Mihr konusu ihmale gelmez

Evlilik akdi yapılırken kadına mihr tayin etmek gerekir. Mihrin varlığı Kitap ve Sünnetle sabittir. Yüce Allah, kadınlara mihr vermekle ilgili şöyle buyurmaktadır: “Kadınlara mihrlerini seve seve verin. Eğer, kendi istekleriyle mihrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin.” 1 Nikâh akdi yapılırken mihr belirlenmemiş veya belirlenmesine rağmen cinsel bir yakınlık olmadan ayrılık olmuş ise yapılması gerekenler şu ayetlerde ayrıntılı biçimde izah edilmiştir: “Eğer kadınlarla cinsel ilişki kurmadan ve mihr kesmeden onları boşarsanız, bunda size bir günah yoktur. Ancak böyle durumlarda onları örfe uygun olarak faydalandırınız; imkânı geniş olan kendi gücüne, dar olan da kendi gücüne göre… Bu, güzel davrananlar üzerine bir yükümlülüktür. Eğer onları, cinsel ilişkiye girmeden boşar da, mihr tayin etmiş bulunursanız, o vakit üzerinize düşen yükümlülük, tayin ettiğiniz mihrin yarısını vermektir. Ancak, kadınların vazgeçmesi veya nikâh bağı elinde bulunanın vazgeçmesi hali müstesna! Mihrden vazgeçmeniz takvaya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayınız. Şüphesiz ki Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.”2

Kadının hakkı olan mihrin asgari miktarı belirlenmediği gibi, malın dışında bazı değerlerin ve menfaatlerin Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem döneminde mihr olarak tayin edilmesi de farklı şeylerden mihr verileceğinin kanıtıdır. “Eğer kişinin evleneceği kadın az veya çok bir mala razı olacak olur ve şahitler huzurunda evlenecek olurlarsa bundan dolayı adama bir günah yoktur”3 buyuran Peygamberimiz, gönül rızası olduktan sonra “Bir misvağın bile mihr olabileceğini” söylemiştir.4

Şu ayet ise bizlere mihrin üst sınırı olmadığını göstermektedir: “Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mihr vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?”5 “Kantar kantar (mal, altın, gümüş gibi şeyleri mehir olarak) bile vermiş olsanız” ifadesi mihrin üst sınırının olmadığına delildir. Mihr, nikâh akdi esnasında acil ödenmesi şart koşulmuşsa hemen, süreye yayılmışsa vakti geldiğinde ödenmelidir.

Toplumda bekârların çok olmasını sosyal bir rahatsızlık olarak değerlendiren Hazreti Ömer radıyellahu anh, evlenmenin kolaylaştırılmasını istiyordu. Mihrin yüksek olmasını, evlenmeyi zorlaştıran bir sebep olarak algılıyor ve mihrin tavanının Rasulullah’ın hanımlarının mihri olan dört yüz dirhemden fazla olmasını istemiyordu. Bu görüşünü dile getirdiğinde, camiye gelenlerden bir kadın Mescitte ayağa kalktı ve Hazreti Ömer’e, varmış olduğu sonucun yanlış olduğunu söyledi. Arkasından, “Sen, Allah’ın indirmiş olduğu şu ayeti işitmedin mi?” dedi. Ona mehrin üst sınırı olmadığını beyan eden ayeti okudu: “Bir eşin yerine başka bir eş almak istediğiniz takdirde, onlardan birine (evvelki eşinize) kantarlarca mal vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?”6

Kadın bu ayeti okumakla Hazreti Ömer’in mihre dört yüz dirhem sınırlama getiremeyeceğini, “İnsanın gücüne göre, kantarla bile mihr verebileceğini” hatırlatmıştır. Bu ayetten, böyle bir içtihatta bulunan kadını Hazreti Ömer onaylamış ve “Ey Allah’ım! Beni affet. Herkes Ömer’den daha fakih olmuş.”7 demiştir. Böyle demekle daha önceki içtihadından da dönüş yapmıştır. Bu davranış biçimi aynı zamanda Hazreti Ömer’in siyasette başarısının hikmetlerindendir. O hiçbir zaman içtihatlarını başkalarına dayatmamıştır.

Kadının mihri, onun en doğal hakkı ve mülkiyetidir. Onu kimseye verme ve bağışlama mecburiyeti yoktur. Hazreti Ömer’in talebinde olduğu gibi mihri yüksek tutmamak ve evlenmeyi zorlaştırmamak bir erdemdir. Bir zorunluluk değildir. “Zira mihrin en hayırlısı ödemesi kolay olanıdır.”8 Mehir akitle belirlendikten sonra, belirlenen mihri hakkıyla ve vaktinde ödemek şarttır. Eğer evlenme isteğinde bulunan erkek, mihri ödememek gibi bir niyetle akit esnasındaki miktara ses çıkarmıyorsa, Peygamber Efendimiz’in hem tehdit, hem de uyarı içeren şu hadisini aklından çıkarmamalıdır: “Herhangi bir kişi içerisinden belirlenen mihr miktarını ödememeyi geçirerek bir kadınla nikâhlanacak olursa, Allah Teâlâ o kimseye zinâkâr muamelesi yapar.”9 Başka tarikle gelen rivayette ise; “Bu davranışıyla o şahıs, hanımı aldatır; cinselliğini haksız yere helal kılarsa kıyamet günü Allah celle celaluh, bu şahsa zina etmiş gibi muamelede bulunur”10 denilmiştir. Peygamber Efendimiz’in bu uyarılarının tehdit ve kınama kabilinden gelen “terhib” hadisleri olduğu malumdur. Biz bu rivayetlerden yola çıkarak bir hüküm bina etmiyoruz. Kadınları mağdur etmeme hususunda sadece rivayetleri hatırlatıyoruz.

Yaşadığımız toplumda mihrin ne anlama geldiği ve ödenmezse kul hakkının doğacağı pek bilinmez. Bazı yerlerde de mihr ile fasit bir adet olan başlık parası birbirine karıştırılmıştır. Toplumumuzun erkeklerinin büyük bir çoğunluğunun hanımlarına mihr borcu vardır. Ödenmeyen bu borçlarla kadınların hukuku ihlal edilmektedir.
Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem, bunları bilip yaşadığı için ümmetini vefatından hemen önce şu buyruğu ile uyarmıştır: “Hanımların haklarını koruma konusunda Allah’tan korkunuz, velayetiniz altındaki kimselerin hukukunu korumada da Allah’tan korkunuz.”11 Yukarıdaki ayet ve hadisler çerçevesinde hayata anlam verilip varsa önce hanımların mihr borçları ödenmeli veya haklarını helal etmeleri istenmeli; yeni mihrler belirlenirken işin ciddiyeti bilinip ödemeler vaktinde ve tam yapılmalıdır. Çünkü eş de olsa kul hakkı hakların en ağırıdır. “Kişinin eşinden kaçacağı gün”12 uyarısının içerisinde ödenmemiş mihr parasının da olmadığını kim iddia edebilir.

Şu hususu da bu başlık altında açıklığa kavuşturmak gerekir. Mihrin maddi bir değer olması gerekirken bazı durumlarda kadınların isteği ve rızası üzerine maddi olmayan şeyler de mihr yerine konulmuştur. Sahabenin önde gelenlerinden ve Peygamberimizin Medine’deki halalarından Ümmü Süleym, kendisiyle evlenmek isteyen Ebu Talha’ya mihr olarak Müslüman olmasını şart koşmuştur.13 Böyle ideal bir evlilikten, günümüz gençlerinin iman ve ahlakın öncelenmesi bağlamında alacağı dersler ve ibretler vardır. Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem, mihr bulamayan ama evlenmeye azimli ve ehil bir kısım insanların bildikleri sureleri eşlerine öğretmelerini mihr olarak belirlemiştir.14 Böylece hem bir yuva kurulmuş, hem de ilmi kalkınma tabana yayılmıştır.

Yuvanın teşekkülünde alenilik çok önemlidir. Tarafları fuhuş şüphesinden tezkiye etmek için şahitler huzurunda kıyılan nikâhın ilan edilmesi zaruri olduğu gibi, doğacak çocuğun nesebinin sübutu için de ilan çok mühimdir. Nikâh şahitleri seçilirken elbette şehadete layık; Müslüman, akıllı, ergen, takvalı, Kur’an ve Sünnet ehli kimseler tercih edilmelidir. Gizlice yapılan şahitsiz nikâhlar batıldır; yok hükmündedir. Nikâhın ilanı çerçevesinde Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem, “Helal / meşru olan nikâh ile meşru olmayan nikâh arsındaki farkın (nikâhı ilan için) def çalmak ve ilan”15 olduğunu belirtmiştir. “Ensar eğlenceyi sever, meşru şekilde eğlenin”16 tavsiyesi ile de düğün evlerini cenaze evlerinden ayırmıştır.

Çalışmamızın başında açıkladığımız üzere, ilk yuva ve aile cennette kurulmuştur. Amaç, cennetteki huzurun bir benzerini dünyaya taşımak ve yuvayı cehenneme çevirmemektir. Bu söylenenleri yapabilmek için evlenecek kadın ve erkeğin İslâm evlilik hukuku ile ilgili meseleleri bilmeleri şarttır. Çeşitli fıkıh, ilmihal ve sahih kaynaklardan bu konuları öğrenecek olurlarsa eşler birbirlerine zulüm etmedikleri gibi hayatlarını da sağlam temeller üzerine oturturlar. Mutlu bir yuva kurma konusunda yapılacak en önemli çalışma önce zihinlerde evlilik idealize edilmelidir. Sıradan ve sadece şehvet temelli yuvalar uzun ömürlü olmaz.

Evliliğin idealize edilmesi bağlamında şu ayette açıklandığı gibi, eşlerin birbirlerini huzurun ve sükûnun kaynağı görmeleri esastır: “Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet meydana getirmesi de O’nun (varlığının ve yüceliğinin) delillerindendir. Doğrusu bunda düşünen bir toplum için dersler vardır.”17 Ayetten anlaşılacağı üzere karı-koca arasında sevgi ve rahmet varsa sükûnette vardır. Ailede sükûn yerine şiddet hâkim olursa yuva, yuva olmaktan çıkar ve cehenneme döner. Nitekim Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem, Ensar’dan bir hanıma kocası ile ilgili bazı sorular sorduktan sonra aldığı cevap üzerine; “Ne dediğine dikkat et! Cennetin de, cehennemin de senin kocandır.”18 buyurmak suretiyle, ailenin huzurlu olmasının önemine dikkat çekmiştir. Huzurlu aile ve ortamlarda yaşayan çocuklar huzurlu; huzursuz ailelerde yetişen çocuklar ise sorunlu olurlar.

Yüce Allah, ideal aileyi bizlere haber vermiştir. Böyle bir aileyi kurabilmek için ayette öğretildiği gibi Allah Teâlâ’dan yardım istemek gerekir: “(Rahman’ın salih kulları): ‘Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla. Bizi takva sahiplerine önder kıl.’ derler.”19 İdeal bir ailenin amacı sıradan insanlara önderlik değil; takvalı insanlara önder olabilmektir. Böyle üstün ahlak ve ideal sahibi bir ailenin temeli ise ancak Kur’an ve Sünnet’e göre hayata anlam vermekle atılabilir. Vahiy bilgisi ve uygulaması olmayan ailelerin ideal aile olması söz konusu değildir. Velev ki bir yuva kurulsa bile, bu yuvadan halifeliğinin şuurunda ve ümmete önderlik yapabilecek bir çocuk yetişmez.

Dr. Mehmet Sürmeli/ DinKulturuAtolyesi.com

Dipnotlar

1 Nisa 4 / 4.
2 Bakara 2 / 236-237.
3 Beyhaki, Sadak, 4, H. no: 14381, VII / 391.
4 Beyhaki, age., H. no: 14382, VII / 392.
5 Nisa 4 / 20.
6 4 / Nisa 20.
7 Beyhaki, Sadak, 2, H. no: 14336, VII / 380; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, IV / 283.
8 Beyhaki, Sadak, 1, H. no: 14332, VII / 379.
9 Abdurrezzak, Musannef, H. no: 10443, VI / 185.
10 Heysemi, Mecmau’z-zevaid, IV / 284.
11 Abdurrezzak, age., H. no: 9754, V / 436.
12 Abese 80 / 36.
13 Hakim, Müstedrek, II / 196.
14 Beyhaki,4, Sadak, H. no:14358, VII / 385. Ayrıca bak: Beyhaki, Sadak, 6, 14398, 14399, 14400, 14403 nolu hadisler.
15 Nesai, Nikâh, 26, H. no: 72, VI / 127.
16 Hakim, Müstedrek, H. no: 2749, II / 200.
17 Rum 30 / 21.
18 Ahmed, Müsned, IV / 240.
19 Furkan 25 / 74.

DinKulturuAtolyesi.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Behlül Dânâ bir gün fırınları denetler

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife ister. Harun Reşid de ona çarşı pazar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir