İbrahim El Ahsai’nin tasavvufi görüşleri

11.06.2021 tarihinde vefat eden, Peygamber Efendimizin sallellâhu aleyhi ve sellem’in 35. kuşaktan torunu Medineli Hadis âlimi merhum Seyyid İbrahim El-Ahsai’nin 2012 yılında Rıhle Dergisi’nin “Tasavvuf” konulu soruşturmasına verdiği cevabı İrfandunyamiz olarak internet ortamına aktardık ve istifadelerinize arz ediyoruz.

Bismillahirrahmânirrâhîm

Hamd Allah’a mahsustur. Salât u selâm Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve O’nun âl u ashâbı üzerine olsun.

Tasavvuf, tezkiye ilmidir… İhsân makamının tahakkukudur. Bilindiği üzere İslam üç esas üzere kuruludur: İslâm, İman ve ihsân. Cibril hadisinde de belirtildiği üzere ihsân, “Allah’a O’nu görüyormuşçasına ibadet etmendir; sen O’nu görmesen de şüphesiz O senin görmektedir.”

Tasavvuf kendisinden önce gelen iki esası (iman ve İslâm’ı) tahkim eder. “Allah’a O’nu görüyormuşçasına ibadet etmendir; sen O’nu görmesen de şüphesiz O senin görmektedir.” Allah’ı murakabe ederek yapılan ibadetler vardır. Allah’a, meleklere, kitaplara, âhiret gününe… imandan tutun da şahitlik, namaz, zekat, oruç, hacc ve diğer esaslara kadar, kişinin iman ettiği her hususun ifasında Allah’ı murakabe etmek…

Tasavvuf makamı böyle bir şeydir. Yoksa Tasavvuf bazılarının îhâm ettiği gibi, farklı bir din falan değildir. Tasavvuf kalbe hitab eder ve onu şekillendirir… Bir mümin olarak kalbimizi/enfüsümüzü/iç dünyamızı tathir etmeye (arındırmaya/durultmaya) ihtiyacımız var mı? Tezkiyeye ihtiyacımız var mı? Bu sorulara hangi mümin “hayır” cevabı verebilir!

Müminin ittiba ve tezkiye ile tehalli etmesi matlup değil midir?

Dolayısıyla Tasavvuf makamı; tezkiye, adanmışlık ve arınma makamıdır yoksa sizin de bildiğiniz üzere bugün bazı insanların zihinlerindeki gibi sloganlar, semboller vs. değildir; Tasavvufun yöntemi, Rasûlullâh sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in, Sahâbe’nin ve Ehl-i Beyt’in yöntemidir. Tıpkı Seyyidü’t-Tâife Cüneyd el-Bağdâdî rahmetullahi aleyh’in dediği gibi, “ilmimiz Kitap ve Sünnet’le mukayyettir.” Usûl ve kavâid ehli, Tasavvufu böyle anlar.

Tasavvuf; enfüsün arındırılması ve kalplerin tezkiyesi olduğuna göre bizim Tasavvuf’a ihtiyacımız vardır. Tezkiyeye, temizlenmeye, arınmaya, kalp duruluğuna ihtiyacımız olduğu münakaşaya mahalli olmayan bir hakikattir. Safâ makâmi, tezkiye makâmı ve tathîr makamı vb. isimler bir mustalah olarak olmasa da uygulama cihetiyle işin başından itibaren vardı. Diğer ilim dallarında olduğu gibi Tasavvuf ilminin istilahları da sonradan oluşturulmuştur.

Tasavvuf kaynağını nasslardan, Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem ve Sahâbe-i Kiram’ın uygulamasından alan tathir ve tezkiye makamıdır. Sahîhayn’de geçen bir hadis-i şerif şöyledir: “Dikkat edin! Bedenin içinde bir et parçası vardır ki o sıhhat ve salah üzere olursa bütün beden salâh bulur; bozulursa bütün beden bozulur.” İşte Tasavvuf bu “et parçası (kalp)” üzerinde yoğunlaşır. Bu yüzden bu sahada yazılan ilk kitap olan Imam el-Hecvîrî’nin kitabında nefsin tezkiyesi, kalbin temizlenmesi, havf, haşyet gibi kalbin ve enfüsün hallerinden bahsedilir. Dolayısıyla buna ihtiyacımız var… Özellikle modern insanın tasavvufa ihtiyacı var.” Mümin mümini Allah için sever” ölçüsünü ancak arınmış bir kalp sahibi tasavvur edebilir.

Tasavvufun usûl ve esasları vardır. Sahih Tasavvuf, Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’den mevzu (uydurma) rivayette bulunmaya asla razı olmaz. Bununla birlikte hadis zannedilen bazı uydurma rivayetler bazı tasavvuf kitaplarına girmiş… Aynı şey Tefsirde de olmuş; Bazı tefsir kitaplarında da uydurma rivayetler var. Hatta bazı fıkıh kitaplarında da uydurma rivayetler var. Bazı tefsir kitaplarında isrâiliyyât ve mevzu rivayetler var. Yani burada şuna bakmamız lazım: Sûfi, kitabına bile isteye mevzu rivayet koyar mı? Asla koymaması gerekiyor. Çünkü Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem bundan men etmiştir. Yani yalan/uydurma olduğunu bile bile bir sözü Efendimiz’e isnad edeceksiniz! Bunu yapan kimse Peygamberimiz’in de buyurduğu üzere “yalancılar”dan addedilir. Bu yüzden Tasavvuf bu töhmetten beridir. 

Hocalarımızın hocası Ahmed Siddik el-Gumârî rahmetullahi aleyh Avârifu’lMeârîfin hadislerini tahric çalışması yapmıştır: el-Letâif fi Tahrîci Ehâdisi Avârifi’l-Meârif adlı eserini kastediyorum… Ulema, Tasavvuf kitaplarındaki hadisler üzerine tahric çalışmaları yapmıştır. Biz bütün kardeşlerimizi, özellikle Tasavvuf ehli olan kardeşlerimizi bu konuda uyarıyoruz. Bir rivayeti hadis diye rivayet etmeden önce onun sıhhat derecesini bilmek gerekiyor. Birçok vaizin, hisbe ehlinin ve sûfînin zayıf ve za’f-i şedid rivayetlerde bulunduğu doğru olmakla birlikte biz buradan hareketle Tasavvuf’u itham edemeyiz… Bazı sûfilerin yaptıklarından dolayı Tasavvuf’u mahkûm etmek doğru olmaz… Bu büyük bir yanlıştır.

Tasavvuf, mevzu (uydurma) rivayetlere asla izin vermez. Bu yüzden Şeyh Abdülkadir el-Cîlânî bu tür rivayetlerin hadis diye yayılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. O der ki: “Tasavvuf, nekâ (arınma) medresesidir. Davranışlarınla onu kirletme.” Sûfi ekol, mevzu rivayetlere kesinlikle vize vermez. Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem, “Kim benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerini hazırlasın” buyurmuşken bir sûfînin bile isteye uydurma rivayette bulunması tasavvur edilemez. Çünkü Tasavvuf’un esası sadece Rasûlullâh sallellahu aleyhi ve sellem’den sabit olan sahih yöntemdir. Cüneyd rahmetullahi aleyh; “limimiz Kitap ve Sünnet’le mukayyeddir” diyor… Bu, sabit ve sahih sünnet demektir.

Rabıta meselesi

Rabıta meselesi, bazı Súfi ekollerde vardır. Tasavvur- tasdik ve ràbita meselesi… Rabita, kalbi bir muhabbet bağıdır… Bundan başka bir şey değildir. “Kişinin ameli askıdadır. Şeyhe rabita yapmadıkça kabul olmaz” gibi yaklaşımlar ne Tasavvuf’a ne de rabıtaya uyar. Rabıtada şeyhi tasavvur etmek vardır. Çünkü şeyh, mürşiddir. Dolayısıyla talebe hocasıyla mütemadiyen kalbi irtibat üzere olmalı, ona muhabbet duymalıdır. Ancak bu şeyh, Rasûlullah sallellahu aleyhi ve sellem’e kemâl-i ittiba üzere olmalıdır.

Râbita hadislerde vardır. Fakat rabıtadan ne anlıyoruz? Sahâbe’nin Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’le ilgili olarak “Baldırlarının beyazlığı hala gözümün önündedir” tarzı, “hala gözümün önündedir” gibi bir sürü rivayet var ki rabita da bundan başka bir şey değildir. Muhammed Zekeriyyâ el-Kandehlevî rahmetullahi aleyh hocamızın eş-Şerî’a ve’t-Tarîka adında bir kitabı vardır. Orada bu konuya temas etmiştir… Rabita, muhabbet rabıtasından başka bir şey değildir… Müridin şeyhiyle muhabbet, takdir ve saygı rabitası içinde olması… Tipkı babasıyla ve kardeşiyle arasında kurduğu muhabbet ve ihtiram bağında olduğu gibi… Eğer rabita bu çerçevenin dışına çıkarsa yanlış olur.

Allah’ın nurunun şeyhin alnına ve oradan müride aksetmesi… Bu nedir? Bazı müteahhir dönem sûfilerinin içtihadıdır.

Mümin kardeşine saygıyla bakman… Tebessümün bir sırrı var. Bu yüzden Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem gülümsemenin sadaka olduğunu söylemiştir… Tebessüm nedir? Hal, fiil ve kâldir. Tebessümün muharriki nedir? Hâldir… Yani fiilden önce hâl vardır. Bu tebessümü ortaya çıkaran şey senin saf ve duru kalbindir. Yani biz, Şeriat’ın ve Tasavvuf’un birçok hususunu zâyi ediyoruz. Hubb-i fillah, safa, tezkiye, ruh ve diğer sûfi değerleri heba ediyoruz.

Biz, Şeriat’ın ve Tasavvuf’un birçok hususunu zâyi ediyoruz. Hubb-i fillah, safa, tezkiye, ruh ve diğer sûfi değerleri heba ediyoruz.

Nurun aksetmesi vb. konular çok teferruat… Tasavvuf bu teferruatın çok üstünde hayatî bir sahadır… Kalplerin gıdasıdır… Hâldir… Nice kâfir, müminin güzle ahlâkı, davranışı ve hâli sebebiyle İslam’a girmiştir. Şeyhin alnından nurun aksetmesi ve benzeri meseleler zevkî hallerdir. Öncelikle kalplerin ülfeti sağlanmalı. Bunu sağlarsak insanlara karşı yargılayıcı olmayız.

Hasan el-Basrî rahmetullahi aleyh der ki: “Mümin kardeşin hakkında hüsn-i zanda bulunarak bir şeyler söylersen, isabet etmesen dahi ecir alırsın. Diğer taraftan su-i zanda bulunursan, bu zannın isabetli bile olsa günaha girersin.” Çünkü su-i zan yapmak üstümüze vazife değildir.

Aynı şekilde Tasavvuf denildiğinde de tezkiye, arınma, ahlak vs. güzel şeyler aklımıza gelmelidir. Rabıta matlub bir haldir. Müslüman kardeşinle, şeyhinle, peygamberinle ve ailenle farklı türlerde kurduğun rabitayı kastediyorum. Şeyhe yapılan rabita; irfânî muhabbet, tazim ve tekrim vasfındadır… Bundan öte bir şey değildir.

Mümin kardeşin hakkında hüsn-i zanda bulunarak bir şeyler söylersen, isabet etmesen dahi ecir alırsın. Diğer taraftan su-i zanda bulunursan, bu zannın isabetli bile olsa günaha girersin.”

Şeyhe, rububiyet vasfı ya da peygamberlik makami atfetmekten Allah’a sığınırız. Zaten sûfiler de bunu yapmaz. Rabita bu çerçevenin dışına çıktığında bâtıl ve merdud olur. Bundan dolayı Sahâbe-i Kiram’ın Rasûlullâh sallellahu aleyhi ve sellem ile kalbî bir rabita halindeydiler.

Sahâbe’nin hallerini ihtiva eden hadis-i şeriflere dikkatle baktığınızda, “Ben âdeta Rasûlullâh’ı görüyorum”, “Sanki: şu anda önümde duruyor”, “âdeta ona bakıyorum” gibi ifadelerle karşılaşırsınız. Sahâbe’nin Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem  ile muhabbet rabıtası üzere olduklarını anlatan bir çok rivayet vardır.

Bazen, vefat etmiş bir hocanızın/şeyhinizin ardından büyük bir iştiyak hissiyle, “Allah Teâlâ ona rahmet etsin. Bize bu kadar ilim öğretti” dersiniz… İşte bu da matlub bir râbıta türüdür… Râbita ayrıca, kalpleri irfan hisleriyle doldurmak, güzeli itiraf etmek, kalbi, güzel ahlakla süslemek vb. durumlardır. Bundan öte bir şey değildir.

Súfiler ehl-i cihaddır. Islam tarihindeki cihadlara bakın; birçoğunu süfiler başlatmış ve yürütmüştür. Nakşibendî sûfilerin Rusya ve Kafkaslarda nasıl cihad yürüttüklerini tarih kaydetmiştir. Senûsîlerin Afrika’da yürüttüğü cihad hareketleri… Sofillerin Biladü’ş-Şam’da emperyalizme karşı yürüttüğü cihad hareketlerine bakarsanız sûfilerin cihad ehli olduğunu görürsünüz.

Ebu’l-Hasan en-Nedvî Hocamızın, Rabbâniyye lâ Rahbâniyye adlı kitabı bu hususta çok mühimdir. Orada, Tasavvuf’un kalpleri islah etmekteki rolünü uzun uzadıya anlatır. Tasavvuf’un beş rüknü vardır: Zikir, müzakere/ilim, cihad, mücâhedetü’nnefs ve muhabbet.

Allah yolunda cihadı terk eden ve cihadı arzu etmeyen kimse, (Allah korusun) yahudi ya da hristiyan olarak ölür. Emperyalizme karşı cihad hareketlerini kim örgütledi? Ömer Muhtar kimdir? Ömer Muhtar, Senûsî tarikatındandır. Ahmed bin Es-Siddîk el-Gumârî, Abdullah Sıddîk el-Gumârî hocalar, Abdulhamid b. Bâdîs ve diğerleri sûfîdir ve bu zatların hayatları cihadla geçmiştir. Hasan el-Bennâ, Şâzelî Tarikatı’nın Hisâfî dergâhına mensuptu…

Tasavvufa olmadık iftiralar atılıyor… Ehl-i Tasavvuf, tembellikle itham ediliyor… Bunlar hakikatleri tersyüz etmektir.

4. sorunuzun cevabı çok açık. Bu soruyu Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz cevaplamıştır: “İnsanların en hayırlısı, benim çağımda yaşayanlardır, sonra onların ardından gelenler, sonra onların ardından gelenlerdir.” buyurmuştur. Şüphesiz biz tasavvuf konusunda, Selef-i Sâlihîn ile boy ölçüşemeyiz.

Ebu Yezid el-Bistâmî rahmetullahi aleyh, bir gün dostlarından birine; “Kalk, beraberce gidip şu kendini veli olarak tanıtan falanca zata bakalım” dedi. Bahsettiği zat da zühd ve ibadet ile meşhur biriydi. Kalktık beraber ona gittik. Adam evinden çıkıp mescide doğru yürürken kıble tarafına doğru tükürdü. Bunu gören Ebû Yezîd, adama selam bile vermeden hemen geri döndü ve “Bu adam Peygamberimiz sallelllahu aleyhi ve sellem’in öğrettiği edeplerden birinde bile kendisine güvenilmezken iddia ettiği gibi manevi hallerde kendisine nasıl güvenilir?” dedi.

Tasavvuf; tezkiye, tahliye, safâ, nakâ ve ahlâk-ı hamide ile donanmaktır.

Selef dönemindeki Tasavvufa bakarsak orada Hasan el-Basri’yi görürüz. Kendisi Tâbiûndandır… Muhaddislerin çoğu, onun Hazreti Ali’den hadis dinlediğini doğrulamıştır. ez-Zehebî’nin naklettiği üzere, Hasan el-Basrî hadis dersi yapar, ders bittikten sonra daha has bir cemaatle zühd ve tezkiye dersi yapardı.

İmam Ahmed b. Hanbel’in, Haris el-Muhâsibî rahmetullahi aleyh’in meclisinde bulunduğu variddir.

Ibrahim el-Kalanisî’nin anlattığına göre İmam Ahmed bin Hanbel’e sûfiler sorulunca, “Onlardan daha faziletli kimse bilmiyorum” diyerek cevap vermiştir. İmam ez-Zehebî diyor ki: “Sûfîlere karşı çıkmak için Şeriatin füruatını bilmen yetmez. Çünkü, “Benim bir velime düşmanlık yapan bana savaş açmıştır” hadis-i kutsisindeki vaîde muhatap olmandan korkarım.”

İbn Teymiyye de benzer sözler söyler. Fenâ makamından bahseder… İbnu’l Kayyim’in Medâricü’s Sálikîn adlı eseri Menâzilü’s Sâirîn’in şerhidir. İbn Teymiyye’nin es-Sufiyye el-Fukarâ adında tasavvufa dair müstakil bir risalesi vardır. el-Fetáva’nın

cildinin baş tarafındadır. Fakat bu risale el-Fetâvâ baskılarından çıkarılmıştır. Onu Mısırlı Muhammed Cemil Gâzî neşretmiştir.

Sahte sûfilerden hareketle bütün bir Tasavvuf’u hedef tahtasına koymak, bazı Müslümanların kötü davranışlarından hareketle İslam’ı yargılamak gibidir. Münafıklar, büyük günah işleyenler, kötü ahlak sahipleri var diye İslam yargılanabilir mi! Öyleyse neden Tasavvufa zulmediliyor?

Sahih Tasavvuf’u yaygınlaştırmamız lazım ki insanlar onu tanısın. Tasavvuf, insanı nefsin esaretinden kurtarır; kibirden, kinden, hasedten, böbürlenmekten temizler. Kalplere huzur ve tatmin sağlar.

Cüneyd gibi, Selef-i Salihîn’in büyüklerinin esasını belirlediği, Kitap ve Sünnet’le mukayyed Tasavvuf’tan söz ediyoruz. Sûfilerin kitaplarına bakarsanız, Kitap ve Sünnet’e ittiba konusuna çok ehemmiyet verdiklerini görürsünüz. İmam Abdulkadir el-Cîlânî’ye, “bize vird ver” denildiğinde, “Ben mi size vird vereceğim? Bizim virdimiz Rasûlullah sallellahu aleyhi ve sellem’in virdidir” demiştir. Aynı şeyi Zerruk da söylemektedir. Ebu’l Hasan eş-Şazelî de böyle söylemiştir. Yine Şeyh Abdülkadir el-Cîlânî, diyor ki: “Rasûlullâh sallellahu aleyhi ve sellem’den sâbit olan bütün virdler bizim de virdimizdir.”

Kaynak: Es Seyyid İbrahim El Halife Eş Şafii El Ahsai ile Soruşturma, Tercüme: Mehmet Emin Tokat, Rıhle Dergisi, 2012, sayı 14, sayfa 106-109)

Not: Bu soruşturma Rıhle Dergisi’nin matbu 14. sayısından İrfandunyamiz.com tarafından çözümlenerek internet ortamına aktarılmış ve iktibas edilmiştir.

İbrahim El Ahsai/ İrfanDunyamiz.com

BENZER YAZILAR

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Muhammed Mursi’nin bilinmeyen yönleri

1- Mursi, Kur”an hafızıdır. Mursi hakkında az bilinen gerçeklerden birisi, onun Kur”an”ı kalbi duygularla ezberlemiş …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir