İrfan ehline göre çocuk eğitimi

Nasıl bir bitkiyi yahut çiçeği yetiştirirken özenli davranıyorsak, insan yetiştirirken de aynı özeni göstermeliyiz. Nitekim Kuran-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz insan yetiştirmeyi bitki yetiştirmeye benzetmiş ve Hazreti Meryem’le ilgili olarak şöyle buyurmuştur: ”…Ve (Rabbi) onu (Meryem’i) güzel bir bitki gibi yetiştirdi.” (Âli İmran, 37)

Konuyla ilgili bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem de çocuklara iyilikle ikramda bulunmayı tavsiye etmektedir: “Çocuklarınıza ikram ediniz; onlara güzel terbiye veriniz.” (İbn Mâce, Edeb, 3.)

Eğitim ailede başlar

Malumdur ki eğitim ailede başlar. Mesela bir çocuk terbiyeli olmayı, büyüklerine karşı edepli ve hürmetli olmayı en güzel aile ortamında öğrenebilir. Bunun çocukluğundaki müstesna bir örneğini merhum Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre Hoca şöyle anlatıyor:

“Babamı sabahları işine uğurlamak ve akşamları da sokak kapısında istikbal etmek biz iki kardeş için zevkli bir vazifeydi. Babam akşamları eve geldiğinde ayakkaplarını çıkarmak üzere büyük maltataşı döşeli taşlıktaki iskemleye oturmadan önce elinden paketleri alır, elini öper, terliklerini önüne koyar, çıkardığı ayakkaplarını da yerine kaldırırdık. Bunu takiben hemen, taşlığa bitişik olan yemek odasına geçer ve ellerimizi yıkayarak sofraya otururduk.” (Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı, s. 39)

Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan

Merhum Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hoca çocukların çok özenli bir şekilde yetiştirilmesi hususunda ailelere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Sen çocuğuna misafir gibi, böyle devlet büyüğü gibi, izzetli, şerefli bir insan muamelesi yapacaksın, çocuk da diyecek; ‘Bak ben böyle insanım’ öyle davranacak. ‘Hocam çok yaramaz laftan sözden anlamıyor, çok hopluyor, zıplıyor’. Çocuk dediğin öyle olur zaten. Böyle davranması onun zekâsını belli eder. Çocuk yerinde oturuyorsa zaten bir sıkıntı vardır. Aman kardeşlerim lütfen çocuklarımızı sabırla, özenle, ihtimamla büyütelim. Şereflerini onurlarını muhafaza edelim. Sen çocuğuna öf demezsen o da sana dönüp demez.” (Akradyo Sohbetlerinden)

Çocuk Terbiyesi adlı kitabında Mehmet Sürmeli Hoca hayvanlara bile sevgi dilinin kullanıldığını ifade ettikten sonra şöyle bir çağrıda bulunuyor: “Bitkilere ve hayvanlara dahi sevgi diliyle konuşulan bir dünyada çocuklardan bu sevgiyi esirgemek çok büyük bir yanlıştır. Peygamberler ve Hazreti Lokman bize sevgi dilini öğretmişken bu dili vahiyden öğrenen Müslümanlar olarak çocuklarımıza karşı bütün cömertliğimizle güzel konuşmalıyız. Çocuklara karşı sevgi dili kullanmak yaşayan sünnettir.” (Sürmeli, a.g.e., s. 164)

Adam yerine koymama

Bütün eğitimciler eğitimin sevgi ve değer vermeyle başladığında hem fikirdirler. Ne var ki bırakın ilkokulu veya ortaokulu üniversitede bile bu konuda kötü anıları olanlar oldukça çoktur. Mesela Hüsrev Hetemi Hoca anılarını anlattığı kitabında üniversite yıllarından bahsederken; “O yıllarda hocaların odasına girmek çok zor bir iş olduğu halde, hocanın odasına daldım” dedikten sonra odada adam yerine konulmadığını ve kibarca kendisine güle güle denildiğini anlatmıştır. (Anıcak Ol Meclisi, İstanbul, 2001, s.155)

Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz

Bu konuda Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz Hoca’mızın da çok değerli tecrübeleri bulunmaktadır. Bu tecrübelerin bilhassa eğitimcilere çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Eğitim konusunda yapılan bir takım yanlışları Hocamız büyük bir samimiyetle şöyle anlatıyor:

“Öğretmenlik dönemimde benim en çok zorlandığım olaylardan birisi şu oldu. Bunu arkadaşlarımla da zaman zaman paylaşıyorum. Bize muallimliği sevdirir ve oraya teşvik ederken, nasıl hoca olunur, talebeyle, öğretmenle nasıl diyalog kurulur manasında maalesef bir şey öğretilmedi, bunun eğitimi verilmedi. Ben bunu hala içimde yara olarak saklıyorum. Gidip vazifeye başlayınca orada baktım ki baş muavinin elinde bir sopa, diğer muavinlerin elinde de bir sopa. Sanki bu iş sopayla olurmuş gibi ben de elime sopa aldım. Ama şuan hala hatırladıkça üzülüyorum. Gerçi çok fazla o manada bir cirmimiz olmadı ama şimdi en azından meslektaşlarıma uyarı olsun diye söylüyorum. Bizim yanlış eğitimimizden kaynaklanan ve İmam Hatiplerde ve Kur’an kurslarındaki sevgiye dayalı eğitim yerine, otoriteye dayalı eğitim anlayışının hiç de hoş olmadığını şuan daha iyi hatırlıyorum ve bu işin tahsis edilmesi noktasında talebelerime tavsiyelerde bulunuyorum. Mezun olan çocuklara da bunu söylüyorum. Bakın bize bunu söyleyen olmadı, bu yanlışı yaptık, daha sonra bundan döndük ama size mezun olmadan söylüyoruz, sakın böyle bir şeye kapılmayın. Otoriter hoca olmak yerine rehber hoca olmayı, otoriter koca olmak yerine rehber koca olmayı, otoriter baba yerine rehber baba olmayı her zaman tercih edin diye nasihatte bulunuyorum. Ama öğretmenlik deyince o yönleri hatırladığımda doğrusu hani Hazreti Ömer’in sözü gibi üzülüyorum. Öbür taraftan çocukların alıcı dikkatli ve sizin kişiliğinizle aynileşme arzularını hatırlayınca da hakikaten seviniyorum.” (Tasavvuf Akademisyenleri İle Konuşmalar 1, Ankara, 2003, s. 294)

Sevdirme prensibi

Bilhassa din eğitiminde sevdirme prensibi hayati bir öneme sahiptir. Bu konuda merhum Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre çocuklukta aldığı din eğitimi ile ilgili şöyle söylüyor: “Bana Mızraklı ilmihalin umdelerini teorik olarak sert bir eda ile korkutarak ezberletmek yerine, önce Hazreti Peygamberin ve onun sadık yakınlarının muhabbetini aşıladılar.” (Üsküdar’da Bir Attar Düğkkanı, s, 41) Çocukların ilmihal öğrenmeleri elbette çok önemlidir ancak ondan daha da önemlisi çocuklara dini sevdirmektir. Çocuğa verilen terbiye, sevdirme prensibi üzerine kurulmazsa boşa gidecektir.

Öğretmenlerin, anne babaların ve çocuk terbiyesi ile meşgul olanların özellikle muhatabına değer vermeleri, gönül dilini kullanmaları, teşvik ve takdir üslubunu benimsemeleri şahsiyetin teşekkül etmesinde kritik bir öneme sahiptir. Öğretmenler veya terbiyeciler, çocuğu takdir ve tebrik edebileceği ortamlar hazırlamalı ve bu konuda her fırsatı değerlendirmelidirler.

İmam Gazali Hazretleri çocuklarla iletişim konusunda büyüklere teşvik edici bir tavır takınmalarını tavsiye ederken bu konuda şöyle söylüyor: “Ne zaman çocuğun güzel ahlâk ile alâkalı iyi bir hareketi görülürse, takdir ve taltif edilmeli, çocuğu sevindirecek şekilde mükâfatlandırılmalıdır. Aynı zamanda halk arasında bile bu iyi hareketlerinden dolayı övülmelidir. Bütün bunlar çocuğu iyiliğe teşvik eder.” (İhya-u Ulumiddin, Cilt 3. s.167)

Alkış iyidir

Eğitimci yazar Ali Erkan Kavaklı öğrencinin teşvik ve motivasyonu ile ilgili bir yazısında; konferansını dinleyen bir öğrencinin kendisine gönderdiği bir mektuptan bahsediyor. Bu mektubu okuduğumuzda beğenilmenin, alkışlanmanın öz güvenini yitirmiş bir öğrenci için ne kadar da önemli olduğunu anlıyoruz. Şöyle diyor öğrenci mektubunda:

“Okulu bırakmış, gelecek ümidi olmayan bir öğrenciydim. Konferansınızı dinledim hayatım değişti. Size konferansınızın beni nasıl etkilediğini, nasıl değişim kararı verdiğimi, özellikle de o müthiş karar anını anlatacağım. Okulumuza konferans vermek üzere davet edilmiştiniz, öğretmenlerimiz bizi salona aldılar. Benim konuşmadan bir beklentim yoktu. Arkadaşım Çakı Ali’nin ısrarı üzerine okula ve dolayısıyla salona gelmiştim. Konferansın bir yerinde sıra dışı bir soru sordunuz: ‘İçinizden kim İmam-ı Azam, İbni Sina, Gazali, Seyit Kutub gibi âlim olmak ister?’ Herkesin böyle bir şeyi isteyeceğini sanmıştım. Hemen elimi kaldırdım. Bana döndünüz: ‘Seni tebrik ederim.’ Salona döndünüz: ‘Arkadaşınızı alkışlayın!’ Herkes beni alkışlamaya başladı. O ne müthiş andı. Beni tanısaydınız kesinlikle alkışlatmazdınız. Ben okulu bırakmış öğrenciydim. O gün sıra arkadaşım Çakı Ali’nin ısrarı üzerine konferans dinlemeye gelmiştim. Gelecek ümidi olmayan biriydim. O an karar verdim, okula devam edecektim.” (Ali Erkan Kavaklı, Yeni Akit, 05.09.2019)

Ben de bir öğretmen olarak öğrencilerin kendilerine olan güvenlerini sağlamasında alkışlatma yönteminin mucizevi etkilerine çok zaman şahit olmuşumdur. Annesinden babasında yeteri kadar ilgi görmemiş, arkadaşları tarafından dışlanmış ve bundan dolayı da dikkat çekmeye çalışan öğrencilerimi gördüğüm zaman bu çocukların lisan-ı halleri ile “Öğretmenim sevgi istiyorum” demek istediklerini anlayabiliyorum. Böyle bir öğrenci ile karşılaştığımda onu tebrik edebileceğim bir bahane bulmaya çalışıyorum. Öğrenci kendisine verilen değeri ve sevgiyi mutlaka hissediyor.   

Modern pedagojinin tabuları

Gerek öğretmen öğrenci ilişkilerinde gerekse ebeveyn ve çocuk ilişkilerinde çocukların yaş, karakter ve huy gibi farklılıklarının da mutlaka dikkate alınması elzemdir. Bütün çocuklara aynı muamelenin yapılmasını önermek çocuk terbiyesi açısından geçerliliği olmayan bir yaklaşımdır. Güzel söz elbette ki her zaman ideal olandır, ancak güzel sözün de tesir etmediği ya da çok az tesir ettiği istisnai durumlar da olabilir. Fakat günümüzde modern pedagoji biliminin tabuları yüzünden bu konu sağlıklı olarak ele alınamamaktadır. Bu bağlamda bilge ve arif kimselerin, din büyüklerinin, hocaların görüşleri son derece önem arz ediyor. Ben de bu nedenle özellikle bu yazıda son dönem irfan büyüklerinden bazı nakiller yapmaya çalıştım.

Musa Topbaş

Son dönem mutasavvıflarından merhum Musa Topbaş Efendi çocuklardaki bazı farklıkları dile getirerek çocuk yetiştiren kimselere şu tavsiyelerde bulunmaktadır:

“Ba­zı ço­cuk­lar ya­ra­dı­lış iti­ba­riy­le, çok in­ce ruh­lu, has­sas ve an­la­yış­lı olur­lar. On­la­ra gü­ler yüz ve ne­za­ket­le mu­a­me­le et­me­li. Çün­kü on­lar duy­gu­lu ol­du­ğu için ufak bir imâ ve işa­ret­le hal­le­ri­ni ha­ta­la­rı­nı dü­zel­tir­ler, nezâket ve yu­mu­şak mu­a­me­le­den haz eder­ler. Sert ve ha­şin mu­a­me­le bun­la­rı üzer, huy­suz ve has­ta eder. Bu züm­re azın da azı­dır. Ba­zı ço­cuk­lar ise bu ter­bi­ye şek­lin­den an­la­ya­maz­lar. On­la­ra açık­tan açı­ğa ‘Şu­nu yap, bu fa­i­deli­dir. Şu­nu yap­ma bu za­rar­lı­dır’ de­me­li­dir. Na­sıl ol­sa ile­ri­de ken­di ha­ta­sı­nı an­lar de­yip de söy­le­nil­me­si icap eden sö­zü söy­le­mek­ten çe­kin­me­me­li­dir. Ba­zı­la­rı ise his­siz, an­la­yış­sız olur. Söz kâr et­mez. Bun­lar da sı­ra­sı­na gö­re men­fa­at­le­ri­ni kıs­ma ve­ya ten­ha­da tehdit ve tek­dir su­re­tiy­le ter­bi­ye edi­lir. Bir züm­re de ana­ya ba­ba­ya kar­şı cüretkâr ve say­gı­sız­dır. Gü­zel mu­a­me­le­den hiç nasipleri yoktur. Se­be­bi ise, kö­tü ar­ka­daş­lar­la ya­kın­lık pey­da et­miş­ler, ana-ba­ba­la­rı bu hu­su­sa dik­kat et­me­miş­ler­dir. (Sadık Dânâ, Altınoluk Dergisi, Haziran, 2003)

Son olarak çocuk terbiyesi hususunda irfan ehlinin, tasavvuf büyüklerinin, bilhassa son dönem mutasavvıflarının görüşlerinin akademik çalışmalarla derlenip toparlanmasının çok faydalı olacağını ifade etmek isterim. Batılı tarzdaki pedagogların bize uymayan görüşlerine mahkûm olmadığımızı ve bu konuda nice büyük hazinelere malik olduğumuzu hatırlatırım.

Aydın Başar/ Fikirname Dergisi

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Çağı anlamak isteyenlere tavsiyeler

Abdestini almış, havluyla kurulanan yaşlı bir insanı uzun uzun seyredin. Daha henüz hava aydınlanmamışken 90 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir