Kur’an’ı nasıl ve niçin okumalıyız?

Kur’an-ı Kerim; Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’e vahiy yoluyla gelen, hiçbir harfi bile değiştirilmeden; tahriften ve tebdilden uzak olarak nesilden nesile tevatüren nakledilen, hükümleri hayatın uzunluk, genişlik ve derinlik boyutlarını kuşatan, kendisine iman ve amelle kimlik kazanılan, içerisindeki emirleri uygulayıp yasaklarından kaçınmak zorunlu olan; iman, ahlak ve ibadet başta olmak üzere siyasi, hukuki, iktisadi, askeri, eğitim, sosyal ilişkiler ve uluslar arası gibi en hassas konularda hükümler koyan; bir tek hükmünü inkâr etmenin tamamını inkâr etmek sayılan, muhataba iniyormuş gibi tertil üzerine okunan, namazlarda nazil olduğu dille okunması şart kılınan, en kısa bir suresini bile yapmanın imkânsız olduğu, Arapça, kelam-ı mûcizdir.

Kur’an-ı Kerim’e karşı edep; şekli olarak bazı şeylere sarılıp onu evimizin bir köşesine asmak demek değildir. O’na karşı takınmamız gereken en büyük edep; Kur’an-ı Kerim’e bütüncül olarak iman etmek ve O’na parçacı olarak yaklaşmamaktır.[1] Çünkü vahye karşı parçacı yaklaşım; Kur’an’ın kınadığı edep dışı bir tavırdır.

Bütüncül yaklaşım

Kur’an’a bütüncül yaklaşmak aynı zamanda metodik bir anlayıştır. Kur’an’daki bütünlüğü yakalayabilmek için de önce Kitab’a iman etmek ve onun konumunu hakkıyla takdir etmek gerekir. Şu olay, sahâbenin olaya nasıl baktığını çok net olarak gözümüzün önüne sermektedir:

Abdullah bin Ömer radıyellahu anh’ın şu tespiti çok önemlidir: “Hayatımda öyle anlar yaşadım ki bizden birine Kur’an verilmeden önce iman verilirdi. Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem’e bir sûre indirildiği zaman, sizden birinizin Kur’an öğrendiği gibi onun helalini ve haramını öğrenirdi. Sonra öyle insanlar gördüm ki, onlar imandan önce Kur’an’ı alırlardı. Fatiha’dan, Kur’an’ın sonuna kadar (iki kapağın) arasında bulunan her şeyini okur, fakat onun emirlerini ve yasaklarını, yanında durup düşünmesi gereken şeyleri bilmezdi.”[2] 

Bu sözün sahibi olan Abdullah bin Ömer gibi sahâbîler Kur’an’ı anlamayı; helal ve haramı öğrenmeyi ciddiye alan bir öğrenme usulünü Peygamber Efendimiz’den alınca, Kur’an öğrenimi onların yıllarını almıştır. Bu öğrenim türü aynı zamanda vahye karşı takınılması gereken edeptir.

Yaşanmak için geldi

Kur’an-ı Kerim yaşanmak için gelmişken O’na bu fonksiyonundan uzaklaştırmak kişiyi İslâm’dan uzaklaştıran bir suçtur. Küfür suçu da diyebileceğimiz bu suç, edepsizliğin de en büyük örneğidir. Rasulullah’ın, Kur’an’a karşı reddiyeci tavır takınanları Allah’a şikâyet edeceğini, Allah Teâlâ Kitab’ında şu şekilde haber vermiştir:

“Derken, (kendilerine şefaat edeceğini umdukları) Peygamber; “Ey Rabb’im!” diyecek, “Benim halkımdan (Müslüman olduğunu iddia eden bazı kimseler) bu Kur’an’ı (tozlu raflar içine hapsederek) terk ettiler.(Kimileri onu anlamak ve uygulamak niyeti taşımaksızın okudu; ölülerin ruhlarına üfledi; kimileri onun yerine, başka eserleri başucu kitabı hâline getirdi; kimileri onu, üzerinde çalışmalar yapmaya yarayan bir malzemeden ibaret gördü; kimileri de onun bu çağda geçerliliğini yitirmiş bir kitap olduğunu ileri sürerek hayatın dışına itti; bunların yaptıklarından şikâyetçiyim yâ Rab!”) diyecek.”[3]

Allah’ın kitabının nüzulünden esas maksadın, onunla hükmedilmesi realitesini kabul eden Muaz bin Cebel radıyellahu anh, Yemen’e vâli olrak tayin edildiğinde, Kur’an’a olan edebini, Rasülullah’ın “Yemen’de ne ile hükmedeceksin?” sorusuna; “Allah’ın Kitabı’yla”[4] diyerek ispat etmiştir. Muaz bin Cebel ilk sırayı Kur’an’a vermiş, şayet bir olayın karşılığı Kur’an’da tekil olarak yoksa çözümü Sünnet’ten arayacağını da beyan etmiştir.

Kur’an’a karşı edepler

Şu hususlara riayet etmek Kur’an-ı Kerim’e karşı edep cümlesindendir: Kur’an’ı abdestli okuyarak mânen hazır olmak,[5] Kur’an okumaya başlamadan önce diş ve ağız temizliği yapmak, tilavete “Euzü Besmele” ile başlamak,[6] Kur’an’ı, ayetler bize iniyormuş gibi bir bilinçle okumak, tilavet esnasında harflerin çıkış yerlerine (mahreçlere) dikkat etmek,[7] Kur’an-ı, şiir okur gibi hızlı okumamak, okurken sesi güzelleştirmeye çalışmak, azap ayetlerinde Allah’a sığınmak ve hüzünlenmek, vahyi dinlerken hiç ses çıkarmadan tüm benlikle ona yönelmek,[8] kıraat esnasında ayetlerin anlamlarını düşünmek,[9] ayetleri okumakla yaşamayı eş zamanlı götürmek,[10] namazda caiz olacak kadar Kur’an’dan ezber yapmak, Kur’an’a vâkıf olup anlamak ve hüküm çıkarmak da derinleşenlere görev vermeyi öncelemek, yeni konuşmaya başlayan çocuklara kısa kısa ayetler öğretmek, en yakından başlayarak insanlara vahyi tebliğ etmek, hafızlık kurumunu canlı tutmak, Kur’an’ın bir hidayet kitabı olduğunu bilerek aşırı yorumdan kaçınmak,[11] gerekli şartları oluşturmadan ve ilimle donanmadan keyfi tefsirden uzak durmak, her hangi bir çağdaki yükselen değerlere göre indirgemeci tefsirlere iltifat etmemek, Kur’an’a aykırı davrananları velî edinmemek, ihtilafa düşülen konularda Kur’an’a müracaat etmek,[12] içindeki hükümleri gizlememek,[13] dünyalık için ayetleri satmamak,[14] okurken kendimizi ruhen hazırlamak,[15] parçacı yaklaşmamak,[16] okurken tefekkürü yoğunlaştırmak,[17] gelişen yeni olaylara karşı Kur’an’dan çözüm üretmek, zihni ve ruhu onunla tezkiye edip her türlü ideolojik hastalıktan kurtulmaktır. Çünkü insan, İslâm kimliğini Allah’ın indirdiği “Zikri” uygulamakla kazanır.[18]

Tertil kavramı

Kur’an-ı Kerim’i okumakla ilgili kullanılan bir terim de “Tertîl”dir. “Birazı hariç geceleri kalk namaz kıl.(Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur’an’ı tane tane (tertîl üzerine) oku.” [19] Tertîl, daha ziyade tilâvetin sözlü olarak aktarılma biçimini ifade eder. Peygamber Efendimiz sallelalhu aleyhi ve sellem de tertîl üzerine tilâvetle emrolunmuştur.

Ayan beyan ve açıklayarak okumak[20] anlamına da gelen tertil harflerin mahreclerine riayet ederek ve gerekli yerlerde durarak,[21] kelimeleri ağızdan kolayca ve dosdoğru çıkarmak suretiyle, [22] acele etmeden,[23] güzel bir eda ile her harfin hakkını vererek okumaktır.[24]

Hazreti Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem o kadar yavaş ve teennî ile okurdu ki, Hazreti Aişe’nin beyanına göre, “Birisi onun ağzından çıkan harfleri saymak istese sayabilirdi.”[25]

Tertîl kavramına, son dönem müfessirlerimizden Muhammed Hamdi Yazır (ö:1942) şu yorumu getirmektedir: “Tertîl, bir şeyi düzene koyup, açık açık hakkını vererek ortaya çıkarmaktır. Aralarında fazla değil, biraz açıklık bulunmakla birlikte gayet güzel bir şekilde dizilmiş ön dişlere “Seğri retl” denir. Aynı şekilde sözü de öyle tane tane, yavaş yavaş, biraz ara vererek, güzel ifade tarzı ile söylemeye de “Tertîl-i kelâm” derler. Kur’an’ın tertili; her harfinin, üslubunun, dizilişinin, nazmının, anlamının hakkını vererek okumaktır.

Müzzemmil Suresi’nin dördüncü ayetinde “Rettil” den sonra “Tertil” masdarı ile pekiştirilmesi de, söz konusu tertilin en güzel derecede olmasının istendiğini gösterir. Aslında bir söz ne kadar güzel olursa olsun, gereği gibi güzel okunmayınca, güzelliği kalmaz. Kelâmı güzel söylemek ve okumak, sadece ses güzelliği ile ama gelişi güzel, eze büze makamla okumak veya saz teli gibi sadece sese dayanmak türünden bir musiki işi değildir. Tertil ile okumak, dizilişin anlam ve uyumunu, dilin fesahat ve belağatını hakkıyla gözeterek, ruhî ve manevî bir uyuma, kısacası anlamı duymayı ve mümkün mertebe duyurmayı asıl hedef edinerek tecvid ile okuma işidir.” [26]

Abdullah bin Abbas radıyellahu anh; “Kur’an’ın tümünü (rasgele) okumaktansa, tertil üzerine sadece Bakara Suresi’ni okumak benim için daha sevimlidir” [27] demek suretiyle, tertilin önemine vurgu yapmıştır.

Dr. Mehmet Sürmeli/ İrfanDunyamiz.com

DİPNOTLAR
1 Bak: Bakara 2/85; Âl-i İmran 3/119; Hicr 15/90, 92,
2 Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 165.
3 Furkan 25/30.
4 İbni Kesir, Tefsir, c. IV, s. 207.
5 Bak: Vâkıa 56/77-78
6 Bak: Nahl 16/98
7 Bak: İsra 17/106; Müzzemmil 73/4
8 Bak: 7/204
9 Bak: Muhammed 47/24; Müzzemmil 73/17,22,32,40.
10 Bak: Bakara 2/151; Âl-i imran 3/164
11 Bak: Bakara 2/2
12 Bak: Nisa 4/105.
13 Bak: Bakara 2/159.
14 Bak: Bakara 2/41, 79,
15 Bak: Müzzemmil 73/4.
16 Bak: Hicr 15/90, 92.
17 Bak: Sâ’d 38/29
18 Bak: Mâide 5/68,  
19 Müzzemmil 2-4.
20 İbn Ebî Şeybe, Musannef, Tatavvu, II, 402.
21 Cürcanî, Seyyid Şerif, Tarifât, Beyrut 1995, s. 55
22 El-İsfehanî, Müfredat, s. 341.
23 Hattabî, Ebû Süleyman, Meâlimu’s-Es-Sunen, Ebû Davud’un es-Suneni ile birlikte, Edeb, 21, V, 171.
24 Mahluf, Hüseyin Muhammed, Kelimâtu’l-Kur’an, Dâru İbn Hazm, Beyrut 1997, s. 407.
25 Zemahşerî, Keşşaf, IV, 624.
26 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VIII, 139-40.
27 İbni Mübarek, Abdullah, Kitabu’z-Zühd, s. 420, No: 1193.

Sünnet Yolumuz ↗

Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’e dair yazılar okumak için tıklayın.

Hayat Kitabımız ↗

Hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’e dair ilmi ve seviyeli yazılar okumak için tıklayın.

BENZER YAZILAR

Şunlara Gözat

Hac bir arınmadır…

Yine dönüp dolaşıp geldi hamdolsun! Bir ömür gibi… Gidince geliyor tekrar ömrü olanlara… Bir Hacc …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.