Cezaevinde bir anaokulu…

Olay yeri küçücük bir anaokulu. Sınıfta ders devam ederken birden minik bir fare giriyor içeriye. Tabi doğal olarak öğretmenler basıyor çığlığı. Kimi masaya canını zor atıyor, kimisi de sandalyenin üzerine… Minikler önce olayı şaşkın gözlerle izliyorlar manzarayı. Sonra kimi basıyor kahkahayı kimi de öğretmenlerinin yardımına koşuyor.

Küçük bir bıdık; “Koykmayın’ Koykmayın, ısıymaz… Bişicik yapmaz o…” diye öğretmenini sakinleştiriyor. Ah minik papatyalar ah! Ah minik mahkum çocukları. Öylesine masum öylesine güzelsiniz ki…

Burası Bakırköy Kadın Cezaevi. Ve onlar cezaevinin fareyle tanışık, barışık çocukları. Yaklaşık 1200 kadın, 130 kadar çocukla (0-6 yaş) paylaşıyor sıra sıra koğuşları ve kaderi… Cezaevi deyip geçmeyin bildiğiniz gibi değil. 54 farklı milletten mahkum var burada.

Bu kadar çok çocuk olunca tabi ki bir anaokulu gerekiyor. Ama ne okul! Acımasız bir çölün ortasındaki vaha gibi. Anaokulu da çok renkli, birleşmiş milletler gibi mübarek. Avrupalı, Afrikalı, Asyalı bıdıklar şen kahkahaları ile kuşatıveriyor etrafınızı.

Bitter çikolata mı istersin, sarı papatya mı? Yoksa çekik gözlü mü? Hepsinden var. Yabancı uyruklu yavruların Türkçe öğrenmesi ise sadece 2 ay sürüyor. Hayata bakın; cezaevine girmek için hatta cezaevinde doğmak için suç işlemek gerekmiyormuş demek ki. Hayat garip, çok garip.. Oyun içinde oyun var.

Anaokulunun müdiresi, bütün çocukların annesi gibi bir hanımefendi. Gönlü en az 10 anne gücünde “Allah’ın deli, adanmış özel bir kulu.” Bir eğitimci olarak iddialı konuşuyorum; o koskoca cezaevinin ortasında çocuklar için cennet bahçelerini andıran muhteşem bir okul kurmuş.

Çocuklar gün boyu psikolojisi ve ahlak yapısı kim bilir nasıl olan bir grup mahkum kadınla beraberler. Müdire hanımın derdi, kendi ifadesi ile; “Diken tarlasından kazasız belasız çiçek” yetiştirmek. Tek derdi kendisi ve toplumu ile barışık, ahlak değerleri olan pırıl pırıl çocuklar mezun etmek .

Sıkı durun dostlar, çocukların yedikleri içtikleri her şey doğal ve organik. Salçayı, tarhanayı hep beraber yapıyorlar bahçede. O küçük eller oyun oynar gibi kuruyorlar turşularını. Okulun bahçesinde biber domates, soğan ne istiyorsanız hepsi var. Kısacası çocuklar toprakla barışıklar.

Müdire hanım adanmış bir ruh dedim ya. Çocukların tadamadığı hiçbir şey boğazından geçmiyor, geçemiyor. Geçen hafta erikler yeni çıkınca dayanamamış erik almış evine. Fakat henüz çocuklar tatmamışken onları yemek mümkün mü? Doğal olarak 3-5 kilo da çocuklara almış. Tahmin edeceğiniz üzere çocuklar hapur şupur yemişler erikleri…

Yarım saat sonra biri bitter çikolata iki bıdık bahçedeki küçücük ham yeşil domatesleri koparıp gelmişler; “Örtmenimmm bak… Erikkk !”

Hazreti Ali radıyellahu anh; “Yer ile gök arası bir mazlumun ahı kadardır” der… Ah yavrularım ah!.. Ah etmeyin bize ne olur.

Her zaman söylediğimiz gibi dokunmadığın gönül gitmediğin coğrafya senin değildir. Gönlümüz rahat ayrılıyoruz Cezaevinden. Allahtan çocuklarımız sahipsiz değil. Öğretmeni, psikoloğu, doktoru her biri titizlikle işinin başında… Yiyecekleri, kıyafetleri de yerli yerince… Hamdolsun ne güzel devletimiz var.

Dr. Faruk Öndağ/ İrfanDunyamiz.com

İyi Haberler ↗

İyiliklere, erdemlere, örnek davranışlara dair beyaz haberler okumak için tıklayınız.

Hatıra Arşivi ↗

Alimler, arifler, hocalar ve önemli şahsiyetlerin hatıralarını okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Dinlerini tahrif edenler…

Kur’an-ı Kerim dindeki tahrifat süreçlerinden bahsederken Ehl-i Kitab’tan örnekler vererek Müslümanları bu konuda uyarır. Yüce …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.