İnsanın basireti neden bağlanır?

“Akıl tutulması” kavramı, “Güneş tutulması” ve “Ay tutulması” olaylarından ilham alınarak inşa edilmiş bir kavramdır. Güneş tutulması olayında, dünya ile güneş arasına ay girdiği için bizler, güneşten gelen aydınlıktan, ışıktan mahrum kalırız. Güneş tutulunca, dünyamıza karanlık çöker. Aynı durum Ay tutulmasında da kendini gösterir. Bu kez, dünyamız Ay ile Güneş arasına girince, Ay’ın üzerine karanlık çöker ve Ay, Güneş’ten gelen ışıktan mahrum kalır. Böylece “Ay tutulması” gerçekleşmiş olur. Bu her iki tutulmada da güneş ışığına mâni olunmaktadır.

Bundan yola çıkarak, “Akıl tutulması” dediğimiz şeyin nasıl gerçekleştiğini analiz edelim. Zaman zaman günlük tartışmalarda birilerini suçlarken, “akılsız” ya da “basiretsiz” kavramlarını kullanırız. “Akılsız” dediğimiz kişi, aslında aklı olmayan kişi demek değildir. Aklı vardır ancak, aklını kullanmamaktadır. Aklı çalıştıran fonksiyonlar, işletilmemektedir. Görmek istediğimiz, değerlendirmek istediğimiz olay ya da olgu ile Akıl arasında bir engel bir mania vardır ki, gerçekçi düşünemiyor ve akıllıca yaklaşamıyoruz. Buna biz “akıl tutulması” diyoruz.

Aklın gıdası nedir?

“Akıl tutulması” aklın fonksiyonel olmaması, gerçekçi düşünmemesi demektir. Akıl ile aklı besleyen gıda arasına bir engel koyar ve onu besininden, gıdasından mahrum bırakırsanız, akıl fonksiyonelliğini yitirir ve böylece “Akıl tutulması” gerçekleşmiş olur.

Midenin gıdası nasıl ki yeme ve içme ise, aklın gıdası da ilim ve hikmettir. Akıl ile ilim ve hikmet arasına girip, aklı fonksiyonel olmaktan çıkarıp, akıl tutulmasına sebep olan parametreler nelerdir? Bunlar hiç kuşkusuz; sembolü taş olan kibir ve gurur ile ruhumuzu zehirleyen haset, kıskançlık ve nefret gibi duygulardır. Bu duygular, akıl ile ilim ve hikmet arasına girince, aklın üzerine bir karanlık çöker ve tıpkı güneş tutulmasında olduğu gibi akıl tutulması gerçekleşmiş olur.

Akıl, gıdası olan ilim ve hikmetten yoksun kalınca fonksiyonelliğini yitirir. İlimden kastımız,” İlmel Yakin”, “Aynel Yakin” ve “Hakkal Yakin” mertebesindeki ilimdir. Bu ilim; araştıran, soruşturan, sorgulayan, inceleyen, analiz eden, tetkik eden, tahkik eden bir karaktere sahiptir.  İlim ve hikmetten yoksun kalan bir akıl, özne değil nesne olur. Nesne durumundaki bir akıl; başkalarının gölgesi, analiz yeteneğinden yoksun, sorgulayıcı ve araştırıcı mantığı devre dışı bırakan, işlevsiz bir akıldır. Öyle bir akıl, “yok” hükmündedir.

Basiret bağlanması

Medeniyetimiz, kalp medeniyetidir. “Kalpten kalbe yol vardır” demişler. “Kalp gözü”nden söz edilir. Çıplak gözle görebilmek için, ışığa ihtiyaç vardır. Işık ile göz arasına bir engel koyarsanız, görme fonksiyonu işlevsiz hale geldiği için, görme eylemi gerçekleşmez. Ayni şekilde “kalp gözü” işlevsiz olunca, “basiret bağlanması” dediğimiz durum ortaya çıkar.

Basireti bağlanan kişi, gerçekleri göremez, hissedemez ve yanlış kararlar verme ihtimali ağır basar. Basiretin bağlanması, basiretin tutulması şeklinde de düşünülebilir. Bu durumda da Basiret dediğimiz “kalp gözü” ile gerçeği görme, hissetme arasına bir engel, bir mania girmektedir ve basiretimiz bağlanmakta ya da tutulmaktadır ki, gerçeği göremiyor ve hislerimiz köreliyor.

Basiretimizi bağlayan ve hislerimizi dumura uğratan bu engeller, kanaatimce aşırı sevgi ve/veya aşırı nefret ile haset gibi duygulardır. Bir insan aşırı derecede sevildiğinde, onun hiçbir hatası görülmez. Aksine, bir insan aşırı derecede nefret edildiğinde de onun hiçbir iyiliği görülmez. Onun için, aşırı uçlarda gezmek her zaman tehlikelidir. “Orta yol= Vasat yol” en ideal yoldur. Hayatımızı, orta yol üzerine inşa etmek geleceğimiz açısından son derece önemlidir.

Selim akıl

Selim bir akıl ve kalp gözü açık bir basiretle hayatı inşa etmek, hayata bir anlam ve katma değer katar. Sezai Karakoç’un dediği gibi; “Geceye yenilmeyen her kişiye ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır. Bu ödülün farkında olmak, farkın farkına varmak bir meziyet ve düşünen insanlar için bir ayrıcalıktır.

Bir düşünür der ki: “Bir insanın okuduğu her şeyi hafızasında tutmasını beklemek, yediği her şeyi midesinde tutmasını istemekten farksızdır. Yediği şey bedenini, okuduğu şey ise zihnini beslemiştir. Nasıl ki, beden kendisine benzeyeni ve ihtiyaç duyduğunu hazmederse, beyin de kendisine uyan ve ilgisini çekeni tutacaktır. Düşünce sistemiyle örtüşenleri ve bir işine yarayanları alıkoyacaktır.”.

Midemizin ihtiyaç duyduğu besinleri seçme konusunda gösterdiğimiz gayretin birkaç katını, beynimizin, kalbimizin ve ruhumuzun ihtiyaç duyduğu besinler konusunda göstermek durumundayız. Çünkü bizi biz yapan temel değerler buralarda oluşur. Beynin, kalbin ve ruhun zihinsel fonksiyonlarının gereksinim duyduğu gıdaları yeterince verirsek geleceği inşa etme noktasında daha emin adımlarla yürümüş oluruz.

Prof. Dr. Şemsettin Dursun/ İrfanDunyamiz.com

Şahsiyet Gelişimi↗

Müslümanca hassasiyetlerle yazılmış kişisel gelişim yazıları okumak için tıklayın.

Adab-ı Muaşeret

Sosyal hayattaki edep ve görgü kurallarına dair yazıları okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Hac bir arınmadır…

Yine dönüp dolaşıp geldi hamdolsun! Bir ömür gibi… Gidince geliyor tekrar ömrü olanlara… Bir Hacc …

2 Yorumlar

  1. Abdullah GÜNDÜZ

    Üstadım elinize ve kaleminize sağlık. Rabbim basiretli olmayı, basiret üzere yürümeyi, yaşamayı nasip etsin.
    ‘O hâlde, ey Peygamber, onlara de ki: “İşte benim yolum budur; ben ve benim izimden gidenler, öyle körü körüne ve bilgisizce değil; Kur’an ve Sünnetin ışığında; apaçık delillere dayanarak, yani tam bir basiret üzere insanlığı Allah’ın yoluna çağırıyoruz….’ Yûsuf 108…

  2. İsmail Hakkı TANYILDIZI

    Günümüz insanlarının tamda yaşadığı bir durumun özeti Hocam. Maalesef Filistin’de olanlar insanlık adına bir akıl tutulmasıdır. Basiret bağlanmasıdır. Rabbim tez zamanda kurtulmayı nasip eylesin. Allah razı olsun. Emeğinize sağlık HOCAM.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.