Anlattıkları ilgimi çekti…

Genç bir kardeşimize bir gün; “Niçin camiye gelmiyorsun?” diye sorduğumda; “Hocam camiye gelince bazı büyüklerimiz bize tuhaf tuhaf bakıyorlar. Niye şöyle oturdun, niye konuştun, niye şöyle ettin, niye böyle ettin diye bizi azarlıyorlar” demişti. Her şeyin bir söyleme usulü var değerli kardeşlerim. Camiye ara sıra gelen bir gence; “Sen camiye uğrar mıydın, sen cemaate gelir miydin” derseniz milletin içinde onu rencide etmiş olursunuz. Gençlerle doğru bir şekilde iletişim kurmak gerekir.

Engin Noyan’ı tanırsınız, herkesin bildiği sonradan hidayet bulan bir sanatçımız. Eskiden televizyonda bazı programları olurdu, ara sıra şöyle bir bakardım. Doğrusu pek fazla takip ettiğim birisi değildir. Bir kardeşimiz beni onun sohbetine götürmüştü. Aslında arkadaşı kırmamak için gönülsüz gitmiştim ama konuşması esnasında öyle bir mevzuya girdi ki konu ilgimi çekti. Cami, cemaat ve imam ilişkilerinden bahsederek başından geçen bir olayı anlattı.

Yok artık!

Bir gün cuma namazı için camiye giriyormuş, tam dış kapıdan içeriye girerken iki genç; “Aaa Engin Noyan” diyerek tanışmak için ona doğru yönelmişler. O esnada ayakkabısını çıkarmakta olan bir amcamız elinin tersiyle gençlere engel olmuş. “Çıkın çıkın! Bu vaziyette camiye giremezsiniz” demiş. Bunun üzerine Engin Bey olaya müdahale etmiş. Bir eliyle genci bir eliyle amcamızın elinden tutmuş; “Hacı abim bu caminin imamı mısın?” Hayır. “Dernek başkanı mısınız?” Hayır. “Güvenlik görevlisi misiniz?” Hayır. “O halde bu gençleri camiye almama yetkisini size kim veriyor?” diye sormuş.  

Yaşlı amcamız; “Görmüyor musun beyefendi anası gibi saç uzatmış, bacısı gibi kulağına küpe takmış” deyince bu sefer Engin Bey; “Hacı Efendi bilmiyor musunuz Peygamber Efendimiz de saç uzatmış. Bilmiyor musunuz Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim de kulağına küpe takmış” diyerek gençlere arka çıkmış. Böyle deyice o an morali bozulan gençlerin yüzü bir anda aydınlanıvermiş.

Engin Bey orada tanıştığı bu gençleri camiye davet etmiş. Gençler; “Hocam şu an üzerimiz temiz değil, inşaallah haftaya sizinle omuz omuza bu camide namaz kılacağız” diyerek söz vermişler. Gençler dedikleri gibi haftaya camiye gelmişler ve omuz omuza beraber namaz kılmışlar. Hatta bu gençler namazı bırakmamış ve daha sonra da o camiye gelmeye devam etmişler.

Huzur yuvası

Eskiden bu tarz olumsuz şeyler belki daha fazla yaşanıyordu. Şimdilerde cemaatimiz git gide bilinçlenmeye başladı. Şimdi hocalarımız bu konuyu daha çok işlediği için kıymetli cemaatimizin büyükleri de fazla müdahil olmuyorlar. Bizim gençleri camilere çekecek daha güzel işler yapmamız lazım. Çocukları camiden soğutmayacak, onlara camiyi sevdirecek, cemaati sevdirecek, imamı sevdirecek tarzda hareket etmemiz lazım.  

Değerli kardeşlerim camiler bizim huzur yuvalarımızdır ama huzurevi gibi sadece yaşlıların gittiği bir yer olmamalıdır. Camilerimiz bir her yaştan insanı çeken bir çekim merkezi olmalıdır. İnsanlar camilerde hem huzur içerisinde huşu ile ibadet etmeli, hem de sosyal yönlerini geliştirerek insanlarla iyi ilişkiler içerisinde hareket etmeyi buralarda öğrenmelidir. Meslek hayatım boyunca mahalle halkını camiye nasıl çekeriz, hep bunun ıstırabını yaşadım. Gündemimde birinci sırada hep bu konu oldu.

Hani bir fıkra anlatılır. Küçük bir köye büyük bir cami yaptırırlar. Bir gün köye gelen bir misafir caminin böyle gösterişli olduğunu görünce caminin hocasına sorar: “Hocam, maşaallah çok güzel bir caminiz var. Acaba sabah namazında kaç saf oluyor?” Hoca; “İki saf oluyor” deyince adam şaşırır. “Böyle küçük bir yer için cemaatiniz gayet çokmuş” der. Bizim Hoca da; “İki saf dediysem öyle değil, saf bir ihtiyar amca var, bir o bir de ben” demiş.

Soğutanlar var

Kötü şeyler örnek olmaz deriz ve genellikle de anlatmamaya gayret ederiz. Fakat maalesef camilerimizde insanları camiden, cemaatten soğutan bazı durumlar hala yaşanabiliyor. Düşünsenize kardeşlerim, bir insanı İslam’dan soğutmak ne kadar büyük bir vebaldir. Müslümanım diyen kişi böyle büyük bir vebalin altına girmemelidir. Onun için biz imamlar çok sabırlı olmak zorundayız. Çocuk okuturuz yaramazlık yapar, sabrederiz. Hacı amca yengemize kızar, gelir hırsını bizden çıkartır sabrederiz.

Bir gün cuma vaazında bu konuyla alakalı konuşma yapmıştım. 50- 60 yaşlarında bir beyefendi namazdan sonra yanıma gelerek; “Hocam Allah sizden razı olsun. Çok güzel bir mevzuya değindiniz. Allah rızası için her cuma insanların yoğun olduğu zamanlarda bu mevzulara bugünkü değindiğiniz gibi değinin. Çünkü hala insanları camiden cemaatten soğutan bu tür insanlar aramızda mevcut” dedi. Bir sıkıntısının olduğu belliydi, konuştukça açıldı ve şunları söyledi:

“Hocam 20 sene önce caminizin üst katında tespih sallıyorum diye bir hacı amca tarafından darp edildim. Bana tokat attı. O kadar korktum ki 20 sene daha camiye uğramadım. Ne bayrama ne cumaya, hiçbir namaza gitmedim. Şu anda camiye geliyorum ama her seferinde o hacı amca gelip beni dövecek zannediyorum. Tedirginliği hala üzerimden atamadım. Benim 20 senelik kılmadığım namazın cezasını kim ödeyecek hocam?”

Hani derler ya, imama küsmüş namazı terk etmiş diye. Bu beyefendi de cemaate küsmüş camiyi terk etmiş. Ben olayı bilmiyorum, sadece beyefendinin anlattıklarını naklediyorum. Tabi böyle şeyleri bahane edip namazı terk etmesi hoş olmamış ama böyle üzücü bir durumla karşılaşması ve namazdan soğuması da ibretlik bir olay. Onun için camilerde bu tür densizliklerle de mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu söylemeye bilmiyorum gerek var mı?

Destek olmalı

Geçenlerde yine bir kardeşimizle sohbet ederken kendisine sordum: “Çocuğunu camiye gönderiyorsun ama kendin gelmiyorsun? Bunun nedenini öğrenebilir miyim?” Hani bir dokun bin ah işit derler ya! Oturduk sohbet ettik çok dertliydi. Eski zamanlarda çok zor durumlarda kalmış. Kış gününde dışarılarda yatmış. Dört beş gün bir şey yemeden, sadece su içerek yaşamış. Bir gün bir camiye giderek kendisinin çok zor durumda olduğunu, karnın da aç olduğunu imama ve cemaate söylemiş, onlardan yardım istemiş.

Onlar duymazlıktan gelince “yakalanırsam da kaderimdir” diyerek marketten bir şeyler çalmış. Fakat kapıdan çıkmadan vicdanı izin vermemiş aldıklarını götürüp yerine koymuş. Polise gitmiş ve “Beni memleketime gönderin” diye yalvarmış. Çeşitli yerlerle görüşmüşler fakat bir netice alamamış. Orada bir gece kalması için yer ayarlamışlar. O gece karnını doyurabilmiş.

Hasılı kelam bu arkadaş; “Cami cemaatinin ve imamının bana kayıtsız kalmasını hiçbir zaman kafamdan silemiyorum hocam. Onun için camiye gelemiyorum” dedi. Bütün hocaların böyle olmadığını, cemaat içinde de iyilik severlerin çok olduğunu ne kadar da anlatsam, beynine sanki kazınmış, bir türlü ikna olmadı. Ama kendi çocuğunu da camiye getirip kapıdan bırakıyordu, okuması için. Onun dinini öğrenmesini istiyordu.

Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Sizden biri, kendisi için sevdiğini (istediğini, arzu ettiğini, din) kardeşi için de sevmedikçe (istemedikçe, arzu etmedikçe) gerçek îmâna eremez.” [Buhârî, Îmân 6; Müslim, Îmân 71) Bu misaller uzadıkça uzar ama bizler Müslüman olarak çevremizdeki insanlara yardım etmeye, onların derdi ile dertlenmeye, onların ıstıraplarına ortak olmaya çalışmak zorundayız. Bu bizim imanımızın bir gereğidir. Rabbim bu iman üzere hayat sürebilmeyi cümlemize nasip eylesin.

Osman Gülşen/ İrfanDunyamiz.com

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Lütfi Doğan hoca iyilerdendi…

Lütfi Doğan Hocamız bizim memleketimizin insanıdır. Gümüşhane’nin Köse ilçesine bağlı Salyazı beldesi doğumlu olduğu için …

2 Yorumlar

  1. Artık çocuk gürültüsünden huzur bulamayıp cemaati terkedenlerin vebalini de kimler yuklenirse gayri.

  2. Osman Gülşen

    Keşke o çocuklar camiye gelsede yaşlılar evi de kılsa… Hz. peygamber efendimiz torunları Hasan ile Hüseyin hutbe okunurken camiye gidiyor, peygamber efendimiz hutbe den aşağı iniyor ve onları dizine oturtup seviyor onlar dışarı çıkınca hutbesine devam ediyor. Biliyorsunuz hutbe esnasında dünya kelamı konuşulmaz yanındaki konuşsa bile ona sus bile denilmez. Buna rağmen peygamber efendimiz çocukların ne kadar değerli olduğunu göstermesi açısından bu hareketi yapıyor. Örnek peygamber efendimizdir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.