Yaşanmış bir kader hikayesi…

Müslüman olarak şüphesiz kader ve kazaya inanırız ama hayatımızda her şey rutin olarak devam ettiği için bazen yaşadığımız olayların nasıl ince hesaplamalar neticesinde vuku bulduğunu fark edemeyiz.

Yaşadığımız hadiselerde Cenâb-ı Hakk’ın külli ilminin, iradesinin, kudretinin ve benzeri üstün özelliklerinin etkisini biliriz ama hayat meşgalesi bazen bize bu değerleri sıradanlaştırır, önemini unutturur.

Böyle durumlarda zaman zaman Yüce Allah yaşattığı bazı olaylarla söz konusu özelliklerini bizlere bir kere daha güçlü bir şekilde hatırlatır.

Prof. Dr. A. İhsan Karataş

Tesadüf yok

Birkaç zaman önce yaşadığım bir hadise hiçbir şeyin tesadüf olmadığı, her şeyin ilahi bir nizam ve düzen işinde gerçekleştiğini, her şeyin bir kader çerçevesinde vuku bulduğunu bir kere düşünmeme ve tecrübe etmeme vesile oldu. Önemli gördüğüm bu hadiseyi sizlerle de paylaşmak isterim.

23 Nisan 2019 Salı günüydü. Yani resmi tatil. O gün evdeyim diye terasımıza yapılacak cam balkon işleriyle ilgili ustaların gelmelerini kararlaştırmıştım. Fakat bir gün öncesi akşamından gelmeyecekleri anlaşıldı. Tabi bu durum biraz canımı sıktı ama yapacak bir şey yoktu.

İnegöl’de babama ait küçük bir bahçe var. Ben de boşluktan istifade ederek o gün söz konusu bahçeye gitmeye karar verdim. Ancak oraya gitmek için araba lazım. Arabamız var ama hanımın öğretmenlik görevi sebebiyle okulunda 23 Nisan törenleri var ve arabayla gidecek. Akşamleyin, ertesi gün tarlaya gidebileceğimi söyleyince hanım arabaya ihtiyacının olmadığını ifade ederek arabayı benim almamı istedi.

Gitsem mi gitmesem mi?

Sabah oldu ve İnegöl’e gidip gitmemekte hala kararsızım. Zira tez, sınav kâğıtlarını okuma gibi yapılması gereken bir sürü iş var. Ama içimden bir ses “Bugün bu işlere ara ver ve İnegöl’e git” diyor ve adeta beni zorluyordu. Neticede öğleye doğru gitmeye karar verdim.

Giderken yalnız gitmeyeyim, babamı da yanıma alayım. Onun için de bir değişiklik olur, biraz hava alır düşüncesiyle babama telefon açtım. O da; “Çok iyi olur” diyerek gelmeyi kabul etti.

Sonrasında beraberce yola çıktık. Bahçeye vardık. Biraz bitki ekme işleriyle uğraştık. Çay içtik. Komşularla sohbet ettik. Bu arada babam cebinden bir bıçak çıkararak “Bunu yeni biledim. Bahçede dursun. Bir şeylere lazım olur” diyerek bana verdi. Ben de bıçağı aldım ve cebime koydum.

Bu ayrıntıları neden anlattığıma şaşırabilirsiniz. Ama biraz sonra yaşanacaklara bakıldığında her bir ayrıntının ilahi bir irade tarafından ince bir şekilde nasıl planlandığı ve ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

İkindi vakti

Derken ikindi saatleri yaklaşmıştı. Yakınlarımızdaki Karalar Köyü’nden bir kadının “Zekeriyaaa Zekeriyaaaa ….” diye bağırarak koştuğunu gördük. Arkasından ikinci bir kadın da koşmaya başladı. Her ikisi de Zekeriyaaa … Zekeriyaaaaa…..! diye haykırıyorlardı.

Biz herhalde çocukları yanlarından uzaklaştı, koşuyor ve kadınlar da onu yakalamaya çalışıyorlar diye düşündük. Bu yüzden çok da önemsemedik.

Kadınlar biraz yakınımızdaki tepeyi aştılar ve artık görünmüyorlardı. Ancak sesler daha da yükselmeye başladı. Bu sefer “imdaaat… yardım ediiin… Allah rızası için yardım ediiin …!” seslerini duymaya başlamıştık.

İşin ciddi olduğunu, yardıma ihtiyaç duyulduğunu anlamıştık. Etrafta kimseler yoktu ve bu iş bize düşmüştü. Hemen seslere doğru koşmaya başladım. Hayatımda bu kadar hızlı koştuğumu hatırlamıyorum.

Kadınların yanına ulaştığımda gördüğüm manzara beni şok etmişti. Zira yirmili yaşlarda bir genç elektrik direğinin ortalarına bağladığı bir iple kendini asmıştı. Genç adam intihar etmişti. Kadınlar yetişebildikleri kadar gencin ayaklarından tutmuşlardı ve yukarıya doğru kaldırmaya çalışıyorlardı ama faydası yoktu. Zira etkili olamıyorlardı.

Vakit yoktu

Bu manzara karşısında ne yapmak gerekirdi. Çok hesap-plan yapacak zaman yoktu. Bir refleks olarak elektrik direğine tırmandım ve cebimdeki yeni bilenmiş keskin bıçakla bir vuruşta ipi kestim. Elektrik direğinin etrafı dikenliklerle doluydu. Gencin ayaklarından tutmaya çalışan kadınlardan biri ablası diğeri kız kardeşiymiş.

Genç adam kız kardeşlerinin üzerine düştü. Üçü birden dikenlikler içine yığıldılar.

Direkten aşağı indim.

Delikanlının ağzı köpürmüştü ve kıpırdamadan duruyordu. Eyvah geç kaldım, çocuk ölmüş diye aklımdan geçirirken birden nefes almaya ve öksürmeye başladı.

Sevinç gözyaşları

O anki duygularımı ifade edebilmem mümkün değil. Bu duyguyu anlatabilecek tek şey var o da gözlerimden akan sevinç yaşlarıydı.

Oradaki herkes biraz önce üzüntüden, şimdi ise sevincinden ağlıyordu.

Çok şükür delikanlı hayata döndü. Cenâb-ı Hak ona yeniden bir hayat bahşetti. Ama her şey bitmemişti. Her an her şey olabilirdi. İşler kötüye gidebilirdi. Bu yüzden tedbirli olmak gerekirdi. Çağırdığımız ambulans çok gecikmeden geldi. Doktorlar ilk müdahaleyi yaptıktan sonra genci ambulansa koydular ve hastaneye götürdüler.

Daha sonra jandarma geldi. Birkaç saat süren ifadeler, resmi prosedürler derken epey yorulduk. Ama hastaneden çocuğun iyi olduğuyla ilgili haberlerin gelmesi yorgunluğumuzu unutturdu. Böylece başlangıçta çok kötü görünen hadise mutlu bir sonla neticelendi.

Şimdi tekrar başa dönelim. O gün beklediğim ustalar gelselerdi İnegöl’e gitmeyecektim. Ustaların gelmemesine biraz kızmıştım ama akibet hayırlı oldu.

Bir hayır vardır

Ayet-i Kerimede “Asâ en tekrahû şey’en ve hüve hayrun leküm” yani “Kerih-kötü gördüğünüz şeylerde sizin için hayırlar olabilir” buyurulmaktadır. (Bakara Suresi 216. Ayet)

Hanım okulundaki törenlere arabayla gitmek isteseydi araba onda olacaktı ve ben İnegöl’e gitmeyecektim.

Babamı çağırdığımda eğer gelmek istemeseydi yalnız gidecektim ve bana bıçak vermeyecekti.

Bana verdiği bıçağı bahçedeki odaya koysaydım cebimde bir bıçak olmayacaktı.

Olay mahalline ulaşsam bile cebimde bıçak olmasaydı her saniyenin önemli olduğu o anda başarılı olma imkânımız olmayacaktı.

Yıllardan beri cebimde hiç bıçak taşımamış biri olarak o gün o dakikalarda cebimde bıçak taşımıştım. Hem de iyi bilenmiş keskin bir bıçak.

Peki, bütün bunların hepsi bir tesadüf müydü?

Birçok tesadüfün bir araya gelmesiyle mi bu çocuk kurtulmuştu?

Yoksa bütün bunları hesaplayan, ince ince planlayan, birçok sebebi bir araya getirerek bir gencin ölümden kurtulmasını sağlayan ilahi bir güç mü vardı? Buna hiç şüphe yok.

İşte kader dediğimiz şey de tam da bu.

Ömrü bitmeyen bir gencin yaşaması için Allah Teâlâ birçok sebebi biraya getirmiş ve bu görevi de bu âciz kuluna vermişti.

Beni böyle önemli bir hadise de istihdam ederek bir gencin hayata dönmesine vesile kılan Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd olsun.

Böyle bir hadiseye dâhil ederek kaderin ilme’l-yakînin ötesinde ayne’l yakîn ve hakka’l-yakîn olarak tecrübe etmemi nasip eden Allah’a şükürler olsun.

Amentübillâhi…

Ve bi’l-kaderi…

Amennâ ve saddaknâ…

Prof. Dr. Ali İhsan Karataş/ İrfanDunyamiz.com

Not: Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki benzer içeriklerimizi de beğenmenizi umuyoruz.

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Behlül Dânâ bir gün fırınları denetler

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife ister. Harun Reşid de ona çarşı pazar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir