Bu da size düğün hediyem olsun…

Allah’ın affetmeyeceği tek günah şirkten sonra kul hakkıdır. Kul hakkı yiyen insan o kulla helalleşmediği sürece Allah Teala o kulu affetmeyeceğini beyan buyuruyor. Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem de kul hakkına çok önem vermiştir. Bunu her zaman yaptığı gibi hayatında bizzat tatbik ederek göstermiştir. Sizlere burada Peygamber Efendimiz’in hayatından bir kesit sunmak istiyorum:

Peygamber Efendimiz bir gün çok hastalandı. Hazreti Ali radıyellahu anh ve bir sahabenin yardımıyla minbere çıktı. Minberden sahabelere hitaben şöyle dedi: “Ey insanlar! Sizden ayrılma vaktim oldukça yaklaşmıştır. Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun. Birinizin malını almışsam, gelsin hakkını alsın. Sakın hak sahibi; ‘Şayet kısas talebinde bulunursam, Resûlullah bana darılır’ diye düşünmesin! Bilmelisiniz ki, benden hakkını isteyene darılmak benim fıtratımda yoktur. Benim yanımda en sevimliniz, hakkı varsa, gelip benden onu isteyen kimsedir. Yâhut helâl edendir. Ben Rabbimin huzuruna üzerinde kul hakkı olmadan varmak istiyorum.” (Tabakât, 2:255; Taberî, 3:191; ibn-i Kesîr, Sîre, 4:257)

Bir anda ortalığa hazin bir sükût çöktü. Resûl-i Ekrem Efendimiz sözlerini tekrarladı: “Ey insanlar! Kime vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun. Her kimin benden alacağı varsa işte malım gelsin alsın.” (İbn-i Kesîr, Sîre, 4:257) Cemaat içinden biri ayağa kalktı. “Yâ Resûlallah! Sizden üç dirhem alacağım var.” dedi.

Peygamber Efendimiz; “Ben bu hususta hiç kimseyi yalanlamam ve hiç kimseye ‘yemin et’ diye teklif de etmem. Ancak bu üç dirhemin zimmetime nasıl geçtiğini öğrenmek isterim!” buyurdu. Ayağa kalkan zât, “Yâ Resulallah! Bir defasında huzurunuza bir fakir gelmişti. Bana fakire üç dirhem vermemi emretmiştiniz. Ben de verdim. İşte istediğim bu üç dirhemdir.” dedi. Peygamber Efendimiz, “Doğru söylüyorsun.” dedikten sonra; Ey Fadl! Buna üç dirhem verbuyurdu. (Tabakât, 2:225; Taberî, 3:191.) Efendimizin hayatındaki bu muhteşem tablo da gösteriyor ki Peygamber Efendimiz kul hakkına herkesten daha fazla önem veriyor ve bunu bizzat yaşayarak gösteriyordu.

Düğün hediyesi

Şöyle bir olay anlatılır. İstanbul fethedildiğinde Fatih Sultan Mehmet Han, Yedikule zindanlarındaki ilim adamlarını ziyaret eder ve kendilerine sorar, “Sizi niye zindana attılar?” Onlardan biri demiş ki: “Kayser (Bizans imparatoru) bizi topladı, dedi ki, Osmanlı, Rumeli Hisarı’nı yaptırıyor. Bizans’ın kapıları kapanıyor. Ülkemizi nasıl koruyabiliriz?’ Sıra bana gelince şöyle cevap verdim: ‘İmparatorum, biz Bizans’ı artık koruyamayız. Çünkü ahlaksızlık Bizans’ı çürüttü. Şimdi cepheye giden asker, geride bıraktıklarını kimseye emanet edemiyor. Osmanlı, Bizans’ı yıkmasa da Bizans zaten yıkılıyor.” Bunun üzerine imparator; “Atın bunu zindana!” diye emrediyor. “Biz yüzyıllarca yaşamışız, Bizans’ı kimse yıkamaz!” diyenlere de mevki makam veriyor.

Fatih Sultan Mehmet, adamı dinledikten sonra demiş ki: “Sana şimdi bir ferman veriyorum. Osmanlı memleketlerini dolaş. Acaba Osmanlı Devleti ne kadar yaşayacak, bana bir bilgi ver.” O bilgin, bu emrin üzerine tüm Osmanlı topraklarını dolaşmaya başlamış. Bu esnada mahkemeleri de incelemiş. Bir mahkemede şöyle bir davaya şahit olmuş:

Davacı olan köylü, Kadı Efendi’ye yalvarıyor: “Ben bu adamdan sadece tarlayı satın aldım. Tarlanın içinden çıkan bu hazineye bir bedel ödemedim. Lütfen söyleyin, bu hazineyi alsın!” Diğer adam da demiş ki: “Ben tarlayı bu adama satmışım. Artık içinden ne çıkarsa ona aittir. Hazineyi alamam, vebaldir.”

Her iki adam da kul hakkına girmekten böylesine korkuyor. Kadı Efendi adamlara bakmış, birinin oğlu, birinin kızı var. Demiş ki: “Ben senin kızını, bunun oğluna nikâhlıyorum, razı mısınız?” Adamlar da peki demişler. “Çağırın oğlunuzu, kızınızı.” demiş, onlara da sormuş, “hayır” diyen yok. Kadı, “Maşallah, o çıkan hazine de size düğün hediyesi” diyerek davayı bitirmiş. Bütün bunlara şahit olan ilim adamı, Fatih’in yanına gelmiş, “Bu adalet devam ettiği müddetçe Osmanlı’nın ömrü çok uzun olur!” diye müjde vermiş.

Allah affedicidir. Kul, tövbe ettiğinde bütün günahları affedilir. Allah’ın affetmediği tek günah kul hakkıdır. Adam dünyada hakkını alamamışsa ahrette alacak. Haksız olanın sevaplarını alıp haklıya verecek. İşte en büyük iflas budur.

Üç balık

Üstad Bediüzzaman Hazretlerine bir ağabeyimiz üç tane balık tutmuş kızartıp getirmiş. Üstad çıkarmış parasını uzatmış. Ağabey demiş ki, “Üstadım, ben bu balıkları denizden tuttum getirdim. Para vermedim ki para alayım!” Bu ısrar üzerine Bediüzzaman üç balığı almış. O ağabey diyor ki: “Gece yarısı kapım güm güm vuruluyor. Kalktım baktım ki Üstad! ‘Kardeşim al şu beş lirayı, sancıdan öleceğim. Böyle şeyler bana caiz değil!’ dedi, üç balığa beş lira verdi gitti.”

Tabii bu meseleler özeldir. Umuma şamil değildir amma, Üstadın kul hakkına girmekten ne kadar çekindiğini anlatmak istedik. Başkasının hakkını yiyerek para biriktirenler bilmeli ki er geç o para ellerinden çıkacak. Başımıza gelen felaketlerin sebebi, şahsi günahlarımızdır. Her hadisenin arkasında, İlahi bir karar vardır.

Öyle insanlar vardır ki her işe menfaat gözüyle bakar. Bir işte menfaati varsa onu orada görürsünüz, yoksa oralara hiç uğramaz. Bazı insanlar sırf menfaat için selam verirler. Bazısı da vardır ki daha ileri düzeydedir menfaat için her türlü kötülüğü yapar. Varsa yoksa kendi menfaatini düşünen, başkasının hakkına dikkat etmeyen kimseler kul hakkına çok girerler. Özellikle maddi meselelerde Müslümanca hareket etmiyorsak, İslamiyet’i anlamamışız demektir!

Toplumun kaynaşması, kötülüklerden uzak, kardeşçe yaşayışın sağlanması için kul haklarına saygılı olmak o kadar önemlidir ki, Allah her türlü günahı affettiği halde, kul hakkını affetmiyor. İhanet etmek, utandırmak, küçümseme, mala ve cana zarar vermek, alış verişte aldatmak, dargın durmak, iftira etmek, arkasından konuşmak, laf taşımak, dedikodu yapmak, anarşi çıkarmak, dini ve milli değerlere saygısız davranmak kul hakkını zedeleyen davranışlardandır. 

Osman Gülşen/ İrfanDunyamiz.com

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair çok güzel yazılar okumak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Ahmet M Ziylan’dan İki Çift Söz Yeter

Çocukken dedelerimiz ve ninelerimiz bize bazı hikâyeler anlatırlardı. Çok güzel ve tesirli mesajları olurdu bu …

Hafız Halil Necati Coşan Efendi

Halil Necati Efendi, 1906 yılında (Rûmî 1322) Ahmetçe Köyü’nde doğdu. Babası Molla Mehmed’dir. Ailenin ikinci …

Çocuklar M. Yaşar Kandemir okumalı…

Bir müddettir seçmeli ders olarak okutulan “Siyer-i Nebi” yani “Peygamberimizin Hayatı” dersi, geleceğimiz ve yeni …

Her gösteri masum mudur?

Niçin toplandıklarını ve ne istediklerini bilmeksizin kendilerini yöneten ve yönlendiren toplum mühenislerinin gazıyla meydana çıkan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.