Hafız Mehmet Niyazi Kasapoğlu ile mülakat

Merhum Hafız Mehmet Niyazi Kasapoğlu Hocamızla 2007 yılında yapılmış ve Reyhan Dergisinde yayınlanmış olan mülakattır.

Muhterem Hocam, hayat hikâyenizi ve ilmi hayatla tanışmanızı dinleyebilir miyiz?

1941 yılında Çaykara Zeleka Köyü’nde doğmuşum. Babam merhum Süleyman Efendi, annem Vahide hanımdır. Sekiz yaşımda hafızlığımı tamamladım. 1950–1952 yılları arasında merhum Hacı Mehmet Rüştü Âşıkkutlu Efendi’den Kıraat ve Tashihi huruf derslerini aldım. 1952–1961 tarihleri arası önce merhum cennetmekân İbrahim Hakkı (Hacı Ferşat) Efendi’nin mucaz talebesi olan merhum Hacı Ahmet Seçilmiş Efendi’den Sarf, Nahiv ilimlerini okudum. Bu ilimler dışındaki şer’i ilimleri de merhum Hacı Hasan Efendi’den okuyarak icazet aldım.

Hafız Mehmet Rüştü Aşıkkutlu

1963 yılında askerlik görevimi tamamladıktan sonra bir yıl süreyle fahri İmamlık yaptım, daha sonra da kadroya geçtim. Bu ara İmam-Hatip okulunu dışardan bitirdim. 1973 yılında Kur’an Kursu öğreticiliğine geçtim. Halen bu görevi sürdürmekteyim. 1973 yılından 2007 yılına kadar mezun ettiğimiz öğrenci sayısı takriben 5800’ün üzerindedir. Hafızlık, Arapça ve Şer’i ilimleri öğrenenlerin sayısı 1700, sadece Arapça okuyanlar 200 civarındadır.

Kendilerinden istifade ettiğiniz, bizim de tanımamız gerektiğine inandığınız Hocalarınızdan bahseder misiniz?

Efendim, evvela bizim yetişmemize maddeten ve manen destek verenlerden Allah razı olsun. Hafızlık hocalarım Aşıkkutlu Hocaefendinin ilk talebesi Hafız Mehmet Kara ve Hafız Hasan Kara kardeşlerdir. Kıraat ve Tashih-i Huruf hocam merhum Mehmet Aşıkkutlu’dur. Cevahirzade merhum Hacı Ahmet Efendi, dersiâm merhum Hacı Hasan Efendi diğer hocalarımızdı.

Hafız Mehmet Niyazi Kasapoğlu

1964 tarihinde merhum cennetmekân Hacı Abdurrahman Efendi’yi tanımamız nasip oldu ve değerli sohbetlerinden istifade etmeye çalıştık. 1977 tarihinde merhum ve cennetmekân Mehmed Zahid Kotku Efendi ile tanışmamızı Allah nasip etti ve kendilerinden istifade etmeye çalıştık. Ve nihayet bize en çok emeği geçen, kendisinden feyz aldığımız çok muhterem hocamız Ahmet Yaşar Hocaefendi ile tanıştık. Rabbim kendisinden razı olsun, Ömrünü uzun, hayırlı ve bereketli kılsın. Çünkü ümmetin ona çok ihtiyacı olduğu kanaatindeyim.

Hocam, siz yıllardır Kur’an talebeleri yetiştirme hizmetinde bulunuyorsunuz. Bir İslamî gelenek olarak Hafızlığın ehemmiyeti nedir? Hafızlık sadece Kur’an’ı ezberlemek midir?

Hafızlığın önem ve ehemmiyeti hususunda Peygamberimiz sallellahu aleyhi ve sellem’in birçok müjdeleri vardır. Ayrıca bu husustaki hassasiyetini bizzat uygulamasında görüyoruz. Mesela; savaşta şehit düşen Ashab-ı Kiram’ın arka arkaya defin işlemi yapılırken hafız olan sahabenin öne alınmasını öneriyor ve yine Peygamberimiz sallellahu aleyhi ve sellem’in kavmi tarafından maruz kaldığı hakaretler karşısında dahi beddua etmedi. Hayır dua etti, hidayetlerini istedi. Fakat Bi’r-i Maune faciasında 70 küsur kurra sahabeyi şehit edenlerin kahrına dua etmişti.

Tabii ki Rasûlullah sallellahu aleyhi ve sellem’in değer verdiği ve övdüğü hafız kişiler sadece Kur’an-ı ezberlemekle yetinen kişiler değildir. Bilakis Kur’an ile amil olan ve Kur’an’la hayatı birleştiren kişilerdir. Çünkü Rasûlullah sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz “Ehl-i Kur’an Ehlullahdır.” buyuruyor.

Hazreti Ali radıyellahu anh ve Hazreti Aişe radıyellahu anha validemizin naklettiği bir başka Hadis-i Şerifte ise Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem; “Kim Kur’an-ı Kerim’i okuyup ezberlerse; onu tatbik edip, helâlını helâl, haramını da haram bilirse (kabul ederse) Allah onu Cennetine koyar. (Ayrıca) Ev halkından hepsi Cehennemi hak etmiş olan on kişiye de onu şefaatçi kılar.” buyuruyor.

Müslümanın Kur’an’ı hayatına tatbiki nasıl olmalı Hocam?

Kısaca ifade edeyim ki şüphesiz biz Müslümanlar olarak Kur’an-ı Kerime karşı çok önemli görevlerimiz vardır. Ama sadece Kur’an-ı Kerim’e karşı çok saygılı olmakla onu usulüne uygun olarak öğrenip okumakla veya ezberleyip hafız olmakla ona karşı olan görev ve sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi iddia edemeyiz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’e karşı asıl görevimiz Sahabe misalinde olduğu gibi Kur’an ile amel etmek sureti ile onun ahkâmını, değişmez doğrularını ferdî, ailevî ve toplumsal yaşantımıza kâmil manada uygulamak sureti ile hayatımıza taşımaktır.

Bu konu ile ilgili İbn-i Ömer radıyellahu anh’ın şu sözleri ne kadar dikkati çekmektedir: “Bu gün adam görüyorum, adama imandan önce Kur’an verilmiş, başından sonuna kadar onu okuyor da onda ne emir ediliyor ne yasaklanıyor bilgi yok”

Müslüman’ın hayatını dinine uygun olarak anlayıp, başkalarına da anlatabilmesi için sahip olması gereken İslami şuuru nasıl izah edebiliriz?

Şuur, bir şeyin gerçek mahiyetini görebilmek önceden tahmin edip düşünebilme, kabiliyet ve maharetine sahip olmak bir başka ifade ile Hakkı Hak olarak, Batılı da Batıl olarak görebilmek ve algılayabilmektir.

Şuur terimi Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık 27 yerde zikredilmektedir. Hissetmiyorlarlar, farkında değiller, haberleri yok, şuurları yok gibi ifadeler kullanılmaktadır. Konu ile ilgili bir Âyet-i Celîle’nin meali şöyledir. “Onlar böyle bir tuzak kurdular biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını alt üst ettik. (Neml, 50) Bir başka ayette “Onlar İnsanları Kur’an’a iman etmekten alıkoyarlar ve kendileri de ondan uzaklaşırlar. Böylece ancak kendilerini helak ederler, fakat onlar bunun şuurunda değiller.”(Enam,26) buyurulur.

Güzel bir haslet olan şuur vasfı nasıl kazanılır?

Şuur, nefsi terbiye ve kalbi tezkiye ile elde edilen güzel bir haslettir. Şuurlu bir Müslüman kalbini kin, nefret, nifak, haset, ucub, kibir, buğz, adavet vb… her türlü kalbi hastalıklardan temizleyip iman nuru ile takva muhabbeti ile doldurması lazımdır. Takvası olmayan bir insanın ne şuuru, ne hidayeti, ne dirayeti, ne de feraseti olmaz. Bu güzelim hasletler hep takva ile kazanılır. Şuur kabiliyetinin doğrudan imanla, hidayet nuru ile çok yakından alakalı olduğunu destekleyen el-Enfal Suresi’nin 29. ayetini teberruken zikretmek istiyorum:

“Ey iman edenler, şayet siz Allah’tan ittika ederseniz (korkarsanız), (Allah’ın emirlerine imtisal eder, yasaklarından ictinab (sakınırsanız) eder, bütün haram ve şüpheli şeylerden de kaçınırsanız) O size (hem Zahir hem de Batında hak olanı olmayandan, iyiyi kötüden, temizi habisten, güzeli çirkinden ayırt edici bir marifet ve bir nur verir.)

Destansı Bir Hayat Hafız Mehmet Niyazi Kasapoğlu yazısını okumak için lütfen buyurunuz.

Kirlenmemiş Bir Pınar Halil Tatlıgül Hoca yazısı okumak için lütfen buyurunuz.

İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Behlül Dânâ bir gün fırınları denetler

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife ister. Harun Reşid de ona çarşı pazar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir