Mü’minler selam vermeye doyamazlar…

Selâm Müslümanlar arasında muhabbetin, güvenin ve iyiliğin çoğalmasını vesile olur. Onun için mü’minler selam vermeye doyamazlar. Selâm kelimesi, dünya ve âhiret sıkıntılarından kurtulmak ve esenliğe kavuşmak anlamına gelmektedir. Bundan dolayı mü’minler selâmlaşırken birbirlerinin dünya ve âhiret mutluluğunu istemektedirler.

Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir işi size haber vereyim mi: Aranızda selâmı yayınız.” (Müslim, Îmân, 93)

Rahmet ve bereket

Allah Resûlü’nün sünnetine göre; “Es-selâmu aleykum” yahut “es-selâmu aleyke” gibi ifadelerle selâm verilmekte; “ve aleykumu’s-selâm” yahut “ve aleyke’s-selâm” şeklinde de mukâbelede bulunulmaktadır. Ayrıca bu tabirlerin sonuna “ve rahmetullâhi ve berekâtuh” diyerek uzatılabilir.

Rasûlullah’a bir adam geldi ve;

– “Es Selâmü aleykum” dedi. Efendimiz onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Allah Resulü;

– “On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da;

– “Es Selâmu aleykum ve rahmetullâh” dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Resûl-i Ekrem:

– “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve;

– “Es Selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh” dedi. Fahr-i Kâinât o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz onun hakkında da;

– “Otuz sevap kazandı” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 131-132)

Daha güzeli ile

Selâm verildiğinde elden geldiği kadar daha güzel bir şekilde veya ayniyle muakâbelede bulunulmalıdır. Mesela “selâmün aleyküm” diyen bir kimseye “ve aleyküm selâm ve rahmetullâhi ve berekâtüh” gibi ziyadeli ifâdelerle veya en azından “ve aleyküm selâm” diye karşılık verilmelidir.

Allah azze ve celle şöyle buyuruyor: “Bir selâm ile selâmlandığınız zaman, ondan daha güzeli ile selâmı alın veya aynıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını hakkıyla yapandır.” (Nisâ, 86) Ayrıca âlimler de bu âyete istinaden selâm vermenin sünnet, almanın ise topluluğa farz-ı kifâye, tek kişiye farz-ı ayn olduğunu belirtmişlerdir.

Rasulullah sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor: “Küçük olan büyüğe, binitli olan yaya yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olanlar da çok olanlara selâm vermelidir.” (Buhârî, İsti’zân, 5-6)

Aynı derecede ve yaştaki insanlar karşılaştıklarında, hangisi önce selâm verirse o daha kazançlı çıkar. Hadis-i şerifte önce selâm verenin daha faziletli olacağı şöyle ifâde edilmiştir: “İnsanların Allah katında en makbûlü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 133)

Ayrılırken selam

Müminlerin bulunduğu bir meclise giren kimse, orada bulunanlara selâm verdiği gibi söz konusu meclisten ayrılırken de selâm vermelidir. Söze selamla başlayıp ardından konuşmak gerekir.

Rasulullah sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor: “Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Oturduğu meclisten kalkmak istediği zaman da selâm versin. Önce verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 139)

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in sünnetinde tavsiye edildiği gibi, Müslüman bir beldede dolaşan kimsenin tanıdığı ve tanımadığı herkese selâm vermesi gerekir. Nitekim birbirini tanımayan iki mü’min arasında anlaşma ve kaynaşma, öncelikle selâmlaşma vâsıtasıyla sağlanır.

Abdullah bin Amr bin Âs’ın haber verdiğine göre bir adam, Resulullah’a; “İslâm’ın hangi özelliği daha hayırlıdır” diye sordu. Resûl-i Ekrem; “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir” buyurdu. (Buhârî, Îmân, 20)

Karşılaşma kısa mesâfe ve zamanlarda dahi olsa selâm tekrar edilmelidir. Resulullah şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar veya taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 135)

Eve girerken

Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem, yanında büyüttüğü Enes radıyellahu anh’a şöyle buyurmuştur: “Oğlum! Ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun.” (Tirmizî, İstizân, 20)

Elbette ki girdiğiniz evde insanlar varsa bu selam onlara olacaktır. Fakat evinizde herhangi bir kimse yoksa bu kez evinizde bulunan rahmet meleklerine selam vermeniz gerekmektedir. Evinize girdiğinizde evde kimse yoksa “Es selamü aleynâ ve alâ ibadillahi’s salihin” denmelidir. Bu, Allah’ın selamı bizim ve salih kulların üzerine olsun anlamına gelir.

Ayet-i kerimede buyurulur: “….. Evlere girdiğinizde, Allah katından mübarek ve güzel bir selâmlama ile kendinize selâm verin. Düşünesiniz diye Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor.” (Nisa 61)

Bu âyetin sonunda ise bir kimsenin kendi evine, bir rivayete göre de mescide girdiğinde nasıl davranacağı anlatılmaktadır. Buna göre eve veya mescide girildiği zaman orada bulunanlara selâm verilecektir. Lâfzen “Kendinize selâm verin” anlamına gelen cümleden kastedilen budur. Bir yoruma göre ise evde kimse yoksa şahıs kendine selâm verecektir.
(Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 99-101)

Genel olarak selâm verilmemesi gereken birtakım durumlar vardır ki bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Tuvalette olanlara.
  • Günah işlemekte olan kimseye.
  • Abdest alma, namaz kılma ve Kur’an okuma esnasında da selâmlaşmak uygun değildir.
  • Öğrendiklerimiz:
  • Müslümanların birbirlerini sevmesi imanlarının bir gereğidir. Sevginin en önemli belirtisi ise selamı aralarında yaymalarıdır.
  • Selam Müslümanların birbirlerini tanımalarına ve güven duymalarına vesile olur. Müslüman’ın Müslüman’a yaptığı duadır selam.
  • Selamı kısa veren ve alan az, uzun veren ve alan da daha çok sevap kazanır.
  • Selam Müslümanlar arasında unutulmamalı ve ihmal edilmemelidir. Başka sözcükler selamın yerine geçirilmemelidir.
  • Eve girildiğinde de aile fertlerine selam vermeyi ihmal etmemek gerekir. Aile yoksa evde, yine de selam verilmelidir.

Abdülkerim Temizcan/ İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Hadis olmadan İslam anlaşılmaz…

İslam’ın ikinci (hatta bazı âlimlere göre Kitap’la beraber birinci) asli kaynağı Sunnet’tir. Allah Resulü sallellahu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir