Anne yüreğidir, kırılır….

Dostlar, etrafınıza şöyle bir bakın; nerede yaşlı bir anne veya baba görseniz büyük bir çoğunluğu boynu bükük bir durumda… Erkekler vefat eden eşlerinden sonra yuvasız kuşlar gibi oradan oraya dolaşıp dururlar. Kadınlar ise erkeklere benzemez, onlar kapı kapı gezmek istemezler; fakat evlatları onları kapı kapı gezdirirler.

Zavallı analar gittikleri evlerde hiç kimse tarafından sevilmez, konuştukları zaman da kendi büyüttüğü evlatları tarafından tenkit edilirler. Her şeye rağmen analar yine de uyumludurlar, söylenilenleri duymadan yaşamaya çalışırlar. Tabir yerindeyse dilsiz, kulaksız, sanki bu dünyadan hiç haberleri yokmuş gibi davranırlar. Çünkü ağızlarını her açtıklarında çatık kaşlı bakışlarla karşılaşırlar. Peki, istisnalar yok mudur? Elbette vardır, ama bizim gibi çok gezenler bile örneğine az rastladığına göre varın gerisini siz düşünün.

Camilerin etrafları dâhil olmak üzere birçok yerde yaşlılara karşı yapıldığını gördüğüm olumsuz davranışlar nedeniyle bu yazıyı yazmak istedim. Camiye namaz kılmaya gelen bir amcanın yakınları tarafından çocuk gibi azarlandığına şahit oldum. Yine bir hastanede tedavi olmaya gelen yaşlı bir kadın görmüştüm. Kadıncağız hastalanmış, oğlu güya merhamet edip onu hastaneye getirmiş, keşke getirmez olaymış; çünkü adım başı annesine kızıyor, ona hakaretler ediyordu.

Nice insan ellerindeki bu cennetin kıymetini bilmiyor. Hacca, umreye gidiyor, oruç tutuyor, teravih kılıyor, beş vaktin yanına beş daha katarak namaz kılıyor; fakat iş, evdeki anne-babaya gelince sınıfta kalıyorlar. Sınıfta kalsalar daha iyi, çünkü sınıfta kalan gelecek yıl çalışır, sınıfını geçer; bu insanlar ayağının altında cennet olan anaya hakaret ederek cenneti cehenneme çevirmiş oluyorlar.

Hacdaki teyzenin anlattıkları

2008 yılında hacca gitmiştim. Bizim Türkler genelde müezzinliklerin altında buluştukları için ara sıra ben de oraya gidiyordum. Tavaftan çıkmıştım, moralim son derece iyiydi. Bu sırada genç birisinin yaşlı bir insanı hiç de hoş olmayan sözlerle azarladığını gördüm. Genç; “Sana her zaman burada bekle demedim mi? Sen ne laf anlamaz insansın!” gibi hiç de hoş olmayan cümleler kullanıyordu.

“Acaba karışıp bir şeyler söylemeli miyim, yoksa bana karşı da ters bir davranış yapar mı?” diye düşündüm ve belki bir faydası olur düşüncesiyle söze karıştım: “Hacı kardeşim, anladığım kadarıyla bu teyze sizin bir yakınınız. Biz de her zaman hatalar yapıyoruz. Bu teyze de yaşlı bir insan, bu güzel yerde teyzeyi fazla incitmemelisin.”

Hacı arkadaş bana ters ters baktı ve bir şey söylemeden döndü. Teyzeye de: “Ben tavafa gidiyorum sakın buradan ayrılma!” emrini verdi, yanımızdan ayrıldı. O zavallı kadın bana doğru döndü:

“Siz hoca mısınız? Ne olur şu hocalara söyleyin de haccın görevlerinden çok anne-baba haklarını şu insanlara anlatsınlar. Hacca geldim ama neredeyse geldiğime pişman olacağım. Ben şu gördüğün insanın annesiyim. Yıllardır beni evine almıyor, ‘senin kokundan evde durulmuyor’ diyerek. Bu sene yalvardım:

‘Ne olur ölmeden önce bir kere Kâbe’yi bana gösterin. Sizin paranızı da vereyim, keşke beni oralara bir defa götürün’ dedim. Güya evlatlarımın en iyisi beni buraya, hacca getirdi. Ama inan ki çok perişan oldum; otelde, otobüste, yemekte, her yerde çocuklarını azarlar gibi beni azarlıyor. Senin yaşın şimdi genç, hele bir yaşlan da gör…

‘Her kışın sonunda bir bahar vardır’ derler, ama ihtiyarlık kışının sonunda bahar yok. Allah celle celaluh kimseyi evlatlarının eline düşürmesin. Karnımda taşıdığımın sözleri gönlüme ok gibi giriyor. ‘Beddua edeyim’ diyorum, anneyim dayanamıyorum; ama ne yalan söyleyeyim dua da etmiyorum. Allah’ın benim hakkımı onlara soracağını biliyorum ama ben şu yaşlı halimle bu güzel mekânda rahatlıkla ibadet yapamadıktan sonra neye yarar?

Acaba nerede hata yaptım? Rahmetli eşim dürüst bir insandı, evimize haram lokma sokmadı, bu çocuklar nasıl böyle oldular bir türlü anlayamıyorum? Şu gördüğün oğlum cahil de değil… Bütün çocuklarımı okuttum, hepsi de üniversite mezunu… Hepsinin işi-gücü var, ama bunların yanında benim gibi de yaramaz bir anneleri var, onların huzurunu ben kaçırıyorum. Allah celle celaluh senden razı olsun sen dinledin, ben de anlattıkça rahatladım.”

Teskin ettim

Teyzeyi teskin etmeye çalıştım: “Dünyanın en zor imtihanı evlat imtihanıdır, inşallah siz de biz de imtihanı kazananlardan oluruz. Sabredin diyeceğim ama söylemesi kolay da yapması zordur. Siz yine de sabırla, namazla Allah celle celaluh’tan yardım isteyin.”

Teyzenin yanından ayrıldığımda, moralim de bozulmuştu. Yer Mekke… Karşımızda Kâbe… Ağlayan bir anne… Ağlatan bir evlat… Gel de üzülme. Zavallı kadını memleketlerinde “idrarını tutamıyorsun, kokuyorsun” diye evlerine almıyorlarmış. Siz siz olun kimseyi kınamayın.

Ben de kendi çocuklarımı düşündüm. Küçüklüklerinde annelerinin bazen gecede üç-beş defa kalktığı oluyordu, her defasında onları koklaya koklaya altlarını temizliyordu. Sen onun ıslanmış bezini altından alırken onu koklayacaksın, o ise büyüyünce “kokuyorsun” diyerek seni dışarı atacak… Buna akıl sır erdirmek mümkün mü?

O sıcak-soğuk demeden hem de çamaşır makinesinde değil bazen dere kenarında, bazen köyün cümle çeşmesinde senin elbiselerini günde iki defa yıkayacak; sen ise şimdi ona böyle davranacaksın. “Neden bu tür yürek acısı olaylar yaşanıyor?” diye sorarsanız, derim ki: “Annenin-babanın hizmetinde olmanın ibadet olduğu, hem de en büyük ibadet olduğu bilinmediğinden…”

Anne babaya hürmet

Anne-babaya hizmet etmenin Allah yolunda cihattan daha önemli bir ibadet olduğu bilinmiş olsaydı, herhalde bu olaylar yaşanmazdı. Birisi size; “İnsan neden anne-babasına hizmet etmelidir?” diye bir soru sorsa ne cevap verirdiniz?

Allah aşkına bu yazının devamını okumadan düşünün bir kere; bakalım ne cevap vereceksiniz? Lütfen beş dakika düşünün ondan sonra şu yazdıklarımızı okuyun. Bu soruya karşı şu cevabı vererek güldüğünüzü tahmin ediyorum:

“Hiç böyle soru olur mu, bu kadar kolay bir soruya kim cevap veremez ki? Anneye niçin hizmet edeceğimizi düşünmeye gerek var mı ki? Tabi ki hizmet edeceğiz. O dokuz ay bizi karnında taşıdı, acı sancılarla doğurdu, bizi emzirdi, daha neler neler…”

Eğer cevabınız bu ise yanıldınız, bunlar için anneye hizmet edilmez. “Anneler Günü” diye aldatmaca bir gün var ya o gün gidip annenize bir çiçek alır, ona bir elbise hediye edersiniz olur gider. “İnsan babasına niçin hizmet etmelidir?” diye sorulursa, sanırım bu soruya karşı da şu cevabı verirsiniz:

“Hepimizin babası gece-gündüz, sıcak-soğuk, yaz-kış demeyip bizim okumamız için, vakti gelince bizi evlendirmek için ne çileler çekti… Öyle bir insana hizmet edilmez mi?”

Bu soruya karşı vermiş olduğunuz cevabınız böyle ise bence yine yanıldınız. Eğer bu saydıklarınızdan dolayı babanıza iyi davranacaksanız yine demin dediğim gibi “Babalar Günü” denilen aldatmaca günde gidip bir takım elbise alarak onun gönlünü hoş edebilirsiniz. Tabi biraz latife katarak söylediğimi anlamışsınızdır.

Şu ayetleri hatırlayalım

“Peki, nasıl cevap vermemiz lazım?” diye sorarsanız ben bu noktada Allah celle celaluh’un kitabına başvurmamız gerektiğini söyleyeceğim. Oruç, hac, zekât, namaz ve diğer ibadetler nasıl Allah’ın emri ise ve onları yapmayanlar nasıl günahkâr insan oluyorlarsa, anne-babaya itaat etmek, onlara hizmet ederek güzel davranmak, onlarla güzel konuşmak ve onları incitmemek de aynen Allah’ın emridir, bir ibadettir; hatta saydığım ibadetlerden daha üstte, daha öncelikli bir ibadettir.

Biliyorum insan bakımı kolay değildir; ama biz de insanız, “Acaba bizim yaşlılığımız nasıl olacak?” diye düşünmeyi unutmayalım. Bu yazı vesilesi ile İsra Sûresi 23 ve 24 ile Lokman Sûresi 14 ve 15 âyetlerin meâllerini gözden geçirelim, hatta bu âyetleri bir levha yapıp evimize, işyerimize asalım, sevdiklerimize hediye edelim.

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘Of!’ bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!’ diyerek dua et.” (İsra Sûresi, 23, 24.)

“Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü annesi onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) ‘önce bana, sonra da anne-babana şükret’ diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.” (Lokman Sûresi, 14,15.)

Bir tefsirden bakalım

İsterseniz “keşke 15 yaşımda okusaydım” diyeceğiniz Ahkâf Sûresi, 15. ve 16. âyetin meâlini ve tefsirini okuyalım, bundan sonra bakalım nasıl değişeceğiz. Eğer bizim de bu tür hatalarımız olmuşsa hemen tevbeye sarılalım.

“Biz o insana anne babasına güzel davranmayı tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına ulaşıp kırk yaşına girdiği zaman: ‘Ey Rabbim, beni öyle yönlendir ki, bana ve anama babama verdiğin nimetine şükredeyim ve hoşnut olacağın iyi bir iş yapayım. Soyumdan gelenleri de benim için (salih)iyi kimseler eyle. Çünkü ben, gerçekten tevbe ile sana yüz tuttum ve ben gerçek Müslümanlardanım’ der. İşte yaptıklarının en güzelini kendilerinden kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu onlara vaat edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.” (Ahkâf Sûresi, 15,16)

Çoğunlukla anne-babaya iyi davranma tavsiyesi Kur’an-ı Kerim’de Allah inancından söz edilirken varit olmakta veya onunla birlikte gelmektedir. Çünkü anne-babalık ve evlatlık duygusu ehemmiyet ve kuvvet bakımından iman bağından hemen sonra gelir ve imandan sonra saygı duyulup korunması gereken en önemli duygudur. Allah’a imanla anne ve babaya saygının yan yana getirilmesi iki şeye delalet eder.

Birincisi, yukarıda bahsettiğimiz husus. İkincisi de iman bağının ilk ve birinci bağ olup ardından en kuvvetli bağ olarak kan bağının gelmesi hususudur.

İnsan olmak

Âyette geçen “Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir…” ifadesindeki tavsiye insan cinsine ait olan bir tavsiyedir. Bu tavsiyeyi yerine getirmek için insanın insanlığından başka hiçbir sıfatının olması gerekmemektedir. Bu tavsiye her türlü kayıt ve şarttan uzak olarak mutlak manada iyi davranma hususundadır. Anne ve babalık vasfı bizatihi başka sıfatlara ihtiyaç bırakmaksızın iyi davranmayı gerektirir. Bu tavsiye insanın Yaratıcısından gelmektedir ve sadece insanoğluna mahsustur. Kuşlar, haşereler ve benzeri hayvanlarda büyüklere karşı saygı mükellefiyeti yoktur; yalnız bu yaratıkların bazı cinslerinin de kendilerinden büyüklere karşı saygı gösterdikleri görülmüştür.

Anne ve babanın evladına karşı iyi davranma emri ise çok nadir olarak ve belli şartlar altında varit olur. Bunun sebebi de anne-babanın zaten fıtratında yer etmiş olan anne-babalık duygusunun çocuklarını koruması için yeterli olması ve başka hiçbir faktöre ihtiyaç hissettirmeksizin doğrudan içgüdü halinde bu duyguya sahip olunmasıdır. Çoğu kere anne ve babalık içgüdüsü tereddütsüz, karşılıksız, teşekkür ve saygı beklemeden kendisini ölümün kucağına atacak kadar hayret verici mükemmellikte fedakârlık örneklerine ulaşır.

“Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşıması ve sütten kesilmesi otuz aydır.” Bu âyetin kelimelerinin çıkardığı sesler dahi annelerin zahmetini, çabasını ve yorgunluğunu canlı olarak ortaya koymaktadır. Genekolojinin gelişmesiyle artık anlaşılmaktadır ki annelerin hamilelik halindeki fedakârlıkları son derece büyük ve son derece duygulandırıcı bir yüceliğe sahiptir.

Bunun ardından emzirme ve büyütme merhalesi gelir ki; anne, etinin ve iliğinin özünü süt halinde yavrusuna emzirir. Hiçbir zaman usanmaz, bıkmaz, bu yeni doğan yavrunun işkenceleri onu rahatsız etmez. İnsanoğlu ne yaparsa yapsın bu fedakârlığın bedelini ödeyemez; çünkü o, ancak çok az ve değersiz şeyler yapabilir.

Annesini omzunda tavaf ettiren birisi, Peygamber Efendimiz’e soruyor: “Hakkını ödedim mi acaba?” Allah’ın Resulü ise şöyle cevap veriyor: “Hayır, bir tek soluğun hakkını dahi ödeyemedin.”

Salih amel

“Rabbim, bana ve anne-babama verdiğin nimete şükretmemi temin et.” Rabbinin verdiği nimetin değerini bilen kalbin duası budur. Bu kalp kendisini ve kendinden önce geçen anne ve babasını sonsuz nimetlere gark eden Rabbi karşısında duygularını böyle ifade eder.

“Ve hoşnut olacağın salih amel işlememi…” Ve bir başka dua daha… “Bana verdiğin gibi soyuma da salah ver…”

Üçüncü isteği de bu. Mümin gönüller, kendilerinin ifa ettikleri salih ameli soyundan gelenlerin de yapmasını isterler. Salih bir kulun en büyük emeli salih bir nesil yetiştirmektir; çünkü yeryüzünün en büyük hazinesi budur. Anne ve babalardan çocuklara doğru uzanan bu dua art arda gelen nesillerin Allah’a itaat etmesi gayesini sağlar.

Rabbim gönlümüze merhamet versin ki, her anımızı imtihan olduğumuz şuuru ile yaşayalım. Allah bizleri kimsenin bakımına muhtaç etmesin! (Bu âyetin açıklamasında Seyyid Kutub’un Fizilal’il Kur’an Tefsiri’nden faydalanılmıştır)

Geylani Akan/ İrfanDunyamiz.com

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Bu da size düğün hediyem olsun…

Allah’ın affetmeyeceği tek günah şirkten sonra kul hakkıdır. Kul hakkı yiyen insan o kulla helalleşmediği …

Bir yorum

  1. Allah razı olsun hocam. Çok güzel ifade etmişsiniz. Duacıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.