Örnek bir davetçi Hasan El Benna

14 Ekim 1906 tarihinde Mısır’ın Buhayre vilâyetine bağlı Mahmûdiye kasabasında dünyaya gelen Hasan El Benna ilim ve irfan yuvası bir evde doğmuştu. Babası telif sahibi bir hadis âlimiydi. Bu ilimle uğraşan ve onun hakkını veren âlimlerde olduğu üzere yumuşak bir ahlaka ve nurlu bir simaya sahipti. Takva ölçülerinde yaşayan bu güzel âlim anlayışlı ve zeki oğlunu İslam ahlakıyla yetiştirmeye özen gösteriyordu.  

Onu küçük yaşta namaza ve oruca alıştırdı. Kur’an-ı Kerim ezberi yapmaya ve ilimle iştigal etmeye teşvik etti. Bu yönlendirmeler neticesinde El Benna on beş yaşına geldiğinde İslami ilimlerde başarılı bir talebe ve güçlü bir hafız oldu. Henüz o yaşlardayken, Nil’in üzerine çöken ağır hüzün bulutlarını kaldırmak ve ümmet için bir çıkış yolu bulmak için çareler arıyordu. Böyle bir mefkûreyi taşımasından dolayı da yüzünde yaşıtlarında görülmeyen bir olgunluk ifadesi belirmişti. 

Tasavvufa ilgisi

Tasavvufa olan ilgisi de bu yıllarda başlamıştı. Hasefiye tarikatının zikirlerine katılıyor, tarikat büyüklerinin ziyaretlerinde bulunuyordu. Daima zikir ve dua halinde olmayı prensip edinmişti. Pazartesi Perşembe oruçları ve nafile namazlarla nefsini tezkiye etmeye çalışıyordu. Küçük yaşta başlayan tasavvuf merakı ileriki yaşlarında da devam edecekti. 1940’lı yıllarda verdiği bir röportajında tasavvufi değerlerin her zaman için hayatının vazgeçilmezi olduğunu ifade etmişti. Onun tasavvuf anlayışında durağanlığa ve pasifliğe yer yoktu. Cihatla ve mücadeleyle iç içe olan bir tasavvuf anlayışını benimsemişti.

Fıtratı gereği haksızlıklar karşısında tepkisiz kalamayan bir yapıya sahipti. Bu konuda çok duyarlıydı. Kendisi için en acı durum, bir kötülüğü gördüğü halde ona engel olamamaktı. Zalimlere karşı mücadele etmenin en büyük erdemlerden biri olduğu düşüncesindeydi. On dört yaşındayken İngilizlere karşı yapılan bir gösteriye katılmış ve polis tarafından tartaklanmıştı. Fakat o, bu tür şeylere aldırmıyor, haklı mücadelesinde gevşeklik göstermiyordu. Okulunda ve çeşitli ortamlarda zulme karşı konuşmalar yapmaya, bildiriler dağıtmaya devam ediyordu. 

Okul arkadaşlarıyla birlikte Kötülüklerle Mücadele Derneği adında bir grup kurdu. Hayatının çeşitli dönemlerinde Hasefi Hayır Cemiyeti, İslam Ahlakının Asaleti Derneği, Genç Müslümanlar Birliği gibi derneklerde aktif olarak yer aldı. 1923’e gelindiğinde Kahire’de Darul İlim adlı öğretmen yetiştiren bir medreseye kayıt oldu. Derslerinde üstün başarılar gösterdi. Bu yıllarda kitap okumaya ve Arap şairlerinin beyitlerini ezberlemeye ağırlık verdi.

1927 yılında medreseden mezun oldu. Süveyş Kanalı civarındaki İsmailiye’de bir ilkokula Arapça öğretmeni olarak atandı. O dönemde Mısır İngiliz sömürgesi altındaydı. Okullarda ise batı tarzı eğitim verilmekteydi. Diğer taraftan yöneticiler halkı batılılar gibi olmaya özendiriyor, bu şekilde onları dinden uzaklaştırıyordu.  O günleri Hasan El Benna bir yazısında şöyle anlatıyordu: “İsmailiye o günlerde emperyalistlerin elinde bir oyuncaktı. Bu güzel kasabanın bu acıklı ve perişan halini gören her imanlı kişinin gözlerinden yaş yerine kan gelmemesine imkân yoktu. İsmailiye’de İngiliz ordu karargâhının yanında bir İngiliz misyoner okulu vardı ve bu okul yarının idarecilerini yetiştirmek üzere kurulmuştu. Bu bölgeye ve okula hiçbir Mısırlı giremezdi. Kendi öz vatanımızda köle durumundaydık.”

Müslüman Kardeşler

1928’de yirmi üç yaşındayken kendisiyle aynı derdi paylaşan altı yiğit arkadaşıyla beraber, insanları İngiliz sömürüsüne ve işbirlikçiliğe karşı bilinçlendirmek ve onları İslam’ın nurlu hakikatlerine davet etmek amacıyla İhavan-ı Müslimin’i yani Müslüman Kardeşler teşkilatını kurdu. Müslüman Kardeşler çalışmalarına İsmailiye’deki kahvehanelerden başladı.

Mevlüt Özcan’ın tespitine göre Hasan El Benna kahvehanelerde yaptığı konuşmalarında ihtilaflı, aktüel, felsefi ve siyasi konulara kesinlikle girmiyordu. Allah’ı, ahiret gününü hatırlatıyor, teşvik ve korkutma arasında bir yol takip ediyordu. Dinleyenleri sözleriyle yaralamıyor, onları kınamıyordu. Yanlış anlaşılmalara meydan verecek tavırlardan kaçınıyor, insanların ıslahını ilke ediniyordu. Hatası olanlarla irtibatı kesmiyor, onlarla ilgilenmeye devam ediyordu. Konuşmalarının sıkıcı olmaması için de on dakikayı kesinlikle geçmiyordu.  

İsmailiye’deki faaliyetler çoğalıp, etrafındaki halkalar genişleyince daha büyük kitlelere ulaşabilmek için İhvan’ın merkezini Mısır’ın başkenti Kahire’ye taşımayı uygun gördü. İhvan burada daha da serpilip gelişti. Kısa süre içinde şehir şehir, köy köy Mısır’ı dolaşan Hasan El Benna her gittiği yerde İhvan’ın şubelerini açtı. Gerek verdiği konferanslarla, gerek çıkarttığı gazete ve dergilerle büyük bir uyanışın öncüsü oldu.

hasan-el-benna

Gece abid gündüz mücahid

Hasan El Benna bir taraftan da dini ve içtimai konularda çok sayıda eserler veriyordu. Eserlerinde İslam’ın ilkeleri çerçevesinde Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiğini savunuyor, emperyalizmin oyunlarına gelinmemesi gerektiğini söylüyordu. Müslümanların zulme karşı bir mücadele yapması gerektiğini fakat bunu yaparken iç dinamikleri, yani ruhi arınmayı ihmal etmemeleri gerektiğini savunuyordu. Bu düsturu gece abid gündüz mücahid olmak olarak özetliyordu. 

 Hayatı iman ve cihattan ibaret görüyor, küçük ve büyük cihadın her ikisinin de ihmal edilmemesi gerektiğini söylüyordu. 1947’de İsrail’e karşı savaşa giden Mısırlı mücahitlere bizzat kendisi destek olmuştu. Mısırlı yöneticiler İhvan’ın yaptığı bu gibi faaliyetlerden rahatsız olmuş ve onu bitirmeye karar vermişti. Mısır derin devletinin işlediği bir takım cinayetler İhvan’ın üzerine atılmış ve buna dayanılarak cemiyetin faaliyetleri yasaklanmıştı. Cemiyetin üyeleri toplattırılıp hapse attırılırken Hasan El Benna için ise başka türlü bir çözüm bulunmuştu. Onlara göre kesin çözüm onu ortadan kaldırmaktı.  

Müslüman Kardeşler teşkilatının kapatılmasının ardından Hasan El Benna İhvan üyelerine bir mektup yazarak şöyle hitap ediyordu: “Değerli kardeşlerim! Siz ellerinizde semanın vahyinin ilaç şişesini tutuyorsunuz. Bu hakikati apaçık ve güçlü bir şekilde haykırmak, insanlığı İslam’ın yoluna çağırmak, boynumuzun borcudur. Devletimizin ve iktidarımızın olmaması bizim gücümüzden hiçbir şey kaybettirmez. Zira çağrılar gücünü kendinden alır. Sonra o çağrıya inananların kalplerinden… Sonra dünyanın ona olan ihtiyacından alır. Daha sonra Yüce Allah ne zaman diler ve takdir ederse o çağrıya destek vererek onu hayata geçirir.”

12 Şubat 1949 pazartesi günü kralın gizli istihbarat örgütünden beş kişi Kahire’nin en büyük meydanında henüz kırk üç yaşında olan Hasan El Benna’yı kurşunladılar. O an yanında olan eniştesi ağır yaralanan Hasan El Benna’yı yakındaki bir hastaneye götürdü. Hastanenin kapıları sıkı sıkıya kapalıydı. Bekçi onlara elektriklerin kesik olduğunu, bu gece hastanenin açılmayacağını söyledi. Belli ki suikastı tertip edenler elektriklerin kesilmesini sağladıkları gibi hastaneyi de o gece kapattırmışlardı.

Çaresiz fakat vakur bir şekilde bir müddet orada bekledikten sonra Hasan El Benna kadere teslimiyet hali içerisinde eniştesine şunları söyledi: “Muhammed ben yolcuyum elhamdülillah. Ben inşallah amacıma ulaştım. Kardeşlerime selam söyle. Ben fani bir insanım. Allah bakidir, Muhammed Mustafa’nın nübüvveti bakidir, davamız bakidir. Üzülmesinler, üstadımızı kaydettik diye sakın ümitsizliğe düşmesinler…” İşte bu cümlelerle Hasan El Benna fani âleme veda etti.

Ali Ulvi Kurucu hatıratında onun için; “Şehadeti onun kadar isteyen başka kimseyi görmedim” diyordu. O hayatıyla ve ölümüyle adeta şu ayeti tefsir ediyordu: “De ki; Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Allemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam, 162) 

Aydın Başar/ Altınoluk Dergisi

BENZER YAZILAR

Abide Şahsiyetler ↗

İslam’ın çilesini çekmiş öncü şahsiyetlere dair yazılar okumak için tıklayın.

İslam Alimleri ↗

Kıymetli İslam alimlerini tanıtan birbirinden güzel yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Uçak kazası ve annemin rüyası…

Ülkemizin önemli ilim adamlarından Prof. Dr. Yücel Oğurlu Hoca hayatında hiçbir zaman unutamadığı, yıllar önce …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.