Babam neden ağlıyor?

Konya’nın meşhur hafızlarından Hayra Hizmet Vakfı kurucusu merhum Hasan Hüseyin Varol hocamızın hatıralarını rahmete ve Fatihalara vesile olması niyeti ile yayınlamaya devam ediyoruz.

Altı yaşıma girmiştim. Çevremde olup biten birçok şeyi anlamaya başlamıştım. Rahmetli babam akşam namazından gelince hemen yemeğini yer, abdest alır ve hemen Kur’an okumaya başlardı. Rahmetli annem de onun yanına oturur işini önüne koyar, hem işini görür ve hem de onu dinlerdi. Bendeniz de annemin yanına otururdum. Bir gün baktım babam ağlıyordu. Anneme; “Anne! Babam neden ağlıyor?” diye sordum. Bana; “Kur’an okurken bazen ağlar” diye cevap verdi.

Günlerden bir gün okuyuşu çok fazla dikkatimi çekti. Anama: “Ben de okumak istiyorum Ana!” dedim. Anam; “Sen biraz daha büyürsen, inşallah baban seni de okutur oğlum” diyordu. Her gün akşam gördükçe okuma merakım artıyordu. Bir gün anam benim bu arzumu babama söyledi. “Efendi… Hasan da Kur’an okumak istiyormuş, bana söyleyip duruyor” dedi.

Kur’an’la tanışmam

Rahmetli Babam bu haberi dikkate almış olacak ki, beni kucağına aldı ve dizinin üzerine oturttu. Kur’an-ı Kerim’in en son suresinden başladık. Önce o okuyor, sonra ben onun söylediğini aynen söylüyordum. O son sureyi besmele dahil ayet ayet okuyup bitirdik. Babam seviniyordu. Anam seviniyordu. Ben onlardan daha fazla seviniyordum. Çok büyük bir iş yaptığım inancı beni sevindiriyordu. Ertesi günün akşamını iple çekiyordum.

Akşam oldu. Babam yemekten sonra kendi okuyacağı yeri okudu. Beni tekrar dizine oturttu. Bu defa da son sureden bir evvelki sureyi okutmaya başladı. Yine o bir ayet okuyor, sonra aynı ayeti ben tekrar ediyordum. Bu şekilde Felak Suresi’ni de bitirdik. Arkasından Nâs Suresi’ni tekrar okuduk. Babam camiye gitti. Çünkü o cemaate çok devamlı birisiydi. Artık biz babamla her gün bir sureyi öncekiyle beraber okumaya devam ediyorduk.

Hümeze Sûresi’ne geldiğimizde ben artık harfleri, harekeleri, şedde ve tutarları öğrenmiştim. Kur’an okumaya başlamıştım. Zilzal Suresi’ni okuduktan sonra Babam beni Kur’an-ı Kerim’in başından başlattı. Ve işte Fatiha Suresi’yle Kur’an hatmine başlamış oldum. Kur’an okumak için abdest almayı öğrendim. Her gün akşam babamla beraber ben de dersimi okuyordum. İlk Kur’an hatmini yaptığımda henüz altı yaşımı bitirmemiştim. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki bana Kur’an okumayı çok küçük yaşlarda nasip etti, ölünceye kadar da inşallah devam edeceğim.

Babam rahmetlinin bu öğrettiği metod da Kur’an okumayı öğrenme metodlarından birisidir. Genel olarak “Elif Cüzü” diye tanınan ve “Elif, bâ, tâ, sâ…” şeklinde okunan bir cüz takip edilir. Ama ben böyle bir cüz okumadım. Babacığım neden böyle bir metod uyguladı onu hiç bilmiyorum. Aklıma gelmediği için de sormadım. Fakat konunun burasında bir olay anlatmak istiyorum. Bazı şeyleri bu metodla öğrenmenin mümkün olduğu anlaşılıyor.

Annem de öğrendi

Rahmetli Anam da Kur’an okumayı bilmiyordu. İleride anlatacağım… Biz köyden Konya’ya geldikten sonra, ben hafızlığa devam ediyordum. Ama bizim evde yine akşam yemeğinden sonra babam Kur’an okumaya devam eder, ben de dersime çalışırdım. Babam biraz sesli okurdu. Anam da yanında oturur, hem el işi görür hem dinlerdi.

Günlerden bir gün baktım anam eline Kur’an almış okuyor. İçimden “Anam Kur’an okumayı bilmiyordu. Acaba kimden öğrendi?” diye geçirdim. Sordum: “Ana yav, sen Kur’an okumayı bilmiyordun. Fakat şimdi okuduğunu görüyorum, kimden öğrendin?” dedim. “Kuzum kimseden okumadım. Baban okurken dinledim ve okumaya başladım” dedi. Evet ben hayret ettim. “Aman ana bu durumu sakın kimseye söyleme” dedim. “Söylemem kuzum söylemem… Bir baban bir de sen biliyon, başkası bilmez” dedi.

Başka bir zaman da şuna şahit oldum. Rahmetli anam komşu kadınları toplamış onlara “Kuddûsî Divânı”nı okuyordu. Bilenler bilir o kitap Osmanlıca. Yazılışı ve basılışı da pek net değil. Ama anam okuyordu. Şöyle biraz dinledim, gayet güzel okuyordu. Yine bir başka zaman “Ahmediye Divânı”nı okuyordu. O da Osmanlıca’ydı. Bir başka zaman da “Muhammeddiye” isimli bir kitabı okuyordu. Sordum: “Ana maşallah sen bütün divanları gayet güzel okuyorsun, bunları kimden öğrendin?” “Kuzum baban okurken dinledim, sonra da okumaya başladım” diye cevap verdi. Gerçekten de babam bu divanları çok okurdu.

Babamın Hüseyin dayı diye hitap ettiği bir zat vardı. Lakap olarak “Kırıd Hüseyin” derlerdi. Köylüler bizim evde toplanırlar ve uzun kış gecelerinde “Kuddûsî Divânı’nı, Ahmediye ve Muhammediye divanlarını Kırıd Hüseyin okur onlar dinlerdi.” Çok sık devam eden bu sohbetler bizim evde yapıldığı zaman ben de onların okudukları kitapları dinler ve zevk alırdım. 7- 8 yaşlarımda iken “Serencâme” diye okudukları manzum bir kitap vardı. İnsanın ana karnına düşmesinden başlayıp ölümüne kadar anlatan bir kitaptı. Onlar okurken ben onu ezberlemişim. Anama zaman zaman okurdum. Bundan anlaşılıyor ki bazı şeyler dinleye dinleye ezberleniyor ve öğreniliyor. İşte rahmetli anam da Kur’an okumayı babamı dinlerken öğrenmiş.

İlk hatmim

İlk Kur’an hatmini yaptıktan sonra anam benim üzerimde durmaya başladı. Benim her halükarda Kur’an okumamı, okumayı daha da ilerletmemi sağlamak için çeşitli vesileleri fırsata dönüştürüyordu. Köyde yaşayan insanların sosyal hayatları, o köyün kendi hudutları içerisinde gelişen ve bir bakıma zorunlu hale gelen bir hayat olmaktadır. Örneğin karasabanla tarlayı nadas yapacaksınız, sonra ekeceksiniz ve sonra harman kaldıracaksınız.

Bizim çocukluğumuzda öküzler vardı, kağnı vardı, karasaban vardı vs. ama şimdilerde hepsi değişti. Bağlar budanır, çubukların dipleri temizlenir, üzümler yetişir ve sonra pekmez olmak üzere getirilirdi. Hayvanların yetiştirilmesi, dağlarda otlatılması sonra sağılmak üzere köye getirilmesi. Ve benzeri işlerin peşinde koşmak üzere erkekler, kadınlar, çocuklar herkes çalışır, çabalardı.

Bu hengâmede köylü insanlar ancak kış günlerinde köyde kalırlar. İşler çok hafifler, uzun kış geceleri sohbetler başlar, okumalar artar. Çocuklar Sıbyan Mektebi’nde Kur’an okurlar, namaz öğrenirler, dini bilgilerini almaya çalışırlar. Bu bilgiler kışın alınır, fakat yazın unutulurdu. Kışın tekrar alınır, yazın tekrar unutulur ve bu böyle sürer giderdi.

İşte bu noktada rahmetli anam benim yakamı hiç bırakmadı. Eğer çift sürmeye, ekin ekmeye gidersek Kur’an-ı Kerim benimle giderdi. Orada belli zamanlarda ben bir ağaç gölgesine oturur. Kur’an okurdum. Eğer ekin dermeye gidersek yine Kur’an benimle giderdi orada da durum aynıydı. Belli aralıklarla ben yine Kur’an okurdum. Yani anamın gayretiyle ben yaz günlerinde Kur’an’dan hiç kopmadım. Kış günlerinde zaten Sıbyan Mektebi’ne gidip okuyordum.

(Not Bu yazı merhum Hafız Hasan Hüseyin Varol Hocamızın “Yaşadıklarım ve Gördüklerim” adlı kitabından kısaltılarak derlenmiştir. Başlıklar sitemize aittir. Geçmişlerimiz için Fatihalara ve dualara vesile olması niyazı ile.)

Hasan Hüseyin Varol/ İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: Baba Kur’an okuyor, anne bir taraftan iş görüyor bir taraftan dinliyor. Evin çocuğu Kur’an’a daha küçük yaşta aşina olmaya başlıyor. Böyle bir ev artık rahmet damlalarının sağanak sağanak yağdığı bir cennet bahçesi oluyor.

Hatıra Arşivi ↗

Alimler, arifler, hocalar ve önemli şahsiyetlerin hatıralarını okumak için tıklayın.

İyi Haberler ↗

İyiliklere, erdemlere, örnek davranışlara dair beyaz haberler okumak için tıklayınız.

Şunlara Gözat

Hac bir arınmadır…

Yine dönüp dolaşıp geldi hamdolsun! Bir ömür gibi… Gidince geliyor tekrar ömrü olanlara… Bir Hacc …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.