Tevhidî eğitim temel meselemizdir…

Eğitim ve öğretimin tevhidî temellere dayandırılmaması çocuklarımızın istikbali açısından hayati önem taşımaktadır. Biz bu önermeyle burada genel bir eğitim öğretim projesi yapmak yerine, eğitim ve öğretimde tevhidin önemine kısaca atıfta bulunacağız.

Tevhid; hayatın anlamlandırılmasında Allah Teâlâ’nın emirlerini mutlak manada hesaba katmak; O’nun isteklerine karşı her hangi bir olumsuz eylem ve söylemde bulunmamaktır. Hayata vahyin penceresinden bakmanın adı tevhiddir. Özellikle hayatın genişlik ve derinlik boyutlarında ilahi emirler belirleyici ve yönlendirici olmalıdır.

Aidiyet duygusu

İlkokulda başlayan eğitimde, çocuklarımıza İslâm hakkında sevdirici, dinin hakikatini kabul ettiren ve çocukların kalplerini kazanmaya yönelik bilgiler verilmelidir. Ortaokulda ise kazanılan bu bilgilerle bir aidiyet duygusu oluşturulmalıdır. Bu süreçte ibadetler başta olmak üzere hayatın anlamlandırılmasında dinin etkin rolü gençlerde gözükmelidir. Çocuklarımız kendilerini Müslüman olarak tanımlamalı ve onun kurallarına aldıkları eğitimle sahip çıkmalıdırlar.

Lise ve üniversite ise gençlerimizin dinde derinleşme ve hayatın her türlü yorumunda dinden çözümler sunabilme dönemleri olmalıdır. Liseyi bitirip üniversiteye giden bir genç; hukuk, siyaset, eğitim-öğretim, iktisat, ahlak, aile vb. konularda toplumsal projeler sunabilmelidirler.

İdeolojik düşünmekten ziyade Müslümanca düşünmelidir. Tevhidî eğitim ile sadece ilahiyat alanına giren bazı derslerin yoğunluğunu kast etmiyoruz. Amacımız matematik, fizik, kimya, biyoloji, astronomi eğitimiyle tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve ahlak ayırımını derinleştirmeden tüm ilimlerin amaçlarının Allah’ın yasalarını keşfe matuf olduğunu insanımıza kazandırmaktır.

Bu bağlamda tüm ilimlerin amacı eserden müessire kapı aralayarak ilahi kudreti ve ilmi tanıtmak olmalıdır. Elbette bunun içerisinde keşif, ilerleme, teknoloji kullanımı vardır. Fakat bilgi hakikatin keşfi ve bu keşfedileni insanlığın ortak mirası olarak paylaşmaya hizmet etmelidir. Bu amacından saparak güce ve batılın hâkimiyetine aracı olacak bir bilgi, insanlık için umut olmak yerine tehlike olacaktır.

Adım atmalı

Söylediğimiz çerçevede çalışmalar ve programlar yapılmıştır. Burada yapılması gereken karar vermek ve neslimizi kurtarma konusunda adım atmaktır. Müslümanlar temel tercihlerini batılılaşmadan yana yaptıktan sonra eğitim öğretim faaliyetlerini; seküler, pozitivist, rasyonel, ampirik kaideler üzerine bina ettiler. Daha açık söylemle eğitimde materyalist bir yol tutular. Bu yolda din ya dışta tutuldu veya sistemin işleyişine engel olmayacak kafalar yetiştirmek için kullanıldı.

Yörünge siyasetinin sağcı ve solcu taşeronları proteston ahlakınca donandıkları için kendilerince dini idare ettiler. Böylece hem dindarların ağzına glikoz çalarak halkın taleplerini dindirdiler, hem de hayatın hiçbir talebine cevap vermeyen din algısını dizayn ederek gençler arasında din düşmanlığını manipüle ettiler.

İnsanımız meselenin ciddiyetini kavramış olsaydı, bilgiyi endüstriye dönüştürerek eğitim öğretim üzerinden servetlerine servet katan kan emicilere dur derlerdi. Müslümanların eğitim başta olmak üzere tevhidi bir talepleri yoksa şirk tehlikesi kaçınılmaz olacaktır. Eğitim faaliyetlerinin tevhidi temeller üzerine bina edilmesi ve politika yapılırken Allah’ın hesaba katılması çocuklarımızı şirkten koruyacak olan yegane yoldur. Bu açıklamalar sadece şirkten korkanlar için bir anlam ifade eder. Taleplerini unutmuş, davalarından vazgeçmiş kimseler için değil…

Derinlik boyutu

Meselenin derinlikli boyutuna girecek olursak şunları söylememiz gerekir. Şirk üzerine yapılanan zalim siyaset kendi inananlarını yetiştirmek üzerine hayatı koordine eder. Bunun için de hayatın genişlik alanında el atmadığı yer yoktur. Hukuktan siyasete, iktisattan eğitime, ahlaktan dine kadar müdahil olur. Kurumsal yapılanmasını ikmal ettiğinde ise kendi varlık alanını kısmen veya tamamen değiştirmek isteyenlere ağır cezalar takdir eder.

Tarihte bunun örnekleri sayılamayacak kadar çoktur. Zalim siyasetin merkezinde insanın aşkınlığı ve istiğnası vardır. Bu anlamda insan tek şâri’dir. Yapılanması açısından iyi tahlil edersek zalim siyaset, müşrik bir sistem veya düzendir. Böyle bir düzenin fitne/şirk olduğuna atıflarda bulunan ayetler vardır.[1] Kur’an böyle bir düzenin yaşamasını istemiyor ve Müslümanlara siyasal değişimi sağlamaları için tekliflerde bulunuyor. Yaklaşık 200’e yakın ayet, siyasal yapılanmada kâfir velayetini sona erdirip Müslüman velayetini ikame etmeyi emretmektedir. 

Zalim siyasetin mutlak alternatifi olan İslâmî yönetimde ise, idareciler emanetçidirler ve yönetimin merkezinde İslâm vardır. Her şey dine arz edilir. Dinden onay alan şeyler meşruiyet kazanırlar. Dinle çatışanlar ise gayr-ı meşrudurlar. Bu anlamda Kur’an, dinen meşruiyet ifade etmeyen kötü nitelikli kimselerle siyaset yapmayı yasaklamıştır. Bundan amaç, müşrik düzene giden yolları kapatmaktır. “Biz laik düzende yaşıyoruz” diyerek Müslümanların bütün önermelerini boşa çıkaran zihniyet teslimiyeti baştan kabul etmiştir.

Uzak durulmalı

Kur’an’ın ortak siyaset yapmayı yasakladığı ve velayet hakkının kendilerine devredilmesini istemediği kişiler şunlardır: Haddi aşanlar,[2] fesatçılar,[3] kâfirler,[4] zalimler,[5] böbürlenip övünenler,[6] günahkârlar,[7] çirkin ve kırıcı söz söyleyenler,[8] fesat çıkaranlar, bozguncular,[9] israf edenler,[10] kibirlenenler,[11] hainler[12] ve şımarıklar.[13]

Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’in yönetimini ve başarısının nedenlerini araştırırsak görürüz ki onun önderlik halkasında yukarıda saymış olduğumuz kötü niteliklerle bezenen hiç kimse yoktur. Peygamber Efendimiz Kur’an’ın onay vermediği kimseleri öne alarak siyaset yapmamış ve toplumu bu yıpranmış insanlar üzerinden irite etmemiştir. Resulullah’ın önderlik ve yönetici kadrosu geçmişleri sabıkasız ve ahlaken çok donanımlı karizmatik kimselerden oluşmuştur.

Böyle bir anlayış yeniden ihya edilerek Müslümanlar için belirleyici ölçü hâline gelecek olursa yeniden kurtuluş ve kalkınma dönemleri başlayabilir. Bunu zaman gösterecek ama İslamizasyon politikalarını Müslümanlıkla karıştıran basiretsiz insanlar İslâm’ın siyasal pratiğine herkesten çok karşı çıkarlar. Şayet Müslümanlar verili durumun etkisinde kalıp sağ ve sol jargonu kullanarak siyaset yapacak olurlarsa dünya sisteminin bir parçası olurlar. Zaten dünya sisteminin istediği de budur.

Esefle belirtelim ki Müslümanlar; Kur’an ve Sünnet’ten yeni bir siyaset dili oluşturamadıkları, velayetle ilgili ayetlerden mülhem bir yönetim projesi hazırlayamadıkları, geçmişin imamet ve hilafetle ilgili görüşlerini hakikat adına dondurdukları ve literal bir biçimde tekrarladıkları, İslâm’ı dünya sisteminin alternatifi hâline getirme bilincini kaybettikleri, yükselen değerlerin etkisinde kalarak indirgemeci bir yolu tercih ettikleri, Müslümanlığın genişlik boyutunu yeterince kavrayamadıkları, politikaya pragmatik baktıkları ve şecaatlerini kuşanamayıp korkak davrandıkları için siyasi anlayışlarını vahiy zeminine oturtarak yenileyemediler.

Dünya ticaret merkezi eksenli firavni sisteme ne teorik ne de pratik anlamda alternatif de olamadılar. Alternatif siyaset kurumu oluşturamadıkları için zımnen, şirke dayalı zalim sistemin varlığına ve devamına onay vermiş oldular. Anlayan ve işin şuurunda olan Müslümanlara göre bu pasif duruş ağır bir vebaldir. Bu vebalin altından kalkmanın birinci basamağı siyasal şirke karşı tavır almak, ikinci basamağı ise vahiyden mülhem yeni bir siyaset projesi hazırlayıp Müslümanları ve sonra da bütün insanlığı siyasal şirkin sultasından kurtarmaktır.

Siyasal şirk dediğimiz organizasyon; yemenize, içmenize, evlenmenize, boşanmanıza, giydiklerinize, sevdiklerinize, nefret ettiklerinize, ticaretinize, hukukunuza, eğitim-öğretiminize, sosyal ilişkilerinize, üretim ve tüketiminize; velhasıl hayatınızın mikro ayrıntılarına kadar karışmaktadır. Sonunda ortaya şirke bulaştığının farkında olmayan bireyler çıkmaktadır.

Sistemin birey eğitimi, inşa etmeyi amaçladığı aile yapısıyla başlamakta ve okullar başta olmak üzere hayatın uzunluk boyutu üzerinde kesintisiz devam etmektedir. Şirk üreten zalim siyaset anlayışına karşı olmanın samimiyeti alternatifini ortaya koymakla ispat edilebilir. Unutmayalım ölümle korkutup sıtmaya razı etmek de sistemin bekası için başvurulan bir taktiktir. Zaten bu anlayış şimdilik bekasını bu taktik üzerinden devam ettirmektedir.

Dr. Mehmet Sürmeli/ İrfanDunyamiz.com

DİPNOTLAR
1 Bak: Enfal 8/39
2 Bak: Maide 5/3,87
3 Bak: Bakara 2/205
4 Bak: Âl-i İmran 3/32;Rum 40/35
5 Bak: Âl-i İmran 3/57,140
6 Bak. Lokman 31/18
7 Bak: Hac 22/38
8 Bak: Nisa 4/148
9 Bak: Maide 5/64
10 Bak: Enam 6/141
11 Bak: Nahl16/23
12 Bak: Maide 5/58
13 Bak: Kasas 28/76

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Ekmeğin hayırlısını isteyen hamal kıssası

Rızkını sırtında ağır yük taşıyarak kazanan hamalın biri namazlarında dâima: “Yâ Rabbi, bana ne vereceksen …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir