Cihadsız İslam üretmeye çalışıyorlar!

Müslümanlar basiretli olmalı ve kafirlere kanmamalıdır. Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’i kan dökmeyi seven bir lider olarak tanıtıp dünyada bir İslam korkusu uyandırmak ne kadar yanlış ve haince ise; O’nu sadece bir barış elçisi gösterip yaşadıklarını görmezden gelip, barış üzerinden Müslümanların dirençlerini kırmak da o kadar hain ve sapıkça bir yaklaşımdır.

Bu hain yaklaşımın arkasında, Müslümanlar üzerinde ve topraklarında gözü olan emperyalist güçler vardır. Onların yerli taşeronluğunu yapan işbirlikçi hainler vardır. Bu hain çalışmalar meyvelerini vermekte ve dünyadaki istenmeyen bir çok olayla İslam arasında bağlantılar kurulmaktadır.

Müslümanlar öyle bir paradoks yaşıyorlar ki hem toprakları işgal ediliyor, namusları kirletiliyor, genç nüfusları katlediliyor, kaynakları talan ediliyor, aralarına fitne fesat sokuluyor, hem de cihadın inkarı ve kötülenmesi üzerinden dirençleri halka halka kırılıyor.

Cihad nedir?

Cihad, Allah celle celalüh’ün dinini mahkûmiyetten kurtarma, kötülüklere karşı zamanın fıkhına göre karşı koyma; tüm güzelliklerin varlığını devam ettirip kötülüklerin yok olması için fıkıhlı, ilkeli, kadrolu, ahlaklı ve plânlı bir şekilde çaba ve gayret sarf etmedir.

Bu manaya göre cihad etmek, Hazreti Âdem aleyhis selam’dan Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’e kadar tüm peygamberlerin ümmetlerine tebliğ ettikleri ve uygulamada örnek oldukları en önemli ibadettir.

Özünde, “Allah celle celalüh için çalışma” olduğu için cihad, Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’in peygamberlik görevi ile beraber başlamıştır. Cihadın bir türevi olan “mukatele”nin Medine döneminde farz olmasına bakarak, genel anlamda cihadın Medine’de farz olduğunu söylemek, Kur’an-ı Kerim’deki hakikatlerle çatışır.1

Cihadın Medine döneminde farz olduğunu iddia etmek peygamberlik misyonuna da aykırıdır. Cihad, Mekke döneminde farz olmuştur ve Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem de bu ibadetin farz olmasıyla beraber cihad etmeye başlamış, insanları Allah’ın dinine çağırmıştır. Cihad ibadetiyle bu ibadeti yapan kimsenin kazanmış olduğu nitelik arasında büyük bir ilgi vardır.

Cihad, Allah celle celalüh’ün dinini mahkûmiyetten kurtarma, kötülüklere karşı zamanın fıkhına göre karşı koyma; tüm güzelliklerin varlığını devam ettirip kötülüklerin yok olması için fıkıhlı, ilkeli, kadrolu, ahlaklı ve plânlı bir şekilde çaba ve gayret sarf etmedir.

Amellerin en makbulü

“İmandan sonra amellerin en makbulü Allah yolunda cihattır.”2 buyuran Resulullah; “cihadın İslam’ın zirvesi/ direği”3 olduğunu söylemiş; “cihad etmeden, cihad etmeyi içinden bile geçirmeden ölenlerin münafıklıktan bir şube üzerine öleceklerine”4 dair uyarıda bulunmuştur. Değil fiili olarak katılmak, bu uğurda “ayağı bile tozlanana cehennem ateşinin haram kılındığı”5 müjdesini vermiştir.

Cihadı, infakla beraber cennetin iki anahtarından biri sayılmıştır.6 Velev ki “deve sağımı kadar kısa süreli yapılsa bile, o kişinin cehennemlik olmasının imkânsız olacağına”7 işaret eden Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem, mücahidin İslam düşmanlarına karşı safta bir anlık duruşunun altmış yıllık (nafile) ibadetten daha faziletli olduğuna8 atıfta bulunmuştur.

Cihad yaparken, kimseden korkmamayı ve çekinmemeyi öğütleyen Resulullah, cihattaki muhatabın, yapılan cihadın büyüklüğünü belirlediğini ifade etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Cihadın en faziletlisi zalim yöneticiler karşısında hakkı söylemektir.”9

Cihad insana şecaat, cesaret ve kahramanlık kazandırır. Bu nedenle, denilebilir ki cesaret ve şecaat tüm peygamberlerin temel niteliklerindendir. Allah celle celalüh, korkak insanlardan peygamber göndermemiştir. Peygamberlerini örnek alan hiçbir İslâm ümmeti mensubu da korkak olmamalıdır. Cesaret ve şecaatle iman bilinci arasında doğru orantı vardır.

Peygamberler, firavunlardan ve Nemrutlardan korkmamıştır. Firavunların ve firavunlaşan zihniyetlerin korkulu rüyaları olmuşlardır. Her zaman mazlumların yanında durmak suretiyle ümmetlerine bağlayıcı örnek davranışlar/ sünnet koymuşlardır.

Kim peygamberleri model almaz ve “Gücü yettiği halde, yanında zelil düşürülen mümin bir kardeşine yardım etmez ise, kıyamet gününde bütün mahlukatın gözü önünde rezil edilecektir”10 uyarısını yapan Peygamberimiz, bu asli görevi yapmamayı kişinin kendini küçük düşürmesi/alçalması olarak11 dile getirmiş ve yeterli izahatı yapmıştır.

Müslüman cesurdur

İmanının bilincinde olan hiçbir Müslüman korkak olamaz. Hangi türü olursa olsun korkaklık kâfirlerin ve münafıkların ortak sıfatıdır. Zira onlar cenneti dünyada arayıp buldukları için ahiretten korkarlar ve bu korkaklıkları hayatlarına yansır. Mü’minler için ise ahiret, vuslatın başladığı gerçek hayattır.

En zor şartlarda insanların direncini kırmak ve ölüm endişesiyle onlara korkaklığı öğütlemek, münafıkların davranış biçimi olduğu için Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem, ümmetine şu uyarıyı yapmıştır: “Kim cihad etmez ve cihat etmeyi içinden bile geçirmezse, o kişi münafıklıktan bir şube üzerine ölür.”12

Çünkü münafıklar, korkak oldukları gibi Müslümanları da korkutarak kendilerine benzetmek isterler.13 Hâlbuki “Allah celle celalüh yolunda bir deve sağımı kadar cihad eden kişiye cennet vacip olur”14 buyuran Hazreti Muhammed, “Allah’ın rızasını kazanmak için çalışıp gayret ederken ayakları tozlanan kimseye cehennem ateşinin haram olacağı; dokunmayacağı”15 müjdesini vermiştir.

Ayrıca insanın, niyetini halis hâle getirmek suretiyle “Allah yolunda yaptığı bir sabah veya akşam yürüyüşü, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır”16 buyurmuştur.

Hakkı söylemek

Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem’in cesaret timsali olduğunu söyleyen Hazreti Ali radiyellahü anh, savaşlarda korktukları zaman onun arkasına gizlendiklerini ifade etmiştir.

Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem, herkes korkar cesaretini kaybederse, dünyaya kötülerin egemen olup hayatın anlamsız hâle geleceğini biliyordu. Bunun için, “İslam’da, kesintisiz –ruhbaniyet derecesinde- tek uğraşı cihattır”17 demiş; insanlardan korkup çekinmenin kişiyi hayrı ve doğruyu söylemekten men etmemesinin sözde gerekçesini ise şu şekilde açıklamıştır: “İnsanlardan korkmak ve çekinmek, sizden birisini, gördüğü veya bildiği bir hakkı söylemekten engellemesin. Çünkü söylemiş olduğu bu hak sebebiyle ne (belirlenmiş) eceli yaklaştırılır, ne de rızkı uzaklaştırılır.”18

Bu rivayet aynı zamanda eceli çift kabul eden mutezile ve korkak Müslümanlara(!) önemli bir cevaptır. Cesareti övüp korkaklığı yermesi bakımından şu hadis de oldukça önemlidir: “Hazreti Muhammed bir defasında sahabilerine, ‘Sizden biriniz kendini küçük düşürmesin’ deyince arkadaşları da ona ‘Kendimizi nasıl küçük düşürür, alçaltırız?’ sorusunu yöneltmişlerdir. Bunun üzerine Resulullah; “Kişi, Allah için konuşması gereken bir yerde konuşmazsa, Allah Teâlâ ona kıyamet gününde, konuşması gereken yerde konuşmadığının nedenini sorar, o da ‘İnsanlardan korktum.’ der, Yüce Allah da o kişiye: En çok korkman gereken ben değil miydim?”19 buyurur.

Hak uğrunda konuşmamanın neticesi, hadis-i şerifte hem şahsiyet zaafı hem de kıyamet gününde tüm insanların önünde mahcubiyet olarak tanıtılmıştır.

İnsanlardan çekinmeyin

Hazreti Muhammed sallellahü aleyhi ve sellem; “İnsanlar korkak davranır ve her türlü ahlaksızlığa kayıtsız kalırlarsa, içlerinde çok mükemmel insanlar da olsa yine de ilahî cezanın gelebileceğini”20 belirtmiş ve herkesi şu sözleriyle uyarmıştır: “Bir toplumun içerisinde (aleni olarak) Allah’a isyan içeren davranışlar işlenir ve gücü yeten kimseler de bunlara engel olmazlarsa, Allah umumi bela ve musibetler verir.”21

Aynı gemide yaşayan insanlar kötülüklere, ahlaksızlıklara, fuhşa, uyuşturucuya, öldürme ve yaralamalara göz yumarlarsa “gemi su alır”22 bela da ortak olarak herkese birden gelir.

Bu belalardan kurtulmanın yolu, her Müslümanın cesaretini kuşanarak en yakınından başlayıp23 komşularına doğru açılmak suretiyle İslam’ın güzelliklerini duyurmasıdır.24 İnsanlar belki bu gayretleri nedeniyle ilahi huzurda kendilerini savunabilirler.

Dr. Mehmet Sürmeli/ İrfanDunyamiz.com

DİPNOTLAR
1 Şu ayetler cihadın Mekke döneminde farz olduğuna delildir. Bak: Müddessir 74/2-3; Şûra 42/39; Ankebut 29/3, 6, 69; Şuara 26/214; Furkan 25/52; Nahl 16/125; Yunus 10/104; Lokman 31/17.
2 Nesai, Cihat, 25, h.no: 17, c.VI, s.19.
3 Ahmed, Müsned, c.V, s.234.
4 Nesai, Cihat, h.no: 2, c.VI, s.8.
5 Ahmed, Müsned, c.III, s.367.
6 Hâkim, Müstedrek, c.II, s.89-90.
7 Abdurrezzak, Musannef, c.V, s.253; Nesai, Cihat, 25, h.no: 25, c.VI, s.25.
8 Darimi, Cihat, 7, h.no: 2296, Beyrut, 1997, c.II, s.266.
9 Ahmed, Müsned, (tah: Muhammed Şakir, h.no: 18850) c.VI, s.266.
10 Heysemi, Zevaid, c.VII, s.267.
11 Bak: İbni Mace, Fiten, h.no: 4008, c.II, s.1328.
12 Nesai, Cihat, Had No: 2, VI, 8.
13 Konuyla ilgili bkz: Âl-i İmran 2/154, 156, 168.
14 Nesai, 25, Cihad, Had No: 25, VI, 25, Abdurrezzak, Musannef, No: 9534, V, 253.
15 Ahmed, Müsned, III, 367; Nesai, Cihad, 25, Had No: 9, VI, 14.
16 Abdurrezzak, Musannef, Had No: 9542, V, 259; Müslim, 33, İmare, 30, Had No: 1881, II, 1500; Nesai, Cihad, 25, Had No: 11, VI, 15.
17 Ahmed, Müsned, III, 266.
18 İbn Mace, Fiten, 20, Had No: 4007, II, 1328; Ahmed, Müsned, III, 51.
19 Ahmed, Müsned, IV, 268.
20 Malik, 56, Kelam, 8, II, 991.
21 İbn Mace, Fiten, Had No: 4009, II, 1329.
22 Ahmed, Müsned, IV, 268.
23 Şuara 26/214.
24 İbn Kesir, Camiu’l-Mesanid, Daru’l-Fikr, Beyrut trsz, I, 36.

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Behlül Dânâ bir gün fırınları denetler

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife ister. Harun Reşid de ona çarşı pazar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir