Önden gidenler…

Şubat ayı gelince ülkemizde ve yurtdışında yaşayan kardeşlerimiz “Önden Gidenler” diye programlar yapıyorlar. Biz de zaman zaman o programlara katılırız, önden gidenlere dair bir şeyler anlatırız. Başta Peygamberlerden, sahabelerden bahseder, sonra İslam’a hizmet eden âlim ve dava adamlarının örnek davranışlarını anlatırız.

Onların hayatlarından ders almamız gereken o kadar çok şey var ki… Aslında önden gitmek ya da öncü olmak kolay iş değildir. Öncü olmak hiç kimsenin olmadığı yerde; “Ben varım” diyerek karanlığa ışık olmaktır. Öncü olmak yol bulamayanlara yardım etmek için dikenlerin, taşların acısına aldırış etmeden yollara revan olmaktır.

Hayatın aynası

İnsan bu, her haliyle zayıftır, bu zor işi nasıl yapabilir? Tabi ki Allah Teâlâ’nın yardımıyla… Her kim İslam’ı öncelemiş ise önden gidenlerden olmuştur. Her kim İslam davasına hizmet etmek için rahatından, emeğinden, maddi imkanlarından fedakarlık etmişse önden gidenlerden olmuştur. Kimin ayakkabısı Hak yolda tozlanmışsa, kimin arabasının tekerleği Allah için dönmüşse önden gidenlerden olmuştur.

Onlar her işlerinde öne İslam’ı almışlar, İslam’ı hayatlarının bir aynası gibi görmüşler. Her ne yapmışlarsa o aynaya tutmuşlar, her ne konuşmuşlarsa onun süzgecinden geçirmişler. Mesela evlenirken İslam’ı öne almışlar, israftan, gösterişten kaçmışlar, gereksiz harcama yapmamışlar. Evlendikten sonra da eşinin kusurlarını araştıran değil örten olmuşlar. Eşinin bilgisizliğini ortaya çıkaran değil, onun güzel yönlerini gören olmuşlar.

Önde giden insanlar aile içinde adeta birer iletişim uzmanıdır. En zor meseleleri kırmadan dökmeden dile getirmeyi başarırlar. Eşine bilmediklerini de direk değil dolaylı yönden öğretmeye çalışırlar. Onlar eşini ve çocuklarını Allah Teâlâ’nın bir emaneti olarak görürler. Bu şekilde aile kuranlar kayınpederine baba, kayınvalidesine anne gözüyle bakarlar.

İşte o ailede ahlak zengini olmuş evlatlar yetişir. Saygının sevginin olduğu o yuvada mutluluk olur, huzur olur. Onlar aile hayatları ile örnek olurlar. Onlar öncü olmayı isterler ve bunun için dua ederler. Kur’an’ın bildirdiğine göre onların duası şöyledir: “Rabbimiz, bize göz aydınlığı olacak eşler ve nesiller bağışla; bizi takvâ sahiplerine öncü yap.” (Furkan, 74)

İslam’ı öncelerler

Onlar iş hayatında da öncü ve örnektirler. İslam’ı önceleyerek ticaret yapanlar, faizden, stokçuluktan, karaborsadan kaçınırlar. Fahiş fiyatlarla mal satmaktan ve yalan yere yemin etmekten Allah’a sığınırlar. Kimseyi sömürmezler, alın terine değer verirler. Hazreti Abdurrahman Bin Avf radıyellahu anh misali her ne kazanmışlar ise yarısına Mevla’yı ortak edercesine, fakirlere, fukaralara, yolda kalmışlara, akrabalara ve ihtiyacı olan herkese hakkını vermeye çalışırlar.

İslam’ı önceleyerek insanlara bakanlarda, asabiyet hastalığı, ırkçılık hastalığı, bencillik, egoistlik olmaz. Onlar iman edenlere “ümmet” gözüyle bakar ve ümmetin bütün unsurlarını bir tarağın dişleri gibi görürler. Onlar insanları Laz, Kürd, Çerkez, Türk, Alman diye ayırmaz hepsini Allah’ın kulları olarak görürler. İçlerinde en üstün olanının takvaca en üstün olanı olduğunu bilirler.

Hatta bir adım ilerisine gidelim, İslam’ı önceleyenler hiç bir zaman; “Bizim tarikat bizim cemaat” demeyip hayır amaçlı kurulan vakıfların derneklerin hepsini hayırda yarışan kardeşler olarak görürler. Onlar mensup oldukları yapıları “ümmet” olmanın önüne geçirmezler. Onlar için içinde bulundukları cemaatler veya tarikatlar birer okul gibidir; orada yetişir ve ümmet diploması alırlar.

Ümmet şuuruyla İslam’ı öne alanlarda mezhepçilik de olmaz. Batılı devletlerin mezhepçiliği kışkırtarak İslam alemini nasıl da karıştırmak istediklerinin farkındadırlar. Müslümanları güçten düşürmek için her türlü ayrılığı nasıl kaşıdıklarını çok iyi bilirler. Emperyalistlerin planlarına alet olmamak için “ümmet” olma bilincini daima canlı tutarlar.

Ahiret yolcuları

İslam’ı öne alanlar particilik yapacağım diye yalana dolana, sahtekarlığa kapılarak birbirlerini yemezler. İslam’ı öne alanlar siyasi çıkarları için hakikatin hatırını incitmezler. İslam’ı öne alanlar başkalarının sırtına basarak bir yerlere gelmeye çalışmaz, ehliyet ve liyakatleri ile ön plana çıkarlar. Siyaseti, para, pul, şöhret ve çevre edinmek için değil “Halka hizmet Hakka hizmet” düsturu ile yaparlar.

İslam’ı öne alan insanlar ahiret merkezli yaşarlar. Bu hayatın ebedi olmadığını bilirler ve ona göre hareket ederler. Bir makama gelince şaşkınlık içerisinde etrafını unutan, kese dolduran, şımaran kimseler gibi olmazlar. Zengin olurlar, ünlü olurlar fakat kendilerini kaybetmezler. Hülasa her şeyi Allah’tan bilen bu ahiret yolcuları her zaman son nefesi ve kabrin içini düşünürler. “Acaba son nefeste imanlı gidecek miyim?” diyerek bunu dert edinirler.

Bu insanlar yaşarken eserler ortaya koymaya çalışırlar. Zaten onların hayatı baştan sona eser olmuştur. Öyleleri vardır ki öldükleri zaman mezarlarının mermerlerle süslenmemesi için vasiyetname yazmışlardır. Çünkü üstteki taşın alttakine bir faydası olmayacağını bilirler. Hazreti Musab bin Umeyr’in, Hazreti Hamza’nın, Hazreti Abdullah bin Cahş’ın (radıyellahu anhum) mezarlarının başında taş yoktur fakat 1500 yıldır insanlar onları ziyaret etmekten haz duyarlar.

Şehadet ruhu

Onlar hayat yollarında giderken; “Emrolunduğun gibi dostdoğru ol” (Hud, 112) ayetini düstur edinirler. Onları planlı programlı bir yaşam tarzı içerisinde görürsünüz. Ve onlarda en önemlisi şehadet ruhu olur. Bedir gazvesinde Saad bin Ebu Vakkas radıyellahu anh’ın kardeşi 16 yaşında kılıcını kuşanmış, bakmışlar ki kılıcının ucu yere sürünüyor. Abisine demiş ki: “Bana dua et de Rabbim için şehit olayım.” Ya işte böyle kardeşlerim. Bu ruh bambaşka bir ruhtur.

İşte biz bu ruhu kaybettiğimizden beri öncülerimizi de kaybettik. Bugün bir avuç siyonistin karşısında sus pus oluşumuz da bundandır. Müslümanlar inim inim inlerken ne yazık ki seyirci kaldık. Gazze’deki bebeklerin feryadını kulaklarımız duymaz oldu. Yüz yılın katliamı gözümüzde o kadar sıradanlaştı ki İslam alemi kan ağlarken sosyal medyada yediğimizi içtiğimizi paylaşmaktan geri durmadık.

İslam’ın öncülüğünde cennete talip olan insanlar canlarını Allah’a satan insanlar olmuşlardır. Eğitim sisteminizde İslam’ı öncelemezseniz bir yılda Medine’nin yarısının iman etmesine vesile olan Musab bin Umeyr’leri yetiştiremezsiniz. Hazreti Ömer, Selahattin Eyyübi, Yavuz Sultan Selim gibi öncü şahsiyetler yetiştiremezseniz, işte o zaman zulümlere seyirci kalırsınız.

Ruhunu doyur

İslam hem beyni, hem kalbi, hem ruhu, hem de mideyi doyurur. İslam’ı ortadan kaldırırsanız, insanın ruhu aç kalır, beyin aç kalır, kalp tatmin olacak yolu bulamaz. Çünkü mide haramla dolunca insanlar gece yarılarına kadar şehvetlerinin peşlerine koşarlar. Mideleri için şehir şehir dolaşırlar. Mideleri doyar ama ruhları aç kalır. Ruhlar acıkınca toplumdaki suç oranları artar. Hapishaneler ihtiyacı karşılayamaz hale gelir. Bütün bunların ana sebebi İslam’ın arkaya atılmasıdır.

İslam’ı öne almadığınız zaman dünyada mutlu olamazsınız. Çünkü ev alırsınız daha güzeli var. Daha güzelini alırsınız bu sefer aklınız başka bir semtte kalır. Araba alırsınız başka modelleri var, efendim telefon alırsınız başka çeşitleri var. Yani sizi tatmin edecek ne alırsanız alın tatmin olamazsınız. İslam’ı öne almadan Umreye, Hacca gitseniz orada bile mutluluğu bulamazsınız. İslam’ı öne almayan insanlar hiçbir şeyden zevk alamazlar. O mübarek beldelere boş gider boş gelirler.

Fakat İslam’ı öne aldığınız zaman gece yarılarında yüreklerinize bir sevda düşer, yoksulları, yetimleri araştırırsınız. Bu etrafımdaki gariplere ne yapabilirim, Afganistan’da insanlar su bulamadığı için abdest almakta zorlanıyormuş, bilmem neredeki insanlar hayvanlarına su veremiyormuş; bunları düşünürsünüz… Gazzeli çocukların ellerindeki boş kaba ne koyulacak? Bunun derdine düşersiniz…

Ve bilirsiniz ki mutluluk Allah’la onun düzeni ile kanunları ile barışık olmaktır. Mutluluk Hazreti Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymaktır. Mutluluk önceliği her zaman her yerde İslam’a vermektir. Unutmayın bu dünyadaki ilk işimiz kulluktur. Eğer ek işlerimizi ilk işimizin önüne geçirirsek mutlu olamayız.

Geylani Akan/ İrfanDunyamiz.com

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Ahmet M Ziylan’dan İki Çift Söz Yeter

Çocukken dedelerimiz ve ninelerimiz bize bazı hikâyeler anlatırlardı. Çok güzel ve tesirli mesajları olurdu bu …

Hafız Halil Necati Coşan Efendi

Halil Necati Efendi, 1906 yılında (Rûmî 1322) Ahmetçe Köyü’nde doğdu. Babası Molla Mehmed’dir. Ailenin ikinci …

Çocuklar M. Yaşar Kandemir okumalı…

Bir müddettir seçmeli ders olarak okutulan “Siyer-i Nebi” yani “Peygamberimizin Hayatı” dersi, geleceğimiz ve yeni …

Her gösteri masum mudur?

Niçin toplandıklarını ve ne istediklerini bilmeksizin kendilerini yöneten ve yönlendiren toplum mühenislerinin gazıyla meydana çıkan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.