İletişimin zirvesi sessiz iletişim

İçinde yaşadığımız bu hız ve haz çağında, sessizliğe çokça ihtiyaç var. Zira tefekkür, tezekkür ve teakkul ancak sakin ve sessiz bir ortamda mayalanır. Duymak ve muhatabımızın ne dediğini anlamak için susmak gerekir. Susmak ve dinlemek, anlamlı bir iletişim için vazgeçilmez unsurdur.

Söz gümüşse, sükût altındır” kelam-i kibarı, sorgulayıcı bir mantıkla kendimizi tartmamız, muhatabımızı daha iyi anlamamız için gerektiğini ifade eder. Zira sessizliğin sesini dinlemenin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Zihin dünyamızın, aklımızın, kalbimizin ve ruhumuzun ihtiyaç duyduğu bilgi; “satır”larda olan değil, “sadır”larda olan bilgidir.

Nuri Pakdil; “Dilimin döndüğü kadar sustum” diyerek aklın ve ruhun en dinamik olduğu o sessizlik anına dikkat çekmiştir. Feridüddin Attar; “Akıllıların âdeti susmak, cahillerin âdeti unutmaktır” diyerek, sahip olduğumuz bilginin değerinin yeri geldiğinde susmakta olduğunu belirtmektedir. Genelde çok konuşanların bir fikri derinliği olmaz.

Haksızlığa susma

Attar; “Çok konuşanların göğüsleri içinde kalpleri hastadır. Çok konuşmak kalbi beden içinde öldürür; o sözler istersen Aden incisi olsun” diyerek çok konuşmanın afetlerine dikkat çekmiştir. Bu şu demek değildir: Her türlü yanlışlığa, haksızlığa, adaletsizliğe karşı susalım. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” kutlu sözün gereğini yapmak, her erdemli ve onurlu insanın yapması gereken bir görevdir.

Konuşmamız gereken yerde susmak, susmamız gereken yerde konuşmak” hikmetli davranışa aykırıdır ve doğru değildir. Hikmetle, tasavvurla, irfanla bir yaklaşım içinde olmamız gerekmektedir. Burada çokça ve gereksiz konuşmanın doğru olmadığını, sessiz kalmanın, sessizliğin kıymetini idrak etmenin, sessizce dinlemenin ve sessizliğin sesini duymanın en büyük eylem olduğunu ifade etmek isterim.

Gül yaprağı olmak

Bir anekdot anlatılır: “Bir zamanlar bilginler ve şairler, “suskunlar meclisi” adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. Üye sayısı 40 kişiydi ve bunu artırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek fakat çok az konuşmaktı. O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Câmî, bu meclisin üyeleri arasında olmayı arzuluyordu.

Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan suskunlar meclisine gönderdi.

Meclis üyeleri bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Molla Câmî oraya layık bir bilgindi, ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı. Yeni bir üye için yer yoktu. Meclisin başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Câmî’ye gönderdi.

Zeki bilgin, durumu kavramıştı. Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gülden küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardaktaki su taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi.

Meclistekiler bu kibar cevabın mânasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı. Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya karar verdiler. Başkan listeye Molla Câmî ‘nin adını ekledi. Kırk sayısının sonuna bir sıfır koyarak, 400 yazdı. Bununla Molla Câmî sayesinde, meclisin değerinin on misli arttığını belirtiyordu.

Listenin son şekli Molla Câmî ‘ye gelince, meseleyi anladı. Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, kırk sayısının soluna koydu. Yani 040 yazdı. Alçak gönüllü Molla Câmî, böylece kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu.

Gül yaprağı olmak, kolay değil. Ama evde, işte, çevrede geçim ehli olmanın, gül gibi geçinmenin yolu gül yaprağı olmaktan geçiyor. Yük olmayıp yük almak, gül yaprağı güzelliğine kavuşmak…

Kendi içimizde, ailemizle, çevremizle uyumlu olmanın, ebedi güzellikler yolunda yürümenin müjdecisi. Gül yaprağı sırrına erenler, sağdaki sıfır gibi bulundukları topluma güç katarlar hem de bire on, ama soldaki sıfır gibi davranıp kimseye yük olmazlar.”

Prof. Dr. Şemsettin Dursun/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Ey yâr-ı sâdık/ Hulusi Efendi

Aşkın yakıp eyledi nâr cümle işimi kıldı zârGitdi kamu nâmûs u âr ey yâr-ı sâdık …

2 Yorumlar

  1. İsmail Hakkı TANYILDIZI

    Çok değerli Hocam. Yazılarınızı zevkle okuyorum. Yine günümüzde değerini kaybetmiş önemli bir konuya değinmişsiniz. Bulunduğunuz topluluklara hiç birşey beklemeden yalnızca Rıza-i İlahi adına birşeyler katabilmek ve sünnete uygun kimseye yük olmamak dualarımla ellerinize, yüreğinize sağlık Hocam.

  2. Değerli hocam tam zamanında kaleme alınmış bir yazi. Gökyüzüne bir hoparlör takıp bastan sona okunması gerekir. Çok beğendim. Kaleminiz daima güçlü olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir