Hazreti İsa’yı doğru anlamak…

Hazreti İsa aleyhis selam, Kur’an-ı Kerim’de “Mesih”, “Kelimetullah” ve “Ruhullah” adlarıyla da tanıtılmıştır. Ona “Ruhullah” ve “Kelimetullah” denilmesi tekrime içindir. Allah Teâlâ “ol” emriyle/kelimesiyle onu varlık sahasına çıkarmış; Cebrail vasıtasıyla, yarattığı ruhu annesinde var ettiği için de “Ruhullah” denmiştir. Allah’ın yarattığı ruh manasındadır. Her iki isimle Allah, onu şereflendirmiştir.

Annesi, İmran’ın kızı Meryem’dir. Âdem Peygamber nasıl annesiz ve babasız yaratılmışsa, Hazreti İsa aleyhis selam da mucize eseri olarak babasız yaratılmıştır. Doğumu Miladi tarihin başlangıcı sayılmıştır. Allah’ın izniyle beşikte iken konuşma, alaca hastalığını iyileştirme, doğuştan görmeyen insanların görmelerini sağlama ve ölüyü diriltme gibi mucizelerle donatılmıştır.

Bu durum Kur’an’da şöyle haber verilmiştir: “Ve onu/İsa’yı İsrail Oğulları’na şu gerçekleri bildiren bir elçi yapacak: “Bakın, ben size Rabb’inizden bir mûcize getirdim; size çamurdan kuşa benzer bir şekil yapacak ve ona üfleyeceğim, Allah’ın izniyle derhal gerçek bir kuş olup uçuverecek. (Allah’ın izniyle) doğuştan kör olanları ve alaca hastalığına tutulanları iyileştireceğim. Ayrıca, evlerinizde neler yiyip içtiğinizi ve neler saklayıp biriktirdiğinizi (Rabb’imin vahyi sayesinde) size haber vereceğim. Eğer gerçekten inanacaksanız (ve hakîkati olduğu gibi kabullenmeye niyetiniz varsa) elbette bunlar, size (benim gerçek bir Peygamber olduğumu ispat edecek) kesin birer delildir.”[1]

Babasız yaratıldı

Kaynakların bildirdiğine göre, Hazreti İsa’ya otuz yaşındayken peygamberlik görevi verilmiş ve bu görev üç yıl kadar sürmüştür. Hazreti İsa, insanları Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmeye çağırırken Filistin havalisindeki putperestler ve istikametlerini kaybeden İsrailoğulları ile mücadele etmiştir. Bütün çabalarına rağmen peygamberliği süresince kendisine sadece on iki kişi iman etmiştir. İman eden bu kişilere ‘havari’ denilmiştir. Bunlar Hazreti İsa ile beraber tevhidi tebliğ eden ve peygamberlerine “yardımcı/ensar” olan kimselerdir.

Havarilerin görev ve tanımları ayette açıkça beyan edilmiştir: “Ey iman edenler! Allah’ın (dinini hayata egemen kılmak için bu dâvâyı omuzlayan Peygamber’in, İslâm âlimlerinin, önderlerinin) yardımcıları olun; tıpkı Meryem oğlu İsa havarilere, “Allah’a (giden bu yolda) kim benim yardımcılarım olacak?” diye sorduğunda havarilerin (kahramanca öne atılarak) “Biz, Allah’ın (dininin) hizmetçileri (olmayı seve seve kabul ediyoruz!”) dedikleri gibi. Böylece (Hazreti İsa hak dini tebliğ etmeye başladı. Fakat) İsrailoğulları’ndan bir kısmı ona inandı, bir kısmı da inkâr etti. Bunun üzerine, iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik ve sonunda (hak yolda çalışıp gayret edenler, kötülüklere karşı mücadele verenler, savaşanlar, inkârcılara) üstün geldiler!”[2]

İffet timsaliydi

Bu özet girişten sonra “Kur’an’da Hazreti İsa, doğumundan çocukluk dönemine kadar nasıl anlatılıyor ve nasıl bir mücadele vermiştir” konusuna yoğunlaşabiliriz. Hazreti İsa’yı doğru anlamak için önce annesi Hazreti Meryem’i bilmek gerekir. Hazreti Meryem, Kur’an-ı Kerim’de iffeti ve edebi ile övülen, Peygamber Efendimiz tarafından gelmiş geçmiş en mükemmel kadınlardan biri olarak tanıtılmıştır. Hazreti İsa’nın annesidir.

Hazreti Meryem’in babasının adı İmran’dır. Hazreti Meryem henüz ana karnında iken babası vefat etmiş ve annesi, doğacak çocuğunu Müslümanlara hizmet etsin diye Beyt-i Makdis’e/ Mescid-i Aksa’ya adamıştır. Annesi adını Meryem koymuş ve Allah’a onu ve soyunu, şeytanın şerrinden koruması için dua etmiştir.

Hazreti Meryem, edep ve ahlakıyla örnek olduğu için “namuslu ve iffetli” anlamına gelen “betül” adıyla da anılmıştır. Hazreti Meryem’in iffet ve namusu ayetlerle açıklanmış ve Rabbimiz onu övmüştür. Bundan dolayı onun iffetine dil uzatan mutlak kâfir olur.[3]

Kur’an-ı Kerim’e göre Hazreti Meryem, Zekeriya Peygamber’in terbiyesinde özel bir eğitimden geçmiştir. Hazreti Zekeriya, Hazreti Meryem’in velayetini üstlenmiştir. Allah Teâlâ, bakire olan Meryem’den mucize olarak İsa Peygamber’i yaratmıştır. Kitab-ı Mukaddes’te Yahudiler, Hazreti Meryem’e iftira etmişler, Hristiyanlar ise tanrılaştırmışlardır.

Her iki uç ve batıl görüşe karşın adına müstakil sure de olan Hazreti Meryem, biz Müslümanlara göre tevhidin, edebin, ahlakın, iffetin, namusun, ibadetin ve sabrın en önemli hanım temsilcilerindendir. Her türlü iffetsizlik ve davranış bozukluğundan korunmuş örnek bir hanımdır.

Hazreti İsa’nın çocukluğunu sadece Kur’an’daki ayetler çerçevesinde yazacağız. Amacımız Kur’an’daki çocukluğu anlatılan peygamberlerden yola çıkarak salih evladın nasıl yetiştirileceğinin yolunu, ideali olan insanlarla paylaşmaktır.

Gül fidanı

Hristiyanlar, onun doğumunu anlayamayıp tanrılaştırdıkları için Âl-i İmran Suresi’nin başlarında özet bilgiler verilmiştir. Peygamber Efendimiz bu bilgilerle Necran’dan gelen Hristiyanlara hakikati anlatmıştır. Yahudilerin iffetsizlikle suçladıkları Hazreti Meryem, Hazreti Zekeriya’nın velayetinde rabbani bir eğitimden geçmiştir ki Kur’an olayı şöyle anlatmıştır: “Rabbi onu, (annesinin adamasındaki samimi niyet ve güzel duygulara karşılık) iyilik ve güzellikle kabul buyurdu ve pek güzel bir (gül) fidan(ı) gibi büyütüp yetiştirdi. O’nu Zekeriya’nın himayesine verdi. Zekeriya, ne zaman onu mabedde ziyaret ettiyse yanında yiyeceklerle görür ve sorardı: “Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor?” Meryem: “Bunlar Allah’tandır; Allah, dilediğine hesapsız rızık bağışlar!” diye cevap veriyordu.”[4]

Ayetten çocukların yetişmesinde velinin ve büyük zatların önemini daha iyi anlıyoruz. Peygamberin velayetinde yetişen Hazreti Meryem’in, “güzel ve özel bir bitki” benzetmesiyle farklılığı ortaya konulmuştur. Sıradan bir ot gibi yetiştirilmemiştir. Sahipsiz bırakılmamıştır. Her an bakımı madden ve manen yapılmıştır.

Vahyin indiği evde risalet nurundan yeteri kadar istifade etmiştir. Edep ve hayâda herkesin dikkatini çeken bu kâmile hanıma bir gün melekler gelip şu müjdeyi vermişlerdir: “Hani melekler, “Ey Meryem!” demişlerdi, “Allah kendi katından (göndereceği son derece enteresan, “yok”u “var” eden) bir kelimeyle, (yani “Ol!” emriyle rahminde yaratacağı bir çocukla) seni müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, âhirette de çok saygın, çok değerli bir kul ve Allah’a en yakın olanlardan, (O’nun hoşnutluğuna ermiş bir Peygamberdir.)”[5]

Olayın sıradan bir hadise olmadığını Hazreti Meryem’e kanıtlamak için Yüce Allah, doğacak çocuğun olağan üstü hâllerini haber veriyor ki Hazreti Meryem’in kalbi mutmain olsun ve duyacağı sözlerden ve iftiralardan dolayı dertlere düşmesin; Yahudilerin suçlamalarına karşılık kendini açık alınla savunsun. Bu bağlamda Hazretş İsa’nın farklı yönü şu ayette ifade buyurulmuştur: “İnsanlarla, hem (doğar doğmaz) beşikte iken, hem de (Allah’ın izniyle büyüyüp) yetişkin bir adam olarak (hikmetle) konuşacak ve (son derece erdemli ve) iyiliksever bir kimse olacaktır.”[6]

Allah katından böyle ilginç bir müjde alan Hazreti Meryem, çocuğun olabilmesi için doğal yolun evlilik olduğunu ifade edip kendisini tezkiye ederek her türlü ahlaksızlıktan beri olduğunu dile getirmiştir: “(Bu sözler üzerine) Meryem (şaşkınlıkla:)“Ey Rabb’im, bana hiç erkek eli değmediği hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” deyince, melek dedi ki: “(Allah dilerse olur, çünkü) Allah, dilediğini dilediği şekilde yaratır! Bir şeyin olmasını istedi mi, ona sadece “Ol!” der, o da hemen oluverir.”[7]

İffetsizlerin iftiraları

Meryem Suresi’nde anlatıldığı üzere “Ben ahlaksız bir kadın olmadım.” Şeklinde doğal tepkisini beyan etmiştir.[8] İnsan empati yapacak olursa Hazreti Meryem’in durumunu daha iyi anlar. Kur’an’ın beyanına göre, bütün bu bilgileri vermek ve “ruh” üflemek için melek düzgün ve kâmil bir insan biçiminde geldiğinde gerçek durumu fark edemeyen Meryem, fıtratının gereği şu karşılığı vermiştir: “Meryem, O’na ‘Ben senden “Rahman” olan Allah’a sığınırım. Eğer kötülük yapmaktan sakınan erdemli biri isen bana dokunma!’ dedi.”[9]

Yüce Allah hükmünü vermiş ve Hazreti Meryem’de bir çocuk yaratmıştır. Vakit saat gelince şehrin dışına bir yere çekilmiş ve bir hurma ağacının altında çocuğunu dünyaya getirmiştir.[10]

Ayet açıkken onun hakkında gavur ağzıyla konuşanlar dünyada ve ahirette Allah’ın lanetine uğrarlar. İffet hakkında söz söylemek ise kâfirliktir. Ayetin açıklamasına göre Hazreti Meryem, doğumunu bir su kanalının yanında yapmıştır. Biz buradan doğum sonrası temizliğin önemini çıkardığımız gibi, şu ayetle de lohusalık sonrası alınması gereken yiyeceklerin yararına işaret edilmiştir: “Haydi, hurma dalını kendine doğru çekerek silkele, üstüne taze ve olgun hurmalar dökülsün.”[11]

Lohusalara doğum sonrası tatlı tavsiye edilir ki Allah Teâlâ, kullarına koruyucu hekimlik bilgisi olarak bunları da ara cümleler olarak öğretmiştir. Doğumdan sonra ilk göz aydınlığını Hazreti Meryem’e yüce Allah vermiştir[12] İnsanların da Allah’tan öğrendikleri bu edep dâhilinde çocuğu olanlara göz aydınlığı vermeleri ahlaki bir davranıştır.

Allah’ın koyduğu kuralları tahrif eden ve nice peygamberlerin kanlarını döken Yahudilerin Hazreti Meryem’in olağan üstü doğan çocuğu hakkında mutlaka diyecekleri vardı. Nitekim öyle de oldu ve şöyle dediler: “Ey Harun’un (soyundan gelen şu seçkin kabilenin) kız kardeşi; (nasıl böyle bir şey yapabildin? Oysa) senin baban kötü bir insan değildi, annen de gâyet namuslu, terbiyeli bir kadındı.”[13]

Toplumdan böyle bir tepki alan Hazreti Meryem, ne anlatsa fayda vermeyeceğini bildiği için Allah celle celaluh’a güvenerek hakikatin açıklamasını çocuğunun yapmasını istemiş ve çocuk da dile gelerek kelâma şöyle başlamıştır: “(Daha birkaç günlük bir bebek olan) İsa, “Bakın, ben Allah’ın (bir mûcize olarak yarattığı) kuluyum!” dedi, “O bana (ilâhî) Kitap (bilgisini) bahşetti ve beni bir Peygamber yaptı.”[14]

Bu ayet Hazreti İsa’yı tanrı kabul eden Hristiyanlara tarihi bir cevaptır. Önce Hazreti İsa, ayette Allah Teâlâ’nın kulu olduğunu ifade etmiş ve “Yüce Allah beni peygamber yapacak.” demiştir. Ayette mazi kipi kullanılsa da istikbale işaret vardır. Çocuktan peygamber gelmediği için ayeti böyle yorumlamak zorunluluğu vardır. Kur’an’da mazi ile istikbale, istikbal kipi ile maziye işaret eden ayetler vardır ki bunlar Arap dilinin incelikleridir.

Ayette açıkça dile getirildiği üzere Yüce Allah insanın ilahlaştırılmasını ve kendisine çocuk isnadını şiddetle reddetmiştir. İhlas Suresi bu konuda önemli bir cevap olmakla beraber, Hazreti İsa’yı ilahlaştıranları Allah Teâlâ şöyle nitelemiştir: “Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’tir!” diyenler, (hem Allah’ı, hem de kulu ve elçisi olan İsa’yı inkâr ederek) kesinlikle kâfir olmuşlardır! (Ey Müslüman! Bu sapkınlara) de ki: “Şâyet Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’i, annesini ve hattâ bütün yeryüzündekileri yok etmek isteseydi, kim O’na engel olabilirdi?” Öyle ya; göklerin, yerin ve onlar arasında bulunan her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah’a aittir; O dilediğini (dilediği şekilde; ister sizi yarattığı gibi bir ana babadan, ister İsa’da olduğu gibi babasız, isterse de Âdem gibi annesiz ve babasız) yaratır. Çünkü Allah, her şeye kadirdir.”[15]

Küfre batıp hakkı inkâr ettikleri ve bu ağır iftiradan dönmedikleri için Yüce Allah da onlara şu ayette buyurulduğu üzere cenneti haram kılmıştır. Ayet şöyledir: “Andolsun ki “Allah, Meryem oğlu İsa Mesih’tir!” diyenler, (aynen onu inkâr edenler gibi, kelimenin tam anlamıyla) kâfir olmuşlardır! Oysa (bizzat İsa) Mesih, “Ey İsrail Oğulları! Benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kulluk ve ibâdet edin, (hiç kimseyi ilâhlaştırıp O’na ortak koşmayın! Zira) her kim Allah’a ortak koşacak olursa (şunu iyi bilsin ki) Allah ona cenneti kesinlikle yasaklayacak ve onun varacağı yer, cehennem olacaktır! Ve (o gün) hiç kimse, zâlimlere yardım edemeyecektir!” demişti.”[16]

Bütünlük önemli

Ayetleri genel bütünlük içerisinde değerlendirirsek görürüz ki Allah Teâlâ bütün peygamberlere aynı dini göndermiştir. Bu dinin adı İslâm’dır. Şirk dâhil İslâm’ın karşısına çıkarılan bütün küfür çeşitleri fıtrata yabancı ve arızidir. Hazreti İsa’ya tanrılık izafe eden Hristiyanlık aynı zamanda bir şirk dinidir. Bu durumuyla ilahi ve semavi özelliği yoktur. Buna rağmen Kur’an bütünlüğünden ve risalet görevinden kopararak icat ettikleri uydurma din Hristiyanlığı “vahiy tecrübesi” olarak görmek[17] ayrı bir sapıklıktır. “Cennet Müslümanların tekelinde değildir, Yahudi ve Hristiyanlar da cennete gidecektir”[18] demek; Hazreti Muhammed’siz ve şeriatsız bir din tasavvur etmek tam bir sapıklıktır.

Kalbi ve gözü kör olanlara tavsiyemiz; Kur’an’a bütünlük çerçevesi içerisinde bakmaları ve yeterince de metodoloji okumalarıdır. Usullü ve bütüncül bakabilselerdi Bakara Suresinin 62. ve Maide Suresi’nin 69. ayetlerine verdikleri yanlış mealden yola çıkarak sapık sonuçlara varmazlardı. Bu metotsuz bakışların tamamı Kur’an’a çelişki yüklemektedir. Hâlbuki Kur’an her türlü çelişkiden münezzehtir[19]

Allah’ın kulu olduğunu ikrar eden ve annesini tezkiye eden Hazreti İsa, ileride kendisine Allah Teâlâ tarafından risalet görevinin verileceğini, annesinin yanına merakla gelen insanlara söylemiştir.[20] Daha sonra da hak dindeki ortak ibadetleri şöyle açıklamıştır: “Her nerede olursam olayım, beni (kutlu ve) bereketli kıldı ve yaşadığım sürece namaz kılmamı, zekât vermemi emretti bana.”[21]

Kur’an’ın beyan ettiği bu ibadetlerle günümüz Hristiyanlarının hiçbir alakaları yoktur. Teslise inanan, Allah’ı hakkıyla tanımayan, Haç’a ibadet eden, içki içmeyi dini bir ritüel olarak gören, domuz eti yiyen ve daha birçok sapkınlık icat edip dinin özüne katan kimseleri istikamet üzerinde görmek büyük bir sapıklıktır.

Hazreti İsa’nın doğumu ve yaratılış mucizesi üzerinde duran Kur’an, İsa Peygamber’in yaratılışı ile Hazreti Âdem’in yaratılışı arasında benzerlikler kurarak İsrailoğullarının şaşkınlığa düşmemelerini, Hazreti İsa’yı ilahlaştırmamalarını tavsiye eder. Şu ayette bu durum gayet açıkça belirtilmiştir: “Muhakkak ki Allah’ın indinde İsa’nın durumu, Âdem’in durumu (yaratılışı) gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi (ve o da yaratılışı kâmil bir insan) oldu.”[22]

Yüce Allah bu beyanıyla İsa peygambere ulûhiyet isnat eden Hristiyanları tefekkür etmeye çağırmıştır. İsa Peygamber’i bir anadan yarattık, Âdem Peygamber’i ise ana ve baba olmaksızın yarattık. Bu durumda, “Âdem’i ilah kabul etmediğinize göre niçin İsa’yı ilah kabul ediyorsunuz” diye Hristiyanları uyarmıştır. Mantıklı olmaya çağırmıştır.

Bu uyarıdan nasiplerini almayan Hristiyanlar, daha sonra da ilah sandıkları kimsenin ölümüne inanmışlardır ki Kur’an-ı Kerim böyle bir iddianın da mesnetsizliğini şu ayette izah buyurmuştur: “Ve onların, “Muhakkak ki Allah’ın Resûl’ü Meryem’in oğlu İsa Mesih’i biz öldürdük.” sözleri (çok büyük iftiradır). Ve onu öldürmediler ve onu asamadılar. Fakat (öldürülen adam) onlara, (Meryem’in oğlu İsa Mesih’e) benzer olarak gösterildi. Ve muhakkak ki onun hakkında ihtilafa (anlaşmazlığa) düşenler, ondan (bu hususta) mutlaka şüphe içindeler. Onların, onunla ilgili olarak, zanna tâbî olmaktan başka bir ilimleri yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler (öldüremediler).”[23]

Hazreti İsa haşa gerçekten ilah olsa onun için ölüm söz konusu olabilir mi? Ölümlü bildikleri birini ilahlaştırmaları tam bir akıl tutulmasıdır. Allah Teâlâ’nın gönderdiği hak peygamberi iman ve destek verme hususunda yalnız bırakan İsrail Oğulları, onun üç yıllık risalet görevinin ardından toplumundan ayrılmasından sonra da İsa Peygamber’in getirdiği İslâm’ı tahrif ettiler. İnanç esaslarından tutun da ibadet esaslarına kadar her şeye el attılar. Sonunda Allah’ın haramlarının helal, helallerinin haram kılındığı muharref bir din ortaya çıkmış oldu.

Yeni dinin hayata hâkim olmak gibi bir iddiası ve özellikle hayatın genişlik boyutunda söyleyecek bir şeyi yoktu. Böyle bir dini insanlara zorla kabul ettiren Konstantin, putperest düşünceleri çeşitli zamanlarda dinin içerisine sokmuştur. Konsüllerde revize edilen bu din ilahi olma vasfını tamamen kaybetmiştir. Özellikle S. Paul’ün fikirleri Hristiyanlığı şekillendirmiştir. Hatta Hristiyanlığın kurucusu S. Paul (Pavlos) denilebilir.

Hayatın ayrıntılarına müdahil olmayan böyle bir din batılılar tarafından kabul görmüştür. Çünkü bu dinde tanrının sosyal, siyasi, hukuki, iktisadi, eğitim ve hayatın genişlik alanıyla ilgili hiçbir söylemi yoktur. Hayat ya rasyonel olana veya pozitivist fikirlere terk edilmiştir. Hatta Hristiyanlığın muharref şekline bile tahammül edemeyen batılı anlayış Fransız ihtilaliyle beraber bu dini hayattan kovmuştur. Tanrının, hayatlarına müdahil olmasını istemeyen kimselere insan eliyle inşa edilen bu din ilaç gibi gelmiştir.

Hatta kapitalizmin revaç bulması için Hristiyanlığın Protestanlık yorumu, emperyalizmin keşif kolu gibi çalışmıştır. Kapitalizme keşif kolluğu yapan bir din için Türkiyeli bazı sosyalistler “Bir din seçecek olsaydık Hristiyanlığı seçerdik” diyebilmişlerdir. Bunun anlamı; batılı veya batılılar gibi düşünen modern insan hayatına kimsenin karışmasını istememektedir.

Aristo da olduğu gibi “ilk muharrik” diye bilinen tanrı âlemi yaratıp sonra da istirahate çekilmiştir. İstirahate çekilen emekli ilah anlayışı batılıların ruhlarına sinmiştir. Batılıların, Hristiyanlığı din olarak seçmelerindeki esas amaç da özlerinde olan “atıl” tanrı anlayışıdır. Bu anlayışı Hristiyanlığın tanrı fikrinde bulmuşlardır. Sözün özü; Hristiyanlık diye uydurulan bu dinin Hazreti İsa ile gönderilen İslâm’la yakından uzaktan bir ilgisi yoktur.

Bütün bunlara rağmen, Katolik kilisesinin başlattığı “Müslümanları gâvurlaştırma çabası” olan dinler arası diyalog faaliyetleri Türkiye’de din adına çıkan bir terör örgütü tarafından özel destek görmüştür. Mevcut Hristiyanlığı “semavi” veya “ilahi” din olarak gören ya da gösteren tüm akademik, resmi ve sivil yapılar bilerek, bilmeyerek bu gâvurlaştırma çabasına destek vermişlerdir. Hâlâ da vermektedirler.

Dr. Mehmet Sürmeli/ İrfanDunyamiz.com

DİPNOTLAR
1 Âl-i İmran 3 / 49.
2 Saf 61/14[3]Hz. Meryem’e dil uzatanların kâfir olacaklarına dair fetvayı Diyanet İşleri başkanlığının çoktan vermesi gerekirken son olaylardaki suskunluklarını kınıyoruz. Ayrıca kelam otoriteleri ve ülkenin fetva ehli de devreye girmeliydi. Özgür Özel’e gerekli cevabı veren siyasetin suskunluğunun asla bir izahı yoktur. Gayretullaha dokunanı Allah parçalar… Bu da böyle biline…
4 Âl-i İmran 3 / 37.
5 Âl-i İmran 3 / 45.
6 Âl-i İmran 3 / 46.
7 Âl-i İmran 3 / 47; bk. Meryem 19 / 20.[
8 Meryem 19 / 20.
9 Meryem 19 / 18.
10 Bk. Meryem 19 / 22-23.
11 Meryem 19 / 25.
12 Bk. Meryem 19 / 26.
13 Meryem 19 / 28.
14 Meryem 19 / 30.
15 Maide 5 / 17.
16 Maide 5 / 72.[
17 Konuyla ilgili Adnan Arslan’ın hazırlayıp yazdığı, zaman zaman da müsteşriklerle aynı görüşleri paylaştığı “Dini Çoğulculuk, Ateizm ve Geleneksel Ekol” adlı çalışmaya bakılabilir. Özellikle Müslümanlar arasında pozitif bir yeri olan Seyyid Hüseyin Nasr’ın düşünceleri ilginçtir. Kitabın Diyanet’e bağlı bir kurum olan İsam tarafından bastırılması ise daha da ilginçtir (M.S. ).
18 Bu ifadeler Diyanet İşleri eski başkanlarından Süleyman Ateş’e aittir. Medyada ve İlahiyat camiasında aylarca tartışılmıştı…
19 Bk. Nisa 4 / 82.
20 Bk. Meryem 19 / 30.
21 Meryem 19 / 31.
22 Âl-i İmran 3 / 59.
23 Nisa 4 / 157.

İstikamet Yazıları ↗

İslam’ın şuur boyutuna vurgu yapan yazıları okumak için tıklayın.

Kaynak Metinler ↗

İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Bu da size düğün hediyem olsun…

Allah’ın affetmeyeceği tek günah şirkten sonra kul hakkıdır. Kul hakkı yiyen insan o kulla helalleşmediği …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.