibiydi mübarek. Allah c.c rahmet eylesin ve yerini dolduracak alimler versin.

  2. Üstadımızın hayatını daha çok röportajlar aracılığıyla dinledim. Kendisinin icazet verdiği 2 ayrı talebesinden onun usulünce talim okumak nasip oldu. Bugün bulunduğum köyde güzel hizmet edebiliyorsak hocamızın vesilesi iledir. Tanışıp elini öpmek bu dünyada nasip olmadı ama ahirete kaldı inşallah. Ömrü Kur’an’la geçti Kuran’a hizmet etti Mevla Teala da ruhu tayyibesini Kuran’ın indiği Ramazan ayında aldı. Kur’an her daim hocamızın yoldaşı olsun. Kabri nur makamı cennet olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.