Peygamberimizin Kur’an tilaveti…

Yüce Allah’ın peygamberleri vasıtasıyla insanlarla kurmuş olduğu çok özel bir iletişim olan vahiy, konu olarak insanı ele alır. O, insanı felaha veya helake götüren hayat tarzlarını anlatır. Vahyin amacı, insanı doğru yola çağırmak ve cahilliği nedeniyle kaybettiği veya günahkârlığı sebebiyle yüz çevirdiği hidayeti onlara sunmaktır.[1]

Kur’an-ı Kerim’in gönderilmesinin dört ana hedefi vardır. Hepsi de insanın ve toplumun hidayetiyle alakalıdır. Bunlar; insanı mutlak hidayete sevk etmek, İslami bir kişilik oluşturmak, Kur’an’a dayalı İslam toplumunu inşa etmek ve cahiliyeye karşı Müslüman ümmetin yönetime hâkim olmasını temin etmektir.[2]

Vahiy merkezli düşünce

Tüm bu faydaların temin edilebilmesi ve hedeflerin gerçekleşebilmesi için Kur’an-ı Kerim’i doğru anlamak ve istikamet üzere yaşamak gerekir. Kur’an-ı Kerim’in gönderiliş amacını doğru anlama hususunda Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’in dadısı olan Ümmü Eymen’in “Vahyi, Allah ile kurulan vasıtasız konuşmak” şeklindeki yaklaşımı her Müslüman için çok önemli bir örnektir.

Rivayete göre Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde Hazreti Ebu Bekir radıyellahu anh ve Hazreti Ömer radıyellahu anh, Resulullah’ın dadısı olması münasebetiyle Ümmü Eymen’i teselli etmeye gitmişler. Bu hanımefendi onların taziye içerikli sözlerini dikkatle dinlemiş, sözleri bitince ağlamaya başlamıştır. Onlar, Ümmü Eymen’e, ağlamasının nedenini sorduklarında O; “Ben de Resulullah’ın öleceğini biliyor ve inanıyorum. Beni asıl ağlatan vahyin bizden kaldırılması;[3]Allah’tan gelen haberlerin bizden (doğrudan olarak) kesilmesidir.”[4]

Allah Teâlâ ile kullarının kurmuş olduğu irtibat olarak algılanan vahiy, böyle bir kavrayışla insan zihninde anlayış, bakış ve yaşayış olarak çok derin izler bırakır. İnsana, çok önemli görevler yüklendiğini hatırlatır. Bireyin Allah Teâlâ ve evrenle olan çok yönlü ilişkilerinin yüksek şuurunu insanda uyandırıp onun vicdanını biçimlendirip kendi nefsine karşı uyanık tutar.[5] Kişinin nefsine karşı uyanık olup sorumluluk bilincini kuşanmasıyla, marifetullahı arasında doğru orantı vardır. Gerek lafzi ayetler gerekse kevnî ayetler doğru ve hakkıyla okunursa hâsıl olacak marifet ve zihinsel uyanıklık sorumluluk duygusunun ziyadeleşmesini elbette temin eder.

Yeniden doğuş

“İslam’ın yeniden doğuşu Kur’an’ın yeni bir okunuşuyla başlar.”[6] diyen Garaudy de bu ifadesiyle Kur’an’ın dosdoğru okunmasına ve anlaşılmasına vurgu yapmıştır. Bu anlayışa göre Kur’an’ın fikir yapısının iskeletini elde edebilmek için ilk önce Kur’an-ı Kerim’i her türlü önyargıdan uzak; objektif bir biçimde okumalıyız. Kur’an-ı Kerim’i, son dönemlerdeki İslam düşünürlerinin kendi ekollerinin eğilimlerine uygun biçimdeki yorumlarının ve fikirlerinin etkisi altında değil, bizzat Kur’an’ın kendi esas düşünce sistemi içinde anlamaya çalışmalıyız. Peygamber Efendimiz ve sahabilerinin anladıkları şekilde anlamalıyız.[7]

Bu durumda yapılması gereken en önemli şey Kur’an-ı Kerim’in nasıl okunacağını, anlaşılacağını, yaşanacağını, değerler üretileceğini, hayatın tüm alanlarının onunla anlamlandırılacağını ve hâkim kılınacağını bilme problemidir. Müslümanların, bu problemleri Kur’an-ı Kerim’in indiriliş, Resulullah’ın gönderiliş ve makasidu’ş-Şeria /dinin amacı bağlamında ön kabülsüz çözüme kavuşturmaları, bizi Peygamberimizin anladığı gibi Kur’an-ı Kerim’i anlamaya götürebilir.

Niyeti halis tutmak ve istikametten ayrılmamak esastır. Çünkü Kur’an, mü’mini yeryüzündeki zorlu ve yorucu seferinde teselli eden bir ruh; ruhunun her yanını aydınlatan bir nur; ona telkinatta bulunan öğretmen; yoldaki işaretleri kendisine açıklayan yol göstericidir… Kur’an’la birlikte yaşamak bizzat Allah’la yaşamaktır. Çünkü Kur’an, Allah’ın indirilmiş kitabıdır ve insana, nefsine, kalbine, fikrine ve ruhuna yöneltilmiş kelamıdır.[8] Bu ilahi kitabın ayetlerini tilavet etmek, üzerlerinde tefekkür etmek, yaşamak ve tilaveti ile yaşamayı eş zamanlı götürmek gerekir.

İnsan mana ile yaşar

İslâm bilginleri Kur’an-ı Kerim tanımı yaparlarken “tilavetiyle ibadet olunan” bir kitap olmasını zaman zaman yinelemişlerdir. Bunun nedeni; Allah Teâlâ’nın korumuş olduğu İslâm vahyini devam ettirmek içindir. Çünkü geçmiş peygamberlere gönderilen vahiyler, insanın ihmali ve vahye müdahaleleri sonucu ve daha başka nedenlerden dolayı bozulmuştur. Biz, Kur’an’ın tilavetiyle emir olunduk. Ancak, tilavet ile manayı birbirinden ayırmak doğru değildir.[9]

Mana ile yaşamayı birbirinden ayırmak ise hiç doğru değildir. Kur’an’ı yaşamanın ve vahiyle hayata anlam vermenin önemine vurgu yaptıktan sonra “Siz, onu yaşamayı ne zannediyorsunuz!” buyuran Resulullah’ın konuyla ilgili tüm hadislerini göz önünde bulundurduğumuzda bizler için Kur’an’a yaklaşım konusunda şöyle bir yol çıkar: Oku + düşün/ tefekkür et + anla + yaşa (amel et) + içerisindekileri paylaş…

Düşünme, anlama, Kur’an’ın içeriğini yaşama ve çıkan sonuçları paylaşma tilavetin gerçekleşmesinden sonra ortaya çıkan durumlardır. Zaten Kur’an-ı Kerim, Resulullah’ın Kur’an’la ilgili dört temel görevinin olduğunu belirler. Bu görevler; tilavet, ruh ve zihinleri tezkiye, Kitabı öğretmek ve O’nu yaşamada örnek olmak(hikmet)tır.[10] Ayrıca Kur’an’ı ezberletmek, içeriğini tebliğ etmek, kapalılıklarını tefsir etmek ve tatbikat da Peygamberimizin görevlerindendir.[11]

Tilavet nasıl olmalı?

Düşünme, anlama ve yaşama faaliyetleri tilavetin hakkıyla gerçekleşmesinden sonraki durumlar olduğuna göre, “tilavet nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap aramak önemlidir. Bu sorunun en doğru cevabını Kur’an-ı Kerim’de ve Resulullah’ın uygulamalarında bulmak mümkündür. Kur’an-ı Kerim’in “okumayla” ilgili iki kavram üzerinde durduğunu biliyoruz. Bu kavramlar ‘kıraat’ ve ‘tilavet’tir. Peygamberimizin Kur’an-ı Kerim’le ilgili vazifelerinin birincisinin de ‘tilavet’ olduğunun belirtilmesi bu kavramın önemiyle ilgilidir. Peşine düşmek, tabi olmak,[12] bazen cisim olarak bazen de hükümde birine uymaktır.

Ayetteki “Ayın güneşi takip etmesi”[13] tilavetin kök fiili olan “telâ” ile ifade edilmiştir. Ayın nurunu güneşten alıp ona fonksiyonel halef olmasıdır.[14] Bu anlatımdan ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Mü’min, Kur’an-ı Kerim okumaya (tilavet) başladığında Yüce Allah’ın nurundan nasibini alır ve o nurla insanlığı aydınlatır. Kur’an’a ait özel bir kavram olan tilavetin, Kur’an’ın içerisindeki emir ve yasakların gereğini yaparak vahye tabi olmayı ifade eden kırattan daha özel bir anlamı vardır. Her tilavet kıraattir ama her kıraat tilavet değildir.[15]

Kur’an tilavetinin üç şekli vardır: Tahkik, hadr, tedvir. Tahkik; âlimlerin belirttiği biçimde, tertil ve teenni ile beraber her harfe hakkını vermektir. Hadr; kıraatin sahih şartlarını gözetmekle beraber hızlı okumadır. Tedvir; tahkik ve hadr kıraati arasında orta bir okuyuştur.[16]

Yüce Allah bizzat Kur’an’da Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem’e nasıl tilavet etmesi gerektiğini şu ayette bildirmiştir: “Ve (bu kitabı sûre sûre, ayet ayet) bölümlere ayırdığımız bir Kur’an halinde gönderdik ki onu insanlara yavaş yavaş (ve sindire sindire) okuyarak (insanları) uyarasın ve (bu amaçla) onu, (bir defada toplu olarak değil, yirmi üç yıl boyunca, azar azar ve) aşama aşama indirdik.”[17]

Yavaşça, gönüllerin istekli olduğu anda, acele etmeden, izah ederek tilavet etmek ideal kıraattir.[18] Kur’an-ı Kerim “tertil üzere nazil olduğuna”[19] göre tilavetin en önemli biçimi olan, “tertil üzerine kıraatten” uzaklaşılmamalıdır. Çünkü tertil’de, kelimeleri kolaylıkla ve doğru telaffuz[20] etmekle beraber, tilavet anında sesi gereksiz yükseltmemek, sese hüzünlü bir şekil vermek, harflerin mahreçlerine riayet etmek ve vakıf işaretlerinde durmak da vardır.[21] Kelimelerdeki kapalı manaları beyan ve tefsir etmek bile tertille ilgilidir.[22]

Bütün bunlardan yola çıkarak Kur’an tilaveti veya kıraatı ile ilgili söylenecek en önemli husus; onu Allah Teâlâ’nın istediği gibi ve Peygamber Efendimiz’in okuduğu gibi okumaktır. Peygamberimiz, tilavet dersini Yüce Allah’ın emri üzerine ilk önce Cebrail’den almış[23] ve ümmetini de kendisi yetiştirmiştir. Dolayısıyla Resulullah’ın kıraat ve tilavet üstadı Hazreti Cebrail’dir.

Ruhen hazırlanmalı

“Cünüplük halinin dışında her an sahabilerine Kur’an okuyan ve öğreten”[24] Resulullah, tilavetin manevi feyzinin tecellisi için maddi ve manevi temizliğe ayrı bir önem vermiştir. Ruhen hazır hale gelmiş ve bizlere de “böyle yapın” diye örnek olmuştur: “Kur’an-ı Kerim’e tertemiz olanlardan başkası dokunamaz.”[25] ayetindeki yasağın “nehiy” için mi, “nefiy” için mi olduğu hakkındaki tartışmalara girmeyeceğiz. İsteyenler ayetin tefsiriyle ilgili yorumlarını bildiren ulemanın görüşlerine bakabilirler.[26]

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki abdest bir nurdur. Manevi bir temizliktir. Kıraatten önce abdest almak; Kur’an-ı Kerim’i doğru okumaya ve Allah Teâlâ ile konuşmaya arzunun ve tertemiz çıkmanın ön hazırlığıdır. Abdestle okunan Kur’an-ı Kerim ayetleri daha bereketli olur. Peygamber Efendimiz de genel uygulamalarında bunu tercih etmiştir. Bu tercihin tezahürü olarak Vali Amr bin Hazm’a yazdığı mektupta “Kur’an-ı Kerim’e taharetsiz kimsenin dokunmamasını”[27] emretmiştir.

Peygamber Efendimiz’in “Misvakla kılınan namazın misvaksız kılınan namazdan 70 kat daha fazla olduğunu”[28] buyurmasındaki hikmeti de namazda Kur’an-ı Kerim okunurken Allah’ın kelamını temiz bir ağızla okumaya teşvikte aramalıdır. Şu ifadeler bunu doğrular niteliktedir: “Mü’min kalkar ve misvaklanır. Sonra namaz kılmaya başlar. Arkasında bir melek onun kıraatine kulak verir; ona yaklaşır ve ağzını onun ağzına kor. Ağzından ne çıkarsa muhafaza eder. Bu nedenle, Kur’an-ı Kerim okurken ağzınızı iyice temizleyiniz.[29] Kur’an tilavetine meleklerin bile iştirak etmesi Müslümana ayrı bir heyacan ve manevi haz verdiği gibi tilavet ve kıraatini güzel yapmaya teşvik de eder.

Kur’an’a saygı

Abdest ve diş temizliği dâhil tüm bu güzel ameller Kur’an-ı Kerim’e saygıdandır. Okuyucuda bir istek uyandırmak ve insanı ayetlere yoğunlaştırmak içindir. Tilavet istek ve sevgisi olmadıkça kişi okuduklarından yararlanamaz. Bunu en iyi bilen Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem: “Gönüllerinizde Kur’an-ı Kerim okuma arzusu olduğu; zihninizin derli toplu hâle geldiği zaman Kur’an okuyunuz. Bir dağınıklık ve isteksizlik hali olursa kalkınız”[30] buyurmuştur.

“İnsan geceden kalkar, Kur’an-ı Kerim’i okumakta zorlanır ve ne dediğini, ne okuduğunu bilmezse tekrar yatıp uyusun.”[31] diyen Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem, bu hadisinde de okumaya olan istekle beraber ve okuduklarını bilip anlamanın önemine dikkat çekmiştir. Bir adam gelip “Ya Resulallah! Kur’an-ı Kerim okuyorum ama kalbimde onu anlayacak bir hâl bulamıyorum” dediğinde Peygamberimiz o kişiye şu cevabı vermiştir: “Senin kalbin imanın kabıdır. Kişiye Kur’an’dan önce iman verilmiştir”[32] buyurmak suretiyle kıraate başlamadan evvel O’nun mutlak hidayet olduğuna inanmanın önemine değinmiştir. Bu önem iyi kavranırsa tilavete karşı istek o kadar ziyadeleşir.

Okuma istek ve sevgisi çok yoğun olmasına rağmen doğal hastalıkları nedeniyle Kur’an okuyamayan eşlerine Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem, tüm Müslümanlara örnek olacak kâmil bir uygulama yapmıştır. “Hazreti Ayşe ve Hazreti Meymune annelerimizden gelen rivayete göre Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem, eşlerinin hastalık günlerinde onların başlarını kendi göğsüne yaslamış ve onlara Kur’an-ı Kerim okumuştur.“[33] Bu uygulamayla hem eşlerinin Kur’an okuma isteklerine cevap vermiş hem de insanın vahiyle sürekli iletişim halinde olmasının önemine işaret etmiştir. Vahiyden uzak kalmanın Allah Teâlâ’dan uzak kalmak anlamına geldiğine dikkat çekmiştir. Eşlerin Kur’an eğitimi konusunda maalesef Resulullah’ın bu harika uygulamasını Müslümanlar yaşayan bir sünnet hâline getirememişlerdir.

Özen göstermeli

Kur’an-ı Kerim tilavetinde elbette okuyuşa özen göstermek gerekir. Bunun için de tecvid kurallarına, mahreçlere ve ayetin anlamı ile ses tonu arasındaki uygunluğa, en önemlisi de manayı kavramaya gayret etmek vardır. Bunlara ek olarak sesi güzelleştirmek ve terbiye etmek de Kur’an tilavetinin adabındandır. Peygamberimiz konuyla ilgili şu tespiti yapmıştır: “Her şeyin bir süsü vardır. Kur’an’ın süsü de güzel sestir.”[34]

Kur’an okuyanlardan, kelimeleri peş peşe dizmek yerine elden geldiğince sesi güzelleştirmeleri istenmiştir. Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an-ı Kerim’i seslerinizle güzelleştiriniz.”[35] Kur’an zaten güzeldir, siz onun güzelliğine güzellik katınız. Sese özen göstermek belki manaya sirayet eder ve insan Kur’an-ı Kerim’den istenen yararı sağlayabilir.

Konuyla ilgili şu olay önemli uyarılar yapmaktadır. Hazreti Abdullah bin Mesud’a altınla yazdırılmış bir Mushaf getirilmiş. İbni Mesud bu durumu görünce, yaldızlara iltifat etmemiş ve şu mukabelede bulunmuştur: “Kur’an-ı Kerim’in gerçek tilaveti onu hakkıyla okumaktır.”[36] Gerçek tilavetin içerisine, ayetleri düşünmek, sorunlara çözüm üretmek, yaşamak ve anlaşılan şeyleri insanlarla paylaşmak da girmektedir.

Hızlı okumalı mı?

Peygamber Efendimiz, gerçek bir tilavet olmaz endişesiyle çok süratli Kur’an okumayı; kelimeleri peş peşe sıralamayı hoş karşılamamıştır. Üç günden kısa sürede Kur’an-ı Kerim’i hatmetmeyi hızlı şiir okumaya benzeten[37] Abdullah bin Mesud, bu yaklaşımıyla Resulullah’ın şu uyarısını tefsir etmiştir: “Üç günden daha az sürede Kur’an okuyan (hatmeden) ondan bir şey anlamaz (fıkhetmez).”[38]

Fakih sahabi Muaz bin Cebel de üç günden kısa bir sürede Kur’an’ın tamamını okumayı anlama faaliyetine engel olduğu için iyi görmemiştir.[39] Allah Resulü’nün zahit sahabisi Abdullah bin Amr (ö: 65/685) her gece Kur’an-ı Kerim’i hatmettiği için ailesi tarafından şikâyet amaçlı, Allah Resulü’ne durumu bildirildiğinde ayda bir hatmetmesi istenmiştir. Abdullah bin Amr, “bu sürenin uzun olduğunu” bildirip biraz daha süreyi kısaltması için Peygamberimizden izin istemiştir. Efendimiz en son noktayı şöyle koymuştur: “Üç günden az sürede okuma (hatmetme). Aksi halde bir şey anlamazsın.”[40]

Kötü cins hurmaların (dakl) yere düşünce dağılıp işe yaramaz hale gelmesi gibi boşluğa söz savurmanın sahabe tarafından da revaç bulmadığı bilinen bir husustur.[41] Bu rivayeti, ramazan ayında teravih namazı kıldırırken süratli okuyacağız diye tilaveti tamamen anlaşılmaz hâle getiren imamların iyi kavraması çok önemlidir. Unutmayalım ki vahyin nüzulünden amaç, hayata Kur’anla anlam vermek ve ayetlerin içeriğini yaşamaktır. Ne dediğini bilmeyecek kadar süratli okuyan bir kimse Kur’an’dan gereği üzere yararlanamaz; hayatında bir değişiklik de olmaz.

Onu hayata geçirmeli

İnsan ağır ağır (tertil üzere) Kur’an-ı Kerim okuduğunda ayetleri düşünme, anlama, sorunlara çözüm arama ve hayata katma imkânı da bulur. Şu rivayet Kur’an tilaveti ile mü’min bir insanın değişim aşamalarını çok güzel resmetmiştir. Resulullah buyuruyor ki: “İnsanların en hayırlısı Kur’an-ı Kerim’i güzel okuyan, Allah’ın dinini iyi anlayan, Allah’ın emirlerine karşı takvalı olan, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker görevini yapan ve akrabalarıyla ilgisini devam ettirendir.”[42]

Böyle bir değişime geçebilmenin başlangıcında Kur’an-ı Kerim’i doğru okumanın, anlamanın ve yaşamanın katkısı elbette çok büyüktür. Bu ideal okumayı Peygamber Efendimiz şöyle resmedip ümmetini yönlendirmiştir: “Kim Kur’an’ı okur, okuduklarını iyi muhafaza eder, helalini helal, haramını haram sayar (ve gereğini yapar)sa, Allah Teâlâ onu cennetine girdirir.[43]

Kur’an’ı harf harf okuduğunu söyleyip de gidişatında ve ahlakında ayetlerin tecellileri gözükmeyen insanların hâli şaşılacak bir durumdur.[44] Kur’an ahlakını hayatında somutlaştıran Resulullah, ayetleri okurken vaid/ tehdit içeren bir ayeti okuyunca Allah’a sığınır, rahmet ayetine gelince ellerini açar ve Rabbinden ister,[45] tenzih içeren bir ayete gelince de Allah Teâlâ’yı tesbih ederdi.[46]

Onu yaşlandırmıştı

Ayetler üzerindeki yoğun düşüncesi ve ümmeti adına taşıdığı endişeler onu ihtiyarlatmıştı. Kendisi de bu durumu itiraf etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Hud suresi ve kardeşleri; Vakıa, Mürselat, Amme yetesaelun, İze’ş-şemsu kuvvirat,[47]İze’s-semau’nşakkat ve İze’s-semau’nfetarat sureleri beni yaşlandırdı.”[48]

Aynı sureler, modernite içerisinde hayat süren Müslümanlarca okunmasına, hafız okullarında ve ilahiyat fakültelerinde defalarca okutulmasına rağmen kimse yaşlanmamıştır. Bunun nedeni, okunan ayetlerin anlaşılmaması ve buna bağlı olarak gönle inememesidir. Gönle inmeyen bir tilavetle ilgili Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem şu uyarıyı yapmıştır: “Kıyamete yakın zamanda bazı insanlar Kur’an-ı Kerim okuyacaklar ama okudukları boğazlarından aşağıya geçmeyecek. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklardır. Onlara karşı savaşmak her Müslüman’ın görevidir.[49]

“Adeta süt içer gibi Kur’an’ı hıfzeden” insanların gönüllerine Kur’an girip tevhidi bir dönüşüm sağlayamadığı için, bu tip Kur’an okuyucularını Resulullah, “Münafık kurra” diye nitelendirmiştir.[50] Cehennemin bile günde yüz defa Allah celle celaluh’a sığındığı “Cübbü’l-Hazen” de kalacak olan bu kârilerin oraya giriş nedeni “amellerindeki riyakârlıklarıdır.”[51] Mademki illet, okumanın gönle girmemesi ve davranışlardaki gösteriş merakı ise, aynı duruma düşmemek ve Resulullah gibi okumak ve O’nun gibi yaşamaya çalışmak esastır. Aksi takdirde yukarıdaki nebevi tehditler bizim için de geçerlidir

Okuduğu Kur’an’ı hayatına katabilen; salih amele dönüştüren mü’mini, Peygamber Efendimiz tadının da, kokusunun da güzel olduğu narenciye”ye benzetmiştir. Kur’an’ı yaşayıp da tilavet edemeyenleri de ‘kokusu yok ama tadı güzel’ diye nitelediği hurmaya teşbih etmiştir.[52] Çünkü Kur’an’ın gönderiliş amacı, onu harfiyen yaşayabilmektir.

Özendirdi ve teşvik etti

Ayetlerin içeriğini yaşamayı Resulullah özendirici ve teşvik edici bir dille anlatmıştır. Bunları doğru algılayan insanların Kur’an-ı Kerim’i yaşama hususunda yarışa girmeleri gerekir. İnsan hayatının itikadi, siyasi, sosyal, iktisadi ve ahlaki boyutlarının vahye göre tanzim edilmesi ve dünya sistemine alternatif olabilmesi denilen Kur’an’ı yaşayabilmek, Müslüman kimliğin kazanılmasında ve devam ettirilmesinde de en önemli etkendir. Bunu yapabilenlere Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem şu önemli müjdeyi vermiştir: “Her kim ki Kur’an-ı Kerim’i okur ve içerisindekilerle amel ederse, Yüce Allah o kimsenin annesine ve babasına kıyamet gününde parlaklığı dünyadaki güneşten daha güzel olan altından bir taç giydirecektir. Siz Kur’an’la amel etmeyi/emirlerini yaşamayı ne zannediyorsunuz!”[53]

Peygamber Efendimiz, bazı ayet ve surelerin muhtevası yaşanıp yerine getirildiği zaman insanın inanç ve ahlakında meydana getireceği etkiden dolayı onları okumayı adeta vird edinmiştir. Yaptığı böyle bir uygulama ile esasında ümmetine sünnet koymuştur. Bu çerçevede imanı tecdide vesile olduğu için; “Kim her gece Bakara Suresi’nin son iki ayetini okursa, o kimseye okudukları (bereket, koruyucu ve uyarıcı olarak) yeter.”[54] buyurmuştur. “Sabahleyin üç defa istiaze duasını okuyup Haşr Suresi’nin son üç ayetini okuyanlara şehid sevabı verilir.”[55] diye teşvik etmesinin hikmeti de bu ayetlerin Allah Teâlâ’yı anlatması sebebiyledir. Bu ayetleri okuyan kimselerde hâsıl olacak marifet nuru, o kimsenin takvasına, huşusuna ve verasına olumlu katkı sağlar.

Ayrıca Resulullah Efendimiz; “Uykusundan kalktığı zaman, Âl-i İmran suresinin son on ayetini okurdu.”[56] Bu ayetlerde ele alınan konu; yerin ve göğün yaratılmasındaki,  gece ile gündüzün değişimindeki hikmetlerdir. Kâmil imana ve imanlı olarak ölüp salihlerle beraber olmaya davet vardır. Resulullah bazı durumlarda sayılar vererek ayet tilavet etmeyi teşvik etmiştir. Örneğin: “Kim bir gecede yüz ayet okursa Allah’a hakkıyla kulluk edenler zümresinden olarak kaydedilir”[57] buyurmuş ve “Bu kimselerin (Allah’tan ve ayetlerden) gafil kimseler gurubundan yazılmayacağını[58]” belirtmiştir.

Büyük müjdeler

Kanaatimize göre Peygamber Efendimiz, bu sözleriyle içerisinde anlamanın, tefekkürün, içtihadın ve yaşamanın olduğu bir tilaveti önermiştir. Buna göre de; “Allah rızası için bin ayet okuyan kimsenin kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber haşr olacağını”[59] muştulamıştır. Velev ki az da olsa amellerin devamlı olanının güzel ve önemli oluşuna dikkat çeken Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem, her gece okunması gereken Kur’an hiziplerini okuyamayan mü’minlere telafi yolunu açmış ve şöyle açıklık getirmiştir: “Her kim okuması gereken hizbini okumadan uyuyacak olursa, onları sabah ve öğle namazları arasındaki herhangi bir vakitte okusun. Geceden okumuş gibi sevap alır[60].

Allah Resulü, Kur’an-ı Kerim tilavetinin camiler dâhil sadece özel mekânlarda yapılmasını emretmemiştir. Onun hadislerine baktığımızda görürüz ki özellikle evlerde Kur’an tilaveti yapılmalıdır. Evler, sıkıcı, boğucu, huzursuz ve ölü mekânlar olmaktan ancak Kur’an’ın nuruyla kurtulurlar. Peygamberimiz konuyla ilgili şu önemli benzetmeyi yapmıştır: “Evlerinizi mezarlıklara çevirmeyin. İçerisinde Bakara Suresi’nin okunduğu eve şeytan giremez.[61]

Hadiste ele alınan ana konu; mezarlıklarda nasıl ki ölüler yatıyorsa, Kur’an’ın okunmadığı evler de ölülerin kaldığı mekânlar gibidir. Oraya hayat verecek olan vahiydir. Kur’an, insanlığın ruhu ve huzurudur. Onunla canlanmayan hayat gerçek hayat değildir. Aynı konu şu hadis-i şerifte daha geniş ve açıklayıcı olarak ele alınmıştır: “Kur’an-ı Kerim’in okunduğu bir evde hayır ve bereket çok olur; böyle bir ev oturanlara ferahlık ve huzur verir. Kur’an’ın okunduğu evde melekler hazır bulunur ve şeytan kaçıp gider. Etkisini kaybeder. İçerisinde Kur’an-ı Kerim okunmayan evler ise sakinlerine dar gelir; huzursuzluk ve kasvet verir. Hayrı ve bereketi az olur. Melekler çıkar gider ve şeytanlar yerleşir. İçinde Kur’an okunan evde öyle bir nur olur ve semaya yükselir ki yeryüzü sakinleri nasıl yıldızlarla aydınlanırsa, semadakiler de onunla aydınlanırlar.”[62]

Vahiyle aydınlanmak

Peygamber Efendimiz, Kur’an’la meşgul olup zihnini, evini, çevresini, şehrini ve ülkesini vahiyle aydınlatan mü’minlere okumuş oldukları ayetlerin, surelerin şefaatçi/yardımcı olacakları müjdesini vermeyi de ihmal etmemiştir. Bu müjdelerde hem bir tespit hem de Kur’an tilavetine teşvik vardır. Teşvik cümlesinden olmak üzere Resulullah şöyle buyurmuştur: “Kur’an-ı Kerim’i (çok) okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi/yardımcı olarak gelecektir.[63]

Kur’an taliminin önemine vurgu yapan Resulullah, özellikle Bakara ve Âl-i İmran surelerini öğrenmeyi emretmiş, kıyamet günü her iki surenin de kendisini okuyanlara yardımcı olacaklarını söyleyip “Kur’an taliminin bereket, terk etmenin ise hasret olduğunu” belirtmiştir.[64] Kur’an ve Kur’an ilimleri tahsil eden kimseler birçok kişisel zevklerden mahrum kalırlar. Bu mahrumiyet insanın manevi yükselişine bir vesiledir. Bu durumu Peygamber Efendimiz şu ifadelerle resmetmiştir: “Kıyamet günü Kur’an-ı Kerim gelir ve kendisini okuyan kimselere; geceleri seni uykusuz, gündüzleri susuz bıraktım, der.”[65] Böyle güzel bir mü’min cennete girince de “okuduğu her bir ayetin sevabıyla cennette yüksek derecelere ulaşır.”[66]

Tuttuğu oruç ve okuduğu Kur’an nedeniyle yemesinden, içmesinden, uykusundan ve birçok tutkusundan mahrum olan Müslümana, oruç ve Kur’an tilavetinin şefaatçi olacağını “yineleyen”[67] Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem, okunan her harfin sevaba dönüşeceğini söylemiştir. Şu hadis bu hususta önemli bir referanstır: “Kim, Allah Teâlâ’nın kitabından bir harf okursa ona on sevap verilir. Ben size elif-lam-mim bir harftir demiyorum. Elif bir harftir, lam bir harftir, mim de bir harftir.[68]

Sadece okuyanlara değil, Kur’an-ı Kerim’i dinleyenlere de kat kat sevabın verileceğini bildiren Resulullah, şöyle buyurmuştur: “Her kim ki Allah’ın kitabından bir tek ayet dinlerse ona kat kat sevap verilir. Bir tek ayet öğrenen kimseye ise öğrendikleri, kıyamet gününde onun için bir nur olur.”[69] Sıratta önünü aydınlatır, sıratı emniyetle geçer ve girince güzelliğiyle cennet ehlini bile kendisine hayran bırakır.

Has kulların ameli

Kur’an-ı Kerim’in tilaveti; onu anlamanın, ayetler üzerinde düşünmenin, hayatın problemlerine çözümler ve projeler sunmanın, içeriğini insanlarla gece gündüz paylaşmanın, onun hidayeti doğrultusunda bir dünya kurmanın başlangıcıdır. Başlı başına bir ibadettir. İbadetlerin en önemlilerindendir. Bütün bu hikmetlerden dolayı Hazreti Peygamber Efendimiz, Kur’an taliminin dünyevi çıkarlara dönüştürülmesini ve onun üzerinden rant edinilmesini hoş karşılamamıştır.[70] Kur’an öğretimine karşılık çok değersiz şeyler bile almayı ateşten bir parça almak biçiminde değerlendirmiştir.[71]

Kur’an okumanın ve anlamanın insana kazandırdığı öyle sıfatlar var ki bu nitelikler şeref olarak dünyada da ahirette de yeter. Okuma ve anlama faaliyeti mü’mine “Allah’ın ehlinden ve has kullarından olma özelliğini” elde ettirir.[72] Bu sıfatla insan, birçok ilahi lütuflara mazhar olur. Sıradan bir insan olmaktan kurtulur. Toplumun ve batıl çoğunluğun kendisini yönlendirdiği çör çöp gibi biri olmaktan uzaklaşır.

İnsan Kur’an’ı yaşamak suretiyle Hazreti Muhammed’e, Hazreti İbrahim’e ve sair peygamberlere, Hazreti Ebu Bekir’e, Hazreti Ömer’e, Hazreti Osman’a, Hazreti Ali’ye, Hazreti Hüseyin’e, Hazreti Abdullah bin Mesud’a, Hazreti Musab’a, Hazreti Selman’a, Hazreti Muaz’a, Hazreti Salim’e ve sair sahbilere benzer.

Nöbet yerinde uyumayın!

Kur’an tilavetini hakkıyla yapan kimseler Peygamber Efendimiz’in kıyam ahlakıyla ahlaklanıp kızıla ve karaya karşı durmasını bilirler. Hiç kimseyi sömürmez ve kimseye sömürülmezler. Zalime ve zulme pirim vermezler. “Nöbet yerlerinde değil uyumak, şekerleme bile yapmazlar” Yeryüzündeki her zalimin zulmüne karşı çıkmanın kendilerine yüklenen bir vecibe olduğunun farkında olurlar. İnsanı “Allah’ın ehli ve has kulu” yapan özellikler bunlardır. Bu özellikleri kazanmak için Kur’an-ı Kerim canlı okunmalıdır.

“Canlı okumanın” (Kıraetün Hayyetün) hareket noktası, keşf ve sonuna dek araştırma, gayesi; üretme, çözüm bulma, paylaşma ve yeniliktir. Bu okuma zahire takılıp kalmaz; malumun şerhi veya açıklananın izahı ile yetinmez. Bilakis nassın arkasındaki hedefleri ve maksatları ortaya çıkarmaya önem verir.[73]

Diri okumanın en büyük temsilcisi ve biricik örneği Peygamber Efendimiz’in tilavet konusunda ilahi eğitim ve terbiyeden geçtiğini daha önce belirtmiştik. Almış olduğu eğitimi sahabesine yansıtmış ve “fem-i muhsin” sahibi Kur’an üstatları yetiştirmiştir. Resulullah, tilavet eğitimini kurumsallaştırmak suretiyle bir kadro ile beraber yürütmüştür. Bu kadro çok seçkin bir kadrodur ve daha sonraki kıraat imamları da onların okuyuşlarını esas almışlardır. İçlerinde son arzda hazır bulunan,[74] Peygamber Efendimiz’in ağzından yetmiş sure ezberleyen ve “Kim, Kur’an’ı Allah’tan indirildiği gibi okumak isterse ibnü ümmi Abd’ın kıraati üzerine okusun dediği Abdullah bin Mesud”[75], Allah Teâlâ’nın, kendisine Peygamberimize “Beyyine Suresi’ni” okumasını istediği[76] ve “Seyyidu’l-Kurra” olarak bilinen Ubey bin Ka’b,[77] Kur’an muallimi Muaz bin Cebel[78] ve Peygamberimizin “Bize Kur’an okuyarak rabbimizi hatırlat” buyurduğu Ebu Musa el-Eş’ari de[79] vardır.

Kadrolu ve kurumsal çalışmasıyla Resulullah, her dönemin Müslümanlarına işin ciddiyeti bağlamında örnek olmuştur. Kurumsallaşma, işi ehline verme, kadrolaşma, plân ve programlama da atıl davranıp kısa ve uzun vadeli hedefler belirlenmeden yapılan tilavet çalışmalarından istenen bereketi elde etmek mümkün değildir. Fakat bütün bunlara rağmen yine de Kur’an-ı Kerim’i elden bırakmamak gerekir. Literal okumalar -inşallah- diri okumalara geçişi sağlar.

Peygamberimiz, “son arzda” Cebrail’e iki defa Kur’an’ı baştan sona hatmettiği için[80] günümüz Müslümanları da Ebu Hanife’nin (ö:150) tavsiyesi üzere yılda en az iki defa Kur’an-ı Kerim’i baştan sona okumalıdır.[81] Bu okumalara anlama faaliyetine yardımcı olan metodik çalışmalar ve alet ilimlerinde derinleşme de dâhil olduğunda gerçek tilavete geçilmiş olacaktır. Böyle bir tilavette okumakla yaşamak eş zamanlıdır.

Dr. Mehmet Sürmeli/ İrfanDunyamiz.com

DİPNOTLAR
1 Mevdudi, Ebu’l-Âla, Tefhimu’l-Kur’an, İnsan yay, Ankara, 1986, s.75-80.
2 El-Halidi, Salah Abdulfettah (ç: Yusuf IŞICIK), Kur’an’ı Anlamaya ve Yaşamaya Doğru, Kaynak yay, Ankara, 1986, s.75-80.
3 Ahmed, Müsned, c.III, s.212.
4 Müslim, Sahih, 44, Fedailu’s-Sahabe, 18, h.no: 2453, c.II, s.1907; İbni Sa’d, et-Tabakatu’l-Kübra, Neşri Sekafeti İslâmiye, Kahire, 1308, c.IV, s.127.
5 Macit, Nadim, Kur’an’ın İnsan Bilimcil Dili, Beyan yay, İstanbul, 1996, s.28.
6 Garaudy, Yaşayan İslâm (ç: Mehmet Bayraktar), İstanbul, 1995, s.122.
7 İzutsu, Kur’an-ı Kerim’de Allah ve İnsan, s.92.
8 Kutup, Muhammed, Kur’an Araştırmaları (ç: Mehmet Ün), Fikir yay, İstanbul, 1984, c.II, s.452.
9 Gazzali, Muhammed, Kur’an’ı Anlamada Yöntem (ç: Emrullah İşler), Şule yay, II. Baskı, İstanbul, 1998, s.44.
10 Bak: Bakara 2/129, 151; Âl-i İmran 3/164; Cuma 62/2.
11 Erten, Mevlüt, Nas-Yorum İlişkisi, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, 1998, s.2.
12 Er-Razi, Muhammed b. Ebi Bekir, Muhtaru’s-Sıhah, Kahire, trsz, s. 57.
13 Şems 92/2.
14 İsfehani, Müfredat, s.167.
15 İsfehani, a.g.e., s.167.
16 El-Kattan, Manna Halil, Ulumu’l-Kur’an (ç: Arif Arıkan) Timaş yay, İstanbul, 1997, s.257; Okiç, Tayyib, Tefsir ve Hadis Usulünün Bazı Meseleleri, İstanbul, 1995, s.78
17 İsra 17/106.
18 Taberi, Camiu’l-Beyan, c.VIII, s.162; Zemahşeri, Keşşaf, c.II, s.671; İbni Kesir, Tefsir, c.III, s.67.
19 Furkan 25/32.
20 İsfehani, Müfredat, s.341.
21 Cürcani, Şerif Ali Muhammed, et-Tarifat, Beyrut, 1995, s. 55.
22 Taberi, Camiu’l-Beyan, c.IX, s.387.
23 Kıyame 75/17-18.
24 Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 627, c.II, s.51; Nesai, Taharet, 1, h.no: 171, c.I, s.144; İbni Mace, Taharet, 105, h.no: 594, c.I, s.195.
25 Vakıa, 56/79.
26 Bak: Taberi, Camiu’l-Beyan, c.XI, s.659-661; İbni Kesir, Tefsir, c.IV, s.299; Şevkani, Fethu’l-Kadir, s. 1815
27 Malik b. Enes, Muvatta, Çağrı yay, İstanbul, 1981, Kitabu’l-Kur’an, h.no: 15, c.I, s.199.
28 Heysemi, Zevaid, c.II, s.98
29 Heysemi, Zevaid, c.II, s.99; bak: Abdurrezzak, Musannef, h.no: 4184, c.II, s.487-8.
30 Ahmed, Müsned, c.VI, s.312; Buhari, 96, İtisam, 26, c.VIII, s.161; Müslim, 47, İlim, 1, h.no: 2667, c.III, s.2054.
31 Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 8214,  c.XVI, s.99.
32 Heysemi, Zevaid, c.I, s.63; İbni Mace, Mukaddime, 9, h.no: 61, c.I, s.23.
33 Ahmed, Müsned, c.VI, s.334; Buhari, 4, Hayız, c.I, s.77; Nesai, Taharet, 1, h.no: 175, c.I, s.147.
34 Abdurrezzak, Musannef, Salat, h.no: 4173, c.II, s.474.
35 Abdurrezzak, a.g.e., Salat, h.no: 4176, c.II, s.485; Nesai, İftitah, 11, h.no: 83, c.II, s.178; Suyuti, Camiu’s-Sagir, c.I, s.227; Hakim, Müstedrek, c.I, s. 768.
36 Abdurrezzak, a.g.e., h.no: 7947, c.IV, s.323.
37 Abdurrezzak, a.g.e., Fedail, c.III, s.353.
38 İbni Mace, İkame-i Salat, 178, h.no: 1347, c.I, s.428; Heysemi, Zevaid, c.VIII, s.807.
39 Abdürrezzak, Musannef, Fedail, c. III, s. 354.
40 Ahmed, Müsned, c.II, s.163-5; Ebu Davud, 2, Salat, 326, h.no: 1394, c.II, s.116.
41 Heysemi, Zevaid, c.I, s.165.
42 İbni Hamza, Şerif, İbrahim b. Muhammed, Esbabu Vurudi’l-Hadis, Beyrut, 1982, h.no: 1005, c.II, s.314-5.
43 Tirmizi, İftitah, 11, h.no: 78, c.II, s.177
44 Muhasibi, Haris, el-Akl Fehmu’l-Kur’an, Daru’l-Fikr, 1982, s.276.
45 Abdurrezzak, Musannef, Salat, h.no: 4046, c.II, s.451.
46 İbni Mace, İkame-i Salat, 179, h.no: 1351, c.I, s.429; Ebu Davud, 2, Salat, 151, h.no:871, c.I, 543.
47 Hakim, Müstedrek, Tefsir, h.no: 3777, c. ???, s.???; Heysemi, Zevaid, c.VII, s.37.
48 Abdurrezzak, Musannef, h.no: 3997, c.XI, s.365.
49 Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 1345,  c.II, s.343.
50 Heysemi, Zevaid, c.VI, s.229.
51 Tirmizi, 48, Züht, h.no: 2383, c.IV, s.594.
52 Ebu Davud, Edep, 19, h.no: 4829, c.V, s.166; Nesai, İman, 32, c.VIII, s.125-6.
53 Ebu Davud, 2, Salat, 349, h.no: 1453, c.II, s.148; Hakim, Müstedrek, Fedail, h.no: 2085, c.I, s. 756
54 Ahmed, Müsned, c.IV, s.114, 143; Buhari, 64, Megazi, 12, c.V, s.18.
55 Ahmed, Müsned, c.V, s.26.
56 Malik, Muvatta, 7, Salatu’l-Leyl, 2, c.I, s.121.
57 Hakim, Müstedrek, Tatavvu, h.no: 1160, c.I, s. 452.
58 Darimi, Sünen, Abdullah b. Abdurrahman, Beyrut, 1997, Fedailu’l-Kur’an, h.no: 3448, c.II, s.556.
59 Ahmed, Müsned, c.III, s.438.
60 Müslim, 6, Salatu’l-Misafir, 18, h.no: 747, c.I, s.515; İbni Mace, ikame-i Salat, 177, h.no:1343, c.I, s.426; Nesai, İydeyn, 19, h.no: 65, c.III, s.259.
61 Tirmizi, 2, Fedailu’l-Kur’an, h.no: 2876, c.V, s.157.
62 Abdurrezzak, Musannef, h.no: 5999, c.III, s.369.
63 Müslim, 6, Salatu’l-Musafir, 42, h.no: 804, c.I, s.553.
64 Ahmed, Müsned, c.V, s.251.
65 İbni Mace, Edep, 52, h.no: 3781, c.II, s.1242.
66 Bak: İbni Mace, Edep, 52, 4, h.no: 3780, c.II, s.1242.
67 Hakim, Müstedrek, Fedailu’l-Kur’an, h.no: 2036,, c.I, s. 740.
68 Tirmizi, Fedailu’l-Kur’an, 16, h.no: 2910, c.V, s.175; Darimi, Fedailu’l-Kur’an, h.no: 1, c.1, s.825.
69 Abdurrezzak, Musannef, h.no: 6013, c.III, s.373
70 Bak: Heysemi, Zevaid, c.IV, s.95.
71 Heysemi, a.g.e., c.IV, s.95.
72 Ahmed, Müsned, c.III, s.127.
73 Erten, Veli, Nass Yorum İlişkisi, s.17
74 Tahavi, Müşkilü’l-Âsâr, h.no: 3396, c.IV, s.135.
75 Hakim, Müstedrek, Tefsir, h.no: 2894-7, c.II, s. 247-8.
76 Ahmed, Müsned, c.III, s.233.
77 İbni Kesir, Camiu’l-Mesanid ve’s-Sünen, Daru’l-Fikr, Beyrut, trsz, c.I, s.46.
78 İbni Ebi Şeybe, Musannef, Kitabu’l-Fedail, c.VII, s.173.
79 Abdurrezzak, Musannef, Salat, h.no: 4179, c.II, s.486.
80 Ahmed, Müsned, c.VI, s.282.
81 Zerkeşi, Bedreddin Muhammed b. Abdullah el-Burhan fî Ulumi’l-Kur’an, D.K.İ, Beyrut, 2003, c.I, s.555.

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Muhammed Hamidullah hocayı ağlatan olay

Allah gani gani rahmet eylesin bir müddet Türkiye’de de bulunan merhum Muhammet Hamidullah Hoca, hac …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir