Şimdi senin hatırına uçar kuşlar Ahmet amca

“Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.”

Edip Cansever

Dediler, Ahmet Amca sizlere ömür. Namı diğer Hazır Ahmet. Hacı Ahmetler’den Hacı Ahmet. Zira Mekke -Medine’ye yüz sürmüşlüğü vardı. Hazırlığı pratikliğinden, çevikliğinden ve bir işi yapmadaki maharetindendi. “Şimdi değilse ne zaman “diye hemen işe koyulmaklığından. Ahmet Karakuş. Kuşaligillerden.

Dostluğumuz babamdan dedem Delali’ye kadar varırdı. Dedim, desenize iyiliğin öcüsü, iyiliğin amadesi sizlere ömür. Adı bir peygamber adı. Adını anınca hemen o kaside dolanırdı dilimize: Sen Ahmedi Mahmudu, Muhammedsin Efendim. Övülmüş ve Övülmeye değer bulunan. Adını anınca kalbe bir ferahlık, kalbe sekinet hali sökün eden, insanı kendine, kendi özüne, kendi değişmez gerçeğine çağıran mümin ve mütesellim bir ses.

Alnı bir ay parıltısıyla parıldayanlardandı. Alnı her an şakkulkamer mucizesi parıltısında. Alnı her daim seccade izi sahiplerinden. Hüküm Allah’ın elbette. Fakat herkes şahitliğinden sorumlu idi. Biz de kendi şahitliğimizden. Tüm kalbimizle iyi bilirdik dediklerimizdendi.

Sadece Hacı Ahmetlerin, sadece Kuşaligillerin değil, hepimizin koca çınarlarındandı. Her günkünden biraz daha eksiğiz dedim. Telefonum vardı kendisinde. Hasta olmadan aramıştı. Uzunca muhabbet etmiştik. Hal hatır sorulması ve uzunca bir muhabbet. Yaş ilerliyordu. Anamı sordu. Hemen kesip atmadık, sürdü biraz, helalleşip kapattık. Rab sanki hellalleşmemizi ister gibiydi.

Aradan biraz zaman geçince ben aradım bu sefer. Artık hastaydı ve konuşamıyordu. Sonra bir daha nasip olmadı. İyileşirse ziyaret edeyim diyordum ya… Dünya işte, ertelenmişlere fırsat vermemesiyle ünlü.

Tek başına koca bir kervansaray Ahmet Emmi. Yazda ve kışta kim gelse ilk durak yeri onun konağı olurdu. Yolcu ya da yabancı, kimsesiz ya da garip. Her kim olursa olsun sığınılacak en güzel limandı onun konağı. Ne vereceği suyu biterdi, ne paylaşacağı ekmeği. Demir kazanında ekşi ayranı hiç eksik olmazdı. Buradan yeniden bakınca tek başına bir tekke, bir okul, bir medrese, bir kervansaray, bir konak gibiydi.

Güzel insan oldu. Güzel evlatlar yetiştirdi. Güzelliğe şahitlik etti. Güzel şahitlikler bıraktı. Güzelliğin adresi oldu. Güzel bir misafirperverdi. Güzel bir cömert. Güzel bir gönül ehli. Güzel bir ev sahibi. Uzun yaz günleri yaklaşık beş altı kilometrelik yoldan sonra soluğu evinde aldığımız. Büyük bir alçak gönüllülükle evine alan ve evinde ikramda bulunan, evinde misafir eden güzel bir mükerrem.

Güzelliğin adresiydi. Yaşamak şahitler biriktirmekti ya biraz da. Güzel şahitler biriktirdi. Güzel şahitlikler bıraktı bize. Şahidiz. Güzel bir yürek, güzel bir baba, güzel bir insanlık, güzel bir dost, güzel bir kalp, güzel bir ev sahibi, güzel bir mümin, güzel bir… “Allah güzeldir ve güzeli sever ” buyururdu Peygamberimiz sallellahu aleyhi ve sellem. Rabbim onu hep sevsin.

Kimimizin eniştesi, kimimizin dayısı, kimimizin de Ahmet emmisi. Hepimizin mutlaka bir yerlerden yakınlık hissedip ünsiyet kurduğu kadirşinaslardan. Hasılı yolu düşen herkeste bir izi vardı. Hikayesi biz de hep yaşayacak. Mümin, mütevekkil ve muttaki olarak bildiklerimizdendi. Yüzü daima kıbleye dönük. Mesrur ve mesut kılan yolu kendisine düşenleri. Yüzüne bakınca huzur bulduklarımızdandı.

Kavuştu şimdi Delali‘nin oğluna. Kuş Ali‘ye. Dedeşoğlu‘na. Sellenciğe. Pirler piri adaşı Hace Ahmet Yesevi‘ye. Adını almaktan kıvanç duyduğu ve bir ömür övünçle taşıdığı güzel, adı güzel, kendi güzel, güzeller güzeli efendisi Peygamber-i Zişan’a. Dedim üzgünüm. Çok üzgün. Vuslatımız cennet olsun diye dua ettim. Derken dilime Mevlana’nın o şiiri dolandı:

“Biri geldi, hoca senai öldü dedi.
Yabana atılır bir er değildi ki, omuz silkelim.
Saman çöpü değildi ki uçtu diyelim.
Su değildi ki, soğuktan dondu diyelim.
Tarak değildi ki, bir saç teli kırdı onu diyelim.
Buğday tanesi değildi ki, toprakla kayboldu diyelim.
O şu toprak yurtta bir altın gömüsüydü.”

Dedim, bin selam evvel giden ahbaplara .

İmdat Akkoyun/ İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: Bugün insanlık olarak egoizmin, bencilliğin, çıkarcılığın, menfaatçiliğin ve bizi insanlıktan uzaklaştıran her türlü kötü duyguların girdabından kendimizi kurtarmak istiyorsak, bir boyacı sandığı ile ailesini geçindiren İsmail Amca, koyunlarını sağıp sütünü hediye eden Kerime Yenge, kurlar kuşlar yesin diye ağaçlara aşı yapan Kadir Dede, misafir ağırlamayı seven Ahmet Amca, sözünde duran Marangoz Kara Mehmet ve mesleğinin hakkını veren hademe Yaşar Abi gibi şahsiyetlerin güzel, samimi ve sade hayatlarını okumalı ve onlardan ilham almalıyız. Bizi yeniden diriltecek olan ruh bu ruhtur. İşte bu duygularla İrfanDunyamiz. com olarak güzel ve sade hayatları sizlerle buluşturma gayretindeyiz. Sizler de bu güzel içerikleri sevdiklerinizle paylaşabilir, iyiliklerin, faziletlerin, erdemlerin yayılmasına katkı sunabilirsiniz.

Sade Hayatlar ↗

Bize kaybettiklerimizi hatırlatan, ilham veren sade hayatlar tanımak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Ahmet M Ziylan’dan İki Çift Söz Yeter

Çocukken dedelerimiz ve ninelerimiz bize bazı hikâyeler anlatırlardı. Çok güzel ve tesirli mesajları olurdu bu …

Hafız Halil Necati Coşan Efendi

Halil Necati Efendi, 1906 yılında (Rûmî 1322) Ahmetçe Köyü’nde doğdu. Babası Molla Mehmed’dir. Ailenin ikinci …

Çocuklar M. Yaşar Kandemir okumalı…

Bir müddettir seçmeli ders olarak okutulan “Siyer-i Nebi” yani “Peygamberimizin Hayatı” dersi, geleceğimiz ve yeni …

Her gösteri masum mudur?

Niçin toplandıklarını ve ne istediklerini bilmeksizin kendilerini yöneten ve yönlendiren toplum mühenislerinin gazıyla meydana çıkan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.