Pirinç taneleri

din-kulturu

Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’nın Afrika sorumlularından dertli mi dertli, şevkli mi şevkli, güzel mi güzel bir abimizin bir söyleşisini dinliyordum. Mekanı ve zamanı çok da önemli değil.

Afrika köylerindeki gündelik hayatı, oralardaki yaşantıları o kadar tatlı bir üslupla anlatıyordu ki adeta bizi alıp Afrika’ya götürüyor, bir müddet oralarda gezdirip sonra geri getiriyordu.

Açlık ve sefalet manzaralarını anlatırken ise dayanamayıp duygulanıyor, bizi de duygulandırıyordu. Yaşıyor, hissediyor, dertleniyor ve dertlendiriyordu.

Afrika ile ilgili inanılmaz farklı şeyler anlattı. Şu anda onları anlatmayacağım. Onun paylaştığı küçük bir anıyı sizlerle paylaşacağım.

Şöyle anlatıyor:

Bir gün yemek dağıtmak için Afrika’da yoksul insanların yaşadığı bir köye gittik.

Yanımızda bol miktarda pirinç çuvalları götürmüştük. Aşçılarımız, kocaman kazanlarda pirinç pilavı pişirdiler.

Biz de kazanların başında, ellerinde kaplarla sırada bekleyen Afrikalı köylülere büyük kaşıklarla bu pilavları pay ettik.

Akşamın karanlığı çöktükten sonra, bütün kazanlardaki pilavlar bitince bizler de haliyle çadırlarımıza çekildik.

Arkadaşlarla beraber çadırda kendimize bir sofra hazırladık.

Soframıza oturduk, yemeğimizi yedik, tam uyumaya hazırlanırken dışarıdan şimdiye kadar duymadığımız cinsten garip bir ses geldi.

Bir tür gıcırtı sesiydi bu, ama hiçbir şeye benzetememiştik.

“Allah Allah” dedik; “Bu acayip ses de neyin nesi?”

Gecenin bir vakti olduğu için doğrusu biraz da korkmuştuk. Herkes aynı anda birbirinin yüzüne baktı. Sonra hep beraber çadırın dışına çıkıp sesin geldiği yöne doğru baktık.

On tane dev kazanın her birisinin içine beşer altışar tane Afrikalı çocuk sarkmışlar…

Ve tırnaklarıyla kazanların dibine yapışan “pirinç taneleri”ni kazıyıp yiyorlar.

Dünya’nın bir ucundaki çocuklar bir kaç tane pirinç tanesi için tırnakları ile kazanların dibini kazırken, bizim buzdolaplarımızı ve derin dondurucularımızı ağzına kadar doldurduktan sonra, bunca nimete sahip oluşumuzun şükrünü hakkıyla eda edemeyişimiz, dinen, vicdanen ve ahlaken açıklaması güç bir durumdur. Biz bu nimetlerin ne zaman farkında olacağız? Ne zaman Yüce Rabbimize gereği gibi şükredeceğiz. Bunca nimet içerisinde gözü doymayan bir nesil yetiştiriyoruz. Daha fazlasını isteyen, hep daha fazlasını arzu eden bir nesil…

Yazık ediyoruz değerli anne ve babalar!

Önce kendimizden başlayalım. Nimete şükür edelim. yetinmeyi, tevekkül etmeyi, şükretmeyi öğrenelim. Sonra da çocuklarımızı sürekli bir şeyler isteyen ve asla tatmin olmayan, tatmin olamadığı için de mutlu olamayan kişiler olarak yetiştirmekten vazgeçelim. Mesela bir gün sadece soframızda zeytin ekmek olsun. Ya da ne bileyim, tabaklarda kalan nimetlere, dökülen, çöpe giden nimetlere, dur diyelim. Tırnaklarıyla kazanların dibini kazıyan çocukların hikayesini çocuklarımıza anlatalım.

Bu nimetlerin bir hesabının olduğunu anlatan “Peygamberimizin yürek burkan hatırlatması” başlıklı içeriğimizi okumak için lütfen tıklayınız.

Aydın Başar/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Muhammed Mursi’nin bilinmeyen yönleri

1- Mursi, Kur”an hafızıdır. Mursi hakkında az bilinen gerçeklerden birisi, onun Kur”an”ı kalbi duygularla ezberlemiş …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir