Yalan haberlere dikkat edin!

Yalan haber getirmek ve yaymak fısktır. Yalan, İslâm dininde haram kılınmıştır. Yüce Allah yalan söylemenin haramlığına ve çirkinliğine 282 ayette değinmiştir. Bu sayıya yalanla eş anlamlı veya yalan kavramının anlam alanına giren kelimeleri de sayarsak sayı daha da artmış olur. İftira bir yalan türü olduğu gibi “ifk” kavramı da yalanın anlam alanına girer. İfk, namusa iftira ile beraber Kur’an-ı Kerim’de kullanılmıştır. Nur Suresi’nde 10. ayetten itibaren bu kullanımı görmekteyiz.

Bir yalan türü olan ifk ve türleri toplam olarak Kur’an’da 27 defa kullanılırken, 9 defa ifk formu, 2 defa da “effak” formu gelmiştir. “Effak” mübalağalı ismi faildir. Çok fazla yalan söyleyen manasındadır. İfk, yalanın farklı bir söylemidir. Bir şeyi olması gereken durumdan farklı bir mecraya çevirmektir. Söylenen sözle haktan batıla yönlendirmektir.1

En büyük yalan

Yalan sayesinde hakkı batıl, batılı hak gösterme ameliyesi ifktir. Allah Teâlâ yalanın fiili ve kavli olanından uzak durmayı emretmiştir. Her türlü yalan haramdır ama en büyüğü Allah adına yalan söyleyip helali haram, haramı helal yapma çabasıdır.2 Buna yalan yere şahitlikte bulunmayı ve yemin etmeyi de ekleyebiliriz.

Yalanın en tehlikeli olanlarından biri de habere yalan karıştırarak toplumlarda fitne çıkarmak, insanları savaşa sürüklemek ve toplumsal beraberliği sarsmaktır. Bunun en tipik örneklerinden birini Hucurat Suresi’nin 6. ayetinde görüyoruz. Aslında sure ahlaki davranışların tam bir özetidir. Bu çerçevede sure, Yüce Allah’a, Kitabına, Peygamberine ve Müslümanların birbirlerine karşı ahlaki davranışlarının önemini içermektedir. Tam bir ahlak ve âdap suresidir.

Ahlaki bir kural olarak surenin 6. ayetinde yalan haber getirmenin yanlışlığına ve tehlikesine dikkat çekilmektedir ki ayet şöyledir: “Ey inananlar! (Herhangi bir kimse, özellikle de kötü huylara sahip) fasık biri size önemli bir haber getirirse, (bu habere göre hareket etmeden önce, onun doğruluk derecesini iyice) araştırın; yoksa bilmeyerek bir toplumun hakkını çiğnersiniz de yaptığınıza pişman (ve uzun süre vicdan azabına mahkûm) olursunuz!”3 Ayeti doğru anlamak ve yalandan kaçınmak için nüzul ortamını ve sebebini kısaca bilmekte yarar görüyoruz.

Nüzul sebebi

Ayetin nüzul sebebine konu olan ve Kur’an’da “fasık” diye nitelenen Velîd bin Ukbedir. (ö. 61/680-81) Velîd, Mekke’nin fethi esnasında İslâmiyet’i kabul etmiştir. Fetihten sonra Mekkeli gençlerin gönüllerini kazanmak düşüncesiyle onlara çeşitli görevler veren Resûlullah, Velîd bin Ukbe’yi Mustalikoğulları’na zekât amili (tahsildarı) olarak göndermiştir. (h.9/630). Müstalikoğullarının reisi Haris bin Dırar Müslüman olduğunda zekât başta olmak üzere İslâm’ın tüm emirlerini yerine getireceğine söz vermişti. Hatta Resulullah’ın elçisi yorulmasın diye zekâtları bile toplayıp bir araya getirmişti.4

Zekâtları alma vakti gelince de ilgili memur bu kabileye gönderilmişti. Ancak Velîd görev yerine zamanında gidemediğinden bir kısım kabile halkı onun neden gelmediğini öğrenmek için Medine’ye gitmek üzere hazırlık yaptı. Hatta Peygamber Efendimiz’in elçisi olduğu için hediyeler bile hazırlamışlardı.5 Bir rivayete göre, zekât amili olarak görevlendirilen Velîd bin Ukbe, kabileye yaklaştığı sırada uzaktan onları silahlı ve toplu vaziyette görünce kendisine tuzak kurulduğu düşüncesiyle Medine’ye geri döndü ve Peygamber Efendimiz’e Mustalikoğulları’nın irtidat ettiklerini, hatta kendisini öldürmek için harekete geçtiklerini söyledi.6

Velîd bin Ukbe ile Müstalikoğulları arasında eskiden kalma bir dava vardı. Velîd, insanları toplu görünce korkmuş ve kendisini bu davadan dolayı öldüreceklerini zannetmiştir.7 Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Halit bin Velîd’i göndererek durumu araştırmasını istemişti.8 Bu kabilenin namazlarına bakmasını isteyen Resulullah, topluca namazı terk etmişlerse gerekeni yapmasını fakat ceza vermekte acele etmemesini de Hazreti Halit bin Velîd’den istemiştir.9

Bazı bilgiler

Rivayetin şöyle bir tarafı da vardır. Velid bin Ukbe zekât toplamaktan vazgeçip Peygamber Efendimiz’e yalan beyanda bulunduktan sonra durumun gecikmesinden şüphelenen Müstalikoğullarının ileri gelenleri toplanıp Medine’ye gelmişler ve Peygamber Efendimize şöyle demişlerdir: “Ya Resulallah! Elçinin sadakalarımızı almak üzere bize geleceğini sürurla öğrendik. Onu karşılamak istedik. Öğrendiğimize göre elçin bize kızıp yoldan geri dönmüş. Allah’ın ve Resulünün gazabından Rabbimize sığınırız. Vallahi biz ne elçini gördük ne de bize kimse geldi. Cahiliye dönemindeki bir davadan dolayı zannederiz Velîd böyle davranmıştır” diyerek durumu özetlemişlerdir. Bunun üzerine Yüce Allah, Hucurat Suresi’ndeki üç ayette (6-8. Ayetler) peş peşe velîd bin Ukbe’nin fasık olduğunu bildiren ayetleri indirmiştir.10

Velîd bin Ukbe, Hazreti Osman’ın anne bir kardeşidir. Bir ara Kufe’ye vali olarak atanmıştır. Cemaate sarhoş olarak namaz kıldırdığı için Hazreti Osman tarafından görevden alınmıştır.11 Hazreti Osman zamanında bile sarhoş namaz kıldırmış ve bu davranışından dolayı valilik görevinden azledilmiştir.12 Müslümanlığı kabul etse de hayatına baktığımızı zaman zikzaklar olan Velîd bin Ukbe, halifeler döneminde bazı yanlış işlere konu olmuş, Hazreti Osman zamanında ise akrabalığını vesile kılarak idari görevler almıştır. Bu görevleri sırasında yaptığı uygulamalarla Hazreti Osman’ı yıpratmıştır.

Hucurat Suresi’nin altıncı ayetinin nüzul sürecinde zekât toplama işi vardır. İslâm dini zekâtı yoksulluk sorununu çözecek en önemli etkenlerden gördüğü için toplanmasını ve dağıtılmasını yönetime tevdi etmiştir. Fakirin doğal hakkı olan zekâtı kimsenin gönlüne bırakmayan siyasi irade, zekât toplama işini de fertlerin isteğine bırakmaz. Bazı araştırmacılar Tevbe Suresi’nin 103. ayetinin Tebük Seferine katılmayan sahabe hakkında indiğini, devletin zekât toplamasına işaret etmediğini söyleseler de bu söylem Peygamber Efendimiz’in uygulamalarına aykırıdır.

Ayetteki; “Onların (tövbelerinin kabul edildiğini resmen göstermek üzere, Allah yolunda bağışladıkları) mallarından (uygun bir miktarı, devlet reisi sıfatıyla zekât veya) sadaka olarak al ve (Allah yolunda harca) ki böylece onları günahlarından arındırıp tertemiz kılasın. Ve onların bağışlanmaları için Allah’a dua et. Çünkü senin duan, onlar için huzur ve teselli kaynağıdır.  (Bununla birlikte, hangilerinin affedilmeye lâyık olduğuna karar verecek olan, Allah’tır. Zira) Allah, her şeyi işitendir, bilendir.”13

Bu yaklaşımın arka plânı olsa da metodik olmadığı gibi Peygamberimizin uygulamalarına da terstir. Ayetteki “al” emrinin muhatabı Peygamberimizdir.14 Peygamberimizden sonra ise “sadakayı toplamakla” ilgili muhatap, siyaset adamları ve onların muvazzaf olarak atadığı amillerdir.15 Sadaka/ zekâtı toplamakla ilgili makamın devlet otoritesi olduğuna dair şu bilgilerin iyi hatırlanması önemlidir. Ulema der ki üzerlerine zekât farz olan kişilerden zekât almak imamın/ devlet başkanının hakkıdır.

Peygamber Efendimiz zenginlerden zekât toplamış, ondan sonra da ilk iki halife bu görevi hakkıyla yapmışlardır. Hazreti Osman radıyellahu anh zamanında ise devlet gelirleri artıp sınırların çok genişlemesinden dolayı “emval’i bâtıne” dediğimiz” para, altın ve gümüş gibi mallar sermaye sahibinin dağıtmasına bırakılmıştır.

Hazreti Ebubekir, Tevbe Suresi’nin 103. ayeti çerçevesinde hareket ederek şöyle demiştir: “Şayet insanlar Resulullah’a verdikleri bir yuları dahi zekât olarak vermeyip engellerlerse, ben zekâtı vermeyenlerle savaşırım.”16 İmam Şafi, zekât toplamak için memleketin her yönüne zekât memurları atamak imamın/ halifenin görevlerindendir.”17 Eğer imam zekâtı almaya güç yetiremezse, yoksulun hakkını almak için Müslümanlar topyekûn zekât vermeyenlere karşı savaş açarlar.18

Önce araştırın

Hucurat Suresi’nin ilgili ayetindeki bir başka önemli talep ise fasıkların getirdiği haberlere hemen inanmayıp haberin arka plânını araştırmaktır. Fasık kavramını cins olarak düşünecek olursak kâfirden daha umumidir. Fasık hem kâfirleri, münafıkları içine alır hem de ameli yönden günahlara dalan Müslümanların davranışlarını muhtevidir. Kâfirin hem inancı hem de amelini içerir. Müslümanların ise sadece ilahi buyruklara aykırı amelleri fısk olarak nitelenir. Nitekim Velîd bin Ukbe’ye söylediği yalandan ötürü “fasık” denilmiştir.

Fısk olayını en geniş şekilde düşünecek olursak kitap ehli dâhil olmak üzere batıl dinlerin mensupları, dine karşı din olma iddiasındaki tüm ideolojik yapılanmaların inananları, sahibini dinden çıkaran gulat ekollerin müntesipleri fasıktırlar. Bunlara kebire (büyük günah) başta olmak üzere dine aykırı davranışlarda ısrar edenleri de ekleyebiliriz. Bununla kast ettiğimiz; fasıkların verdiği haberlere itinalı yaklaşmak şart olmakla beraber haberin şekli değişip kasıtlı yalanlar uyduruluyorsa yapılması gereken daha önemli şeyler var demektir. Bu da Müslümanların kendi haber alma merkezlerini ve örgütlerini kurmalarıdır.

Kur’an-ı Kerim ayetlerinin gönderilişinden amaç ayetlerle hayata anlam vermek ve onlara göre yaşamaktır. Zira vahyi hayata katmak ibadettir. Ayetlerin Müslümanlardan istediği davranışlar vardır. Bir insan Hucurat Suresi’nin 6. ayetini bin defa okusa ayetle amel etmiş ve ilahi emri yerine getirmiş olmaz. Ne zaman ki Müslümanlar ilgili ayet çerçevesinde bir haber ve haberleşme ağı, teknolojisi yapacak olurlarsa o zaman ayetle amel etmiş olurlar.

Düşünecek olursak dünyaya haberleri üç ajans servis etmektedir. Bunlar AFP, Reuters, AP (Associated Press). Tüm dünyanın haberleri de birkaç (14) haber kanalı tarafından yayılmaktadır. Bu haber kaynaklarının hiçbir yerinde Müslümanlar yoktur ve edilgen vaziyettedirler. Haber servisleri ve kanalları tüm haberleri kendi çıkarlarına, dünya görüşlerine uygun hâle getirdikten sonra servis etmektedirler.

Müslümanlar, yorumlanmış ve belirli bir forma sokulmuş haberleri dinleyerek algı yanılmasına uğratılmaktadırlar. Hatta bazı Amerika ve Batı Avrupa kaynaklı haber kanalları yıl içinde yüz binlerce yalan haber yayarak insanların sağlıklı düşünmelerini bile olumsuz etkilemektedirler. Bu olumsuzluklara birde halkı Müslüman ülkelerdeki Mosad ve CİA ajanlığı yapan basın mensuplarını da etkilersek durumun vahameti daha iyi anlaşılır.

Suç ortakları

Burada şu hususu iyi anlamak gerekir. Siyasal tercihini batılılaşmadan yana yapan ve kıblesini Amerika’ya çeviren halkı Müslüman toplumların yöneticilerinden temiz haber kaynakları beklemek beyhudedir. Çünkü işbirlikçi siyasiler de yalan haberlerin suç ortaklarıdırlar. Bu tip yayın organlarını destekleyerek hem batılılaşmaya hem de kendi iktidarlarına can vermektedirler. Bu girdaptan kurtulmak için hakiki anlamda bir İslâm devleti kurmak şarttır.

Bu bağlamda ayet Müslümanlara hem siyasal şekillerini değiştirmeyi hem de kendi haber ajanslarını kurmayı teklif etmektedir. Ayetin teklifi çok önemlidir. Müslüman kalmak ve zihinleri çeldirmemek ayetteki teklifleri ameli hâle getirmekle mukayyettir. Bu bağlamda şu durumu da vurgulamak gerekir: Resmî ideolojiye teşne olan ve onun bekası için sözde haber üreten kanallardaki bazı dini ritüeller, suya sabuna dokunmayıp kendi sermayesine sermaye katan medya vaizlerinin durumu ise şarap dükkanındaki besmele levhası gibidir.

Kimse bu levhaya bakıp da gayri meşru işlerin propagandasını yapmasın. Zira bu şarap dükkanı mesabesindeki nifak odakları gençliği, aileyi, emeği, eğitimi, ahlakı, sokağı ve kısacası hayatı ifsat ettiler. Yaptıkları diziler insanlığa karşı işlenen bir cinayettir. Öyle ki yaptıkları tahribat atom bombasından bile tahripkârdır. Test etmek için bunlardan birinin akşama kadarki yayın akışına bakabilirsiniz. Yüce Allah bizlere Hucurat Suresi’nin 6. ayetinde çözümü göstermiştir. Bu çözüme göre mevcut medya kurumlarının Müslümanlar nazarında meşruiyeti yoktur.

Dr. Mehmet Sürmeli/ İrfanDunyamiz.com

1 Isfahanî, Ragıp, Müfredat, s. 79.
2 Bak: Nahl 16/116
3 Hucurat 49/6
4 İbni Kesir, Tefsir’ü-l Kur’an’i-l Azim, c. IV. s. 210.
5 Mücahid, Tefsir, s. 260.
6 Hasan el Basri, Tefsir, c. II, s. 282; Zemahşerî, Keşşaf, c. IV, s. 350; İbni Kesir, Tefsir’ü-l Kur’an’i-l Azim, c. IV. s. 211.
7 Mukatil, Tefsir, c. III, s. 259.
8 İbni Vehb, el_Vâdıh, c. II, s. 331.
9 Hasan el Basri, Tefsir, c. II, s. 282.
10 Mukatil, Tefsir, c. III, s. 260.
11 Zemahşerî, Keşşaf, c. IV, s. 350.
12 Zemahşerî, Keşşaf, c. IV, s. 350.
13 Tevbe 9/103
14 Zuhayli, et-Tefsir’u-l Veciz, s. 204.
15 Bak: Tevbe 9/60
16 Malik, Muvatta, Beyrut, 1989,  s. 165,
17 Ebussud Efendi, İrşad’u –l Akl’ı -s Selim, c. V, s. 478.
18 Malik, Muvatta,  s. 165,

İstikamet Yazıları ↗

İslam’ın şuur boyutuna vurgu yapan yazıları okumak için tıklayın.

Kaynak Metinler ↗

İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Dinlerini tahrif edenler…

Kur’an-ı Kerim dindeki tahrifat süreçlerinden bahsederken Ehl-i Kitab’tan örnekler vererek Müslümanları bu konuda uyarır. Yüce …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.