Konuşacak hâlim yok, susuyorum…

Bir zaman Gaziantep’e bir freze makinesi getirmiştim. Ayakkabı üretenler, ürettikleri ayakkabıları bize getirirler, biz bunların kenarlarını, topuklarını ve altlarını düzeltir, boyar tekrar veririz. Herkes getirdiği işin çok çabuk yapılmasını ister, biz de “şu saatte biter.” diyerek sıraya koyardık. Sistem böyle çalışırdı.

O zamanlar bir oğlum vardı, ismi Mahmut. 17 aylıktı. Konuşuyor, koşuyor, sabahları ayaklarıma sarılır; “–Baba! Beni de götür!” der. Beraber yatar yuvarlanırız, tam sevimli zamanı. Hem başka çocuğum da yok. Bir gün hasta oldu. Doktor-ilâç fayda vermedi. Bir hafta sonra da vefat etti. Sabahtan yıkadık, namazını kıldık, 8-10 kişi mezarlığa götürdük, defnettik.

Ağzımı bıçak açmıyor. Acım çok, ama müşteriler gelirler diye müşteri hatırına işyerine geldim, çalışıyorum. Müşteriler, aynı zamanda arkadaşlarım, saati geldiği hâlde işlerinin yapılmadığını görünce kızdılar, “sözünüzde durmuyorsunuz, araya başkasının işini alıyorsunuz” gibi sözler söylediler. Konuşacak hâlim yok, susuyorum. Hiçbir kelime söylemiyor, söyleyemiyorum, içim ağlıyor, mazeret beyan edemiyorum.

Bu arkadaşlar bir saat kadar sonra durumu öğrenmişler. Toplanıp yanıma geldiler: “Kardeşim böyle bir durumun var, yaralısın. Bize niye söylemiyorsun? Biz de sana ulu orta lâf ediyoruz. Ne olur kusurumuza bakma! Hele işi bırak! Şuraya otur. Konuşacak hâlin yok. Her şeyin bir zamanı var. Bugün biz de seninle beraberiz. Biraz su getirin, yüzünü yıkayalım…” Koluma girdiler, beni eve götürdüler… Niye öyle yaptım? Müşteri hatırı için, sözümde durmak için!

Kaynak: Merhum Ahmet Ziylan Bey büyüğümüz ile yapılan mülakat. Altınoluk, Kasım, 2020, s.15

Ahmet M. Ziylan/ İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: İnsanoğlu yapı itibariyle hep başkalarından anlayış bekler. İsteriz ki her işimiz hiç sorun çıkmadan hemencecik hallolsun. Makine değiliz, bizden istenilenleri ya da beklenilenleri çeşitli nedenlerden dolayı zamanında yetiştiremediğimiz de olabilir. Beşerin türlü türlü halleri vardır. İnsan olmak biraz da anlayışlı olmaya çalışmak demektir. Acaba böyle durumlarla karşılaştığımızda, bir işimiz aksadığında ne kadar hoşgörülü, ne kadar toleranslı davranabiliyoruz. Ne kadar anlayışlıyız? Hüsnü zan mekanizmasını işletebiliyor muyuz? “Adamcağızın bir sıkıntısı mı var acaba?” diye düşünebiliyor muyuz örneğin… Belki de olgunluk böyle zamanlarda belli oluyor. Merhum Ahmet Ziylan büyüğümüzün bu hatırası bizim daha çok empati kurmamız ve daha anlayışlı olmamız gerektiğini ibretli bir şekilde ortaya koyuyor.

BENZER İÇERİKLER

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Seyda Abi bambaşkaydı

Mütebessimdi. Az konuşurdu. İçindeki konuşmalar daha rafine ve sistemliydi. En büyük vasfı, takdir edici yoldaştı. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir