
Nefis dünyayı ister, gönül ise Allah’ı arzular. Gönlünü Allah Teâlâ’ya verebilmişsen, bu, dünyadaki en büyük başarıdır. Allah’a gönül vermek, anlatılması güç bir manadır. O gönül ki kalbin içinde ama daha derinindedir. Nasıl bedenin ruhu varsa, kalbin de gönlü vardır. İç ve dış gibidir. Onun için kalp ve gönül çoğu zaman aynı anlamda kullanılır.
Kardeşlerim ara sıra Ra’d suresini okumanızı tavsiye ederim. Hatta bu sureyi evlatlarıyla imtihan olan anne babalara okumaları tavsiye edilir. Kur’an’ın her bir suresi ayrı bir dünyadır, ayrı bir alemdir. Kur’an’da 114 sure vardır ki onların her birisi ile tanışmayı Rabbim bizlere nasip eylesin. Bu sureyi okurken de bir huzur verir insana…
Kalbin itminanı
İşte bu surede Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onlar, iman eden ve kalpleri de dâimâ Allah’ı hatırlayıp anmakla mutmain olup huzura eren kimselerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ı hatırlayıp anmakla huzura erer.” (Ra’d, 28) Ne demek mutmain olmak? İtminan duymak, yani tatmin olmak, huzur bulmak, yatışmak demek.
İşte gönüller ancak zikirle huzura erer. Bu derin bir manadır. Allah’a gönül verip gayrısına bakmayanların âlemidir. Zuhuratlar bununla anlaşılır. Hikmet denen mana ancak bununla ortaya çıkar. Kendini bilen insan ancak bu hakikati kavrayabilir. Kendini bilmeyen huzuru Allah’tan gayrısında arar. Asıl ilim de zaten kendini bilmektir. Ne güzel söylemiş bizim Yunus:
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsin,
Bu nice okumaktır?
Yunus Emre der hoca,
Gerekse var bin hacca,
Hepisinden eyice,
Bir gönüle girmektir.
Allah dostları
Allah dostlarının hali bu değil midir kardeşlerim? Bu manaları kavramak için gönül kasemizi Allah dostlarının pınarlarından doldurmamız lazım. Kabımızı onların musluklarının altına koyarsak, orada dolar ve bu manalar onlardan bize geçer. Yine Yunusumuz ne güzel söylemiş: “Çeşmelerden bardağın doldurmadan kor isen,/ Bin yıl orda durursa kendi dolası değil.”
Allah dostlarını sevdiğin zaman, Allah için sevilirsin, Allah için yönlendirilirsin. O gönüllerden istifade ettikçe, Allah için yaşarsın. Dünyayı atar, nefsi alt eder, derecelerini geçer nefsi mutmainne ve nefs-i kâmileye ulaşırsın. Asıl olan da budur. Yani insan-ı kâmil olmak. Çaba bunun için olmalıdır. Yoksa yaşamanın ne anlamı vardır?
Gerçi insanı çektiği sıkıntılar ve imtihanlar da terbiye eder ama insan Allah dostlarına muhabbet ile de bir kıvama gelir. O Allah dostlarını sevince bizim gönül alemimiz dolar taşar Allah ve Resulünün aşkıyla… O zaman Kur’an’a ve Sünnet’e sarılır. İbadetlerine önem verir, sünnetlere karşı da ayrı bir hassas olur. Artık o kimse iyiliklerin insanı olur.
Fakir, yetim, öksüz, garip ya da çeşitli afetlerde perişan olmuş kullara yardım eder. Yaralı gönülleri onarmaya çalışır, gönüllere iman ve Kur’an fidanları diker. O fidan bir gün ağaç olur, meyveler verir. Cömertlik ne kadar güzel bir haslettir. İsar ise adeta iyilikte yok olmaktır ki, bunu başarabilen kullar sanki kâmil olanlardır. İşte bu kemale Efendimizi sevmekle ulaşır insan.
İmanın kemali
Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem ashabını bu muvacehede yetiştirmişlerdir. Onu sevenler, onun yaptıklarına yani sünnetine yapışanlardır. Sünnet bize Kur’an’ın nasıl yaşanılacağını öğretir. O gönüllerine girmeye çalıştığımız Allah dostları da zaten onun sünnetine yapışarak, onu kendi nefislerinden çok severek gönül ehli olmuşlardır.
Ömer bin Hattab’ı Hazreti Ömer yapan da onu kendi nefsinden çok sevmesidir. Bir gün Hazreti Ömer radıyallahu anh; “Ey Allah’ın Resulü! Sen bana, nefsim hariç her şeyden daha fazla sevimlisin” deyince Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem; “Hayır ya Ömer! Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki; sen, beni nefsinden de daha fazla sevmedikçe gerçek iman etmiş olamazsın” buyururlar.
Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’in o kimya nazarları bir anda Hazreti Ömer radıyallahu anh’ın gözlerine yaş hücum ettirmiş ve: “Vallahi şimdi sen bana nefsimden de daha sevimlisin ya Resulallah” diye cevap verince, Peygamber Efendimiz; “Şimdi imanın kemale ermiştir ya Ömer” buyurmuştur. (Sahihi Buhârî Muhtasarı ve Tecrîd-i Sarih Tercümesi., I/31, DİB, 1984 Ankara.)
Kardeşlerim hani Peygamber Efendimiz bize bir şey öğretecek ya, Hazreti Ömer radıyallahu anh gibi bir insan bile ona böyle söyleyebiliyor demek ki. İlk önce nefsini hariç tutuyor fakat imanın kemalinin Resulullahı kendi nefsinden bile fazla sevmek olduğunu öğrenince hemen teslim oluyor ve “Artık nefsimden de sevimlisin” diyor. İşte bu da imanın kemalidir.
O halde bizler de her halimizle Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem’e ittiba edeceğiz. Rahmetli Necip Fazıl’ın; “Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!” dediği gibi, sünnete uymayan hiçbir şeyi kabul etmeyeceğiz. Hadisleri yok sayan, sünnetleri küçümseyen kimselerin sözlerine de aldanmayacağız. Ehl-i Sünnet ve cemaat yolunda istikameti bozmadan yolumuza devam edeceğiz…
Rabbim bizlere Resulullah Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’i her şeyden çok severek imanın kemaline ermeyi nasip eylesin. Amin.
Muzaffer Dereli/ İrfanDunyamiz.com
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
- Ey huzuru başka yerde arayanlar…
- Mert insan Muhsin başkan…
- Risale-i Nur medresenin malıdır…
- Yusuf Bahri Efendi’nin bazı talebeleri…
- Senegalli sûfi mücahid Şeyh Ahmedü Bamba…
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!


