Darlıktan çıkmak için ne yapmalı?

Zikreden bilinçli Müslümanlar, Yaratan’ı ile bir yakınlık kurarlar. Bu yakınlık dolayısıyla kul zaman zaman dara düşecek olursa yardımına, zikrettiği Yüce Allah koşar; kulunu yalnız bırakmaz, onu karanlıklardan İslâm’ın aydınlığına çıkarır.1

Konu ile ilgili Hazreti Yunus aleyhis selam kıssasını örnek olarak verebiliriz. Aşağıdaki ayetin bizzat kendisinde Yunus aleyhis selam’ın balığın karnından kurtulmasında zikrin önemi açıklanmıştır: “Eğer o (pişmanlık duyup sonra da tevbe ederek) Allah’ı tesbih/zikir edenlerden olmasaydı. Kesinlikle, insanların yeniden diriltileceği güne kadar o balığın karnında kalır (yani orası onun mezarı olur ve asla oradan kurtulamaz)dı.”2

Mehmet Sürmeli

Tesbih ve zikir

Ayetin tefsiri mahiyetinde Hazreti Muaz radıyellahu anh şöyle buyurmuştur: “Âdemoğlu, zikir gibi kendisini Allah’ın azabından kurtaracak bir amel işlememiştir.3

Ehlince malumdur ki tesbih de zikrin türlerinden biridir.4 Çok kullanımı münasebetiyle Kur’an’ın temel ve vücuh kavramlarından biri olmuştur. Farklı sigalarıyla seksenden fazla ayette kullanılmıştır. Sekiz sureye tesbih lafzıyla giriş yapılmıştır.

Şu ayet evrende tesbih etmeyen hiçbir varlığın olmadığını haber vermektedir: “Yedi kat gök, yer ve bunların içindeki her şey, O’nun (varlığını, birliğini, sınırsız kudret ve yüceliğini, hikmet ve bilgisini haykırarak) tesbih etmektedir; varlıklar âleminde O’nu övgüyle anmayan hiçbir şey yoktur! Ne var ki, siz onların (bu haykırışlarını işitemez,) tesbihlerini (tam olarak) anlayamazsınız. (Gel gör ki ağaçlar, taşlar, kuşlar Rabb’ini tesbih ederken, insanoğlu O’na başkaldırıyor! Eğer bu isyankârlar, hâlâ Allah’ın nîmetlerinden yararlanıyor ve derhal cezaya çarptırılmıyorlarsa, bunun bir tek sebebi var:) Hiç kuşkusuz Allah, kullarına karşı çok şefkatli, çok bağışlayıcıdır.”5

Her şey zikreder

Eşyanın kendine özgü tesbihi vardır. Bu tesbihi ve tenzihi görebilen insanlar, eşyanın ve diğer varlıkların zikrine katılırlar. Varlıklara tilavet etmeleri gereken zikri ve tesbihi, ayette buyurulduğu üzere Allah Teâlâ öğretmiştir: “Göklerde ve yerdeki bütün varlıkların; (örneğin, gökyüzünde) saf tutup kanat çırparak uçan kuşların, Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini haykırarak andıklarını (zikrettiklerini) görmüyor musun? (Bütün evrenin tesbih sedalarıyla nasıl çın çın öttüğünü duymuyor musun? Bak) her biri nasıl dua edeceğini ve O’nun yüceliğini nasıl dile getireceğini ne de güzel öğrenmiş! Allah, onların yaptıkları her şeyi en mükemmel şekilde bilmektedir.”6

Yukarıda Saffat Suresi’nde geçen “Eğer (Yunus Peygamber) Allah’ı tesbih/zikir edenlerden olmasaydı. Herkesin yeniden dirileceği güne kadar o, (balığı)n karnında kalmış olacaktı.”7 ayetiyle ilgili müfessirlerin farklı ve ilginç yorumları olmuştur. Tesbihi, namaz kılmak şeklinde yorumlamışlar ve Hazreti Yunus’un çok namaz kılan birisi olduğuna vurgu yapmışlardır.8 Zira Yunus Peygamber, genişlik vakitlerinde çokça namaz kılardı. Unutulmamalı ki salih ameller bela ve musibetlerden insanı korurlar.

Bu münasebetle Selman-ı Fârisî; “Kim ki Rabbinin kendine icabet etmesini istiyorsa darlık anında dualarını, genişlik anında da tesbihatını artırsın” buyurmuştur.9

“Kim ki Rabbinin kendine icabet etmesini istiyorsa darlık anında dualarını, genişlik anında da tesbihatını artırsın”

Hazreti Yunus aleyhis selam genişlik zamanlarında çok namaz kıldığı için Allah Teâlâ da onu darlık zamanlarında korumuştur. Eğer çok zikreden bir kul olmasaydı kıyamet gününe kadar balığın karnında kalacaktı, demişlerdir.10 Bütün bu yorumlar gösteriyor ki Allah’ı çok zikretmekle bela ve musibetlerden emin olmak arasında bir doğru orantı vardır.

Ayetin bağlamıyla ilgili daha farklı yorumlar ve anlayışlar geliştirmek mümkündür. Zikrin vahiy, Kur’an ve risalet anlamlarını öne çıkaracak olursak, fertlerin ve toplumların kurtuluşunun Allah Teâlâ’nın emirlerine sıkı sarılmakta; toplumsal olaylara vahiy eksenli çözümler bulmakta olduğunu görürüz. Bu çözümler, ümmeti başta emperyalizmin musibetleri olmak üzere her türlü beladan korur.

Tebliğ şart

Fakat şu var ki insanlar dine davet görevini yapmaz, kötülüklere karşı tavırlı davranıp iyiliklerin tabanda yayılması için gayret göstermezlerse; Allah, bu kimselerin duasını kabul etmediği gibi 11, bu tavırsız insanların yüzünden umumi musibetler verir. 12

Tebliğin, davetin, emr-i bilmaruf/ neh-yi anilmünker’in ve mükatelenin; kısacası cihadın önderi ve örneği olan Peygamber Efendimiz, ümmetine konuyla ilgili yeterince emir ve tavsiyede bulunmuştur. Yersiz, fıkıhsız, plansız, ilkesiz, şefkatsiz ve sevimsiz bir tek davranışta bile bulunmadığı gibi, hasbelkader bulunanları da uyarmıştır.

Resulullah; “Velev ki bir ayet bile olsa benden tebliğ ediniz.”13 emriyle, esas olanın şu hadiste olduğu gibi hidayete vesile olabilmek olduğuna vurgu yapmıştır: “Ey Muaz! Allah Teala’nın senin elinle bir müşriğe hidayet vermesi senin için kızıl tüylü develerinin olmasından (dünyalar kadar mala-mülke sahip olmandan) daha hayırlıdır.”14

Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem; “Evvela en yakın akrabalarını uyar.” (3) ayeti geldikten sonra“ kızını, halasını, amcasını ve tüm akrabalarını toplayarak, ahirette kendilerine bir şey yapamayacağını belirtmiş ve Allah için çalışmalarını; cehennem azabından kurtulacak amellerini çoğaltmalarını” söylemiştir.15

“Komşulara da dinin öğretilmesini”16 emreden Peygamber Efendimiz, başkalarına dini öğretip de kendilerini ihmal eden; söyledikleri ile yaptıkları ters orantılı kimseler için çetin bir cehennem azabının olduğunu bildirmiştir.17

Dr. Mehmet Sürmeli/ İrfanDunyamiz.com

DİPNOTLAR
1 Bak: Bakara 2/257
2 Saffat 37/143-144
3 Malik, Muvatta, Kur’an, 15, Had no:25, c.I, s.211.
4 Muhasibi, Risale’t-ü l Müsterşidin, s.110.
5 İsra 17/44
6 Nur 24/41
7 Saffat 37/143-144
8 Mukatil, Tefsir, c.III,s.102.
9 Yahya b. Sellam, Tefsir, c. II, s. 844.
10 Taberi, Cami’ü-l Beyan, c.X,s.527.
11 İbni Mace, Fiten, 20, h.no: 2004, c.II, s.1327.
12 Ahmed, Müsned, c.IV, s.131.
13 Ahmed, Müsned, (tah: Muhammed Şakir, h.no: 6486) c.IV, s.200.
14 Hâkim, Müstedrek, c.III, s.691; Heysemi, Zevaid, c.V, s.334.
15 Şuara 26/214.
16 Buhari, 65, Tefsir, 2, c.VI, s.17; Müslim, I, İman, 89, h.no: 351, c.I, s.192-3; Nesai, Vesaya, 30, h.no: 6, c.VI, s.250.
17 Ebu’l-Fida, İsmail b. Kesir, Camiu’l-Mesanid, c.I, s.36.
18 Ahmed, Müsned, c.III, s.180.

BENZER YAZILAR

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Anneannemin huzurunda…

Umre dönüşü anneannem havaalanında bizi beklerken oradaki banklara uzanmış öylece uyuya kalmıştı. Uyurken seyrettiğim nurlu çehresi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir