Allah’ın dilediğini saptırması ne demek?

Bazen şöyle bir soruyla muhatap oluyorum: Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’in değişik ayetlerinde, mealen “Allah dilediğini hidayete erdirir, dilediğini saptırır” buyuruyor. (Bkz: İbrahim, 4; Müddessir, 31) Bu durumda saptırdığı kişileri sorumlu tutmasını nasıl izah ediyorsunuz?

Öncelikle şunu söyleyelim ki insanlar mimar ya da doktor olmak için ömrünün büyük bir kısmını okullarda ve ilgili fakültede geçiriyor. Tıp eğitimi ya da mimarlık eğitimi alıyor. Siz doktor olmadan tıp konusunda ilaçların kullanımı ile ilgili insanları yönlendirebilir misiniz? ,

Nasıl ki, tıp eğitimi almadan tıpla ilgili bazı şeyleri tam anlayamıyorsak; İslami İlimler eğitimi almadan da (her ne kadar bir çok ayeti anlasak da) bazı ayetleri tam anlamayabiliriz. Bunun için tefsirlere veya İslam alimlerine müracaat gerekir. Çünkü Kur’anda çelişkili ve mantıksız gibi görünen bazı ayetler çelişkiden değil okuyanın bilgi noksanlığından kaynaklanabilir.

Bir ayet bilmekle olmaz

Kur’an-ı Kerim’de, bir konuda birden fazla ayet varsa, tek ayete göre karar verip yorum yapmak bizi yanlışa götürebilir. Çünkü, konuyla ilgili ayetlerin bazıları diğer ayetleri açıklıyor olabilir. Bundan dolayı konuyla ilgili diğer ayetlere ve varsa sahih hadislere de bakmak gerekir. Yukarıdaki soruyla ilgili de Kur’an-ı Kerim’de değişik ayetler vardır. Mesela bu ayetlerde şöyle buyurulur:

İsra Suresi 15. ayette: ”Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de hidayetten saparsa kendi zararına sapmış olur…”

Kehf Suresi 29’da: “De ki hak Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin…””

 Ra’d Suresi 27. ayette: “De ki şüphesiz Allah dilediğini saptırır. Kendisine yönelenleri de hidayete ulaştırır.”

Zümer Suresi, 3’de: “Şüphesiz ki Allah yalancı ve inkarcı kişiyi hidayete ulaştırmaz.”

Mü’min 28’de: “Muhakkak ki Allah, haddi aşan yalancı kimseyi hidayete ulaştırmaz.”

Hikmeti var

Ayrıca birçok ayette Allah Teala, zalim ve fasık toplulukları hidayete ulaştırmayacağı hatırlatmıştır. Bilmemiz gereken en önemli şeylerden birisi Allah Teala’nın “El- Hakim” olmasıdır. Yani yaptığını bir hikmete binaen yapmasıdır. O’nun hidayet dilemesi de ,saptırmayı dilemesi de bir sebebe ve hikmete göredir.

Yukarıdaki Ra’d 27’de (aynı mevzu Şura 13’de de vardır) Allah Teala’nın kimlere hidayet dilediğinin hikmeti açıklanıyor.

 Peki, bize bildirilen hikmet neymiş?

Allah’a yönelmek!”

 Yani kimseye torpil yok. Kişi özgür iradesiyle hidayet yolunu tercih edecek (İsra, 15) ve Allah’a yönelecek… Rabbimiz de hidayeti nasip edecek.

Meryem Suresi 76’da; “Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini artırır” buyurarak hideyette kalmanın kendi tercihimizle alakasını bildiriyor.

Nasıl saptırıyor?

Peki saptırması nasıl oluyor? Bu konuda Bakara Suresi 26. ayetin son bölümü bize ışık tutuyor: “Onunla Allah ancak fasıkları saptırır.” Fasık ne demek yoldan çıkan demek.

Allah Teala’nın bir kimseyi saptırmasının hikmeti neymiş? O kişinin, dalalet yolunu tercih etmesi (İsra, 15) ve özgür iradesiyle fasıklığı tercih etmesidir. Yoldan çıkmasıdır.

Ayrıca: İbrahim Suresi 27’de: “Allah zalimleri (haksızlık yapanları) saptırır.”

Mü’min Suresi 34’de: “İşte böylece Allah, müsrif (haddini aşan, sınır tanımayan) şüpheciyi saptırır”

Mü’min Suresi 74’de: “işte Allah kafirleri böylece saptırır” buyuruyor. Buradaki “saptırır” ifadesini sapıklıkları içinde bırakır diye yorumlayan müfessirler de var.

Ahzap 36’daki: “Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir şekilde sapıklığa düşmüş olur” ayetiyle bazı davranışlarımızın bizim sapmamızın nedeni olduğu açıklanıyor.

Hazreti Musa aleyhis selam’ın kavminden bahseden Saf Suresi 5. ayette; “Ne zaman ki  onlar doğru yoldan saptılar, Allah da kalplerini saptırdı. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez” buyurarak niyetlerimizin ve davranışlarımızın kalplerimizin sapmasında ve hidayetinde ne derece önemli olduğunu bize bildirmiştir.

Ali Uslu/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Çocuk eğitiminde buna dikkat edin!

Evvelâ şunu ifade etmelidir ki, çocuklar, bizlere ilâhî birer emanet ve öz varlığımızdan teşekkül etmiş …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir