Abdest alırken ağıza ve buruna su vermeye gerek yok mu?

“Şimdi nereden çıktı bu konu, başka işin mi yok!” diyebilirsiniz. Fakat mesele sadece abdest meselesi değil esasında; bir bütün olarak İslâm’ı anlama meselesi.

Bir İlahiyatçı tanıdığım “Abdest alırken ağıza ve buruna su veriyorsunuz, sonra da ‘boğazıma su kaçtı, orucum bozuldu mu?’ gibi gereksiz sorular soruyorsunuz. Allah Kur’an’da abdestle ilgili âyette yüzümüzü yıkamamızı emretmiş, ben sadece âyete bakarım, başka şeye bakmak yerine âyetle amel etmeyi tercih ederim, Allah’ın Kitabına göre hareket etmek lazım, abdest alırken ağıza ve buruna su vermeye gerek yok!” meâlinde bir mesaj paylaşmış.

Son zamanlarda “Kur’ân İslâm’ı” söylemi diye adlandırılan anlayışı yansıtan bir mesaj bu. Bu bakış açısı sadece abdest veya diğer ibadetlerle sınırlı değil, birçok konuda karşımıza çıkmaktadır. Bu bakış açısını yansıtan her mesaja açıklama yetiştirmek için ne vaktimiz var ne de gücümüz. Fakat bugün fırsatım varken tazesiyle abdest meselesi üzerinden kısa bir açıklama yapmak istedim.

Alimlerimiz izah etmiş

Kur’an’da abdest ile ilgili âyette Allah: “Ey İman etmiş olanlar! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi yıkayınız, ellerinizi dirseklere kadar yıkayınız, başınızı meshediniz, ayaklarınızı topuklara kadar yıkayınız!” buyurmuştur (Mâide Sûresi 6. âyet).

Bir Müslüman abdest esnasında ağzına burnuna su vermeden sadece yüzünü yıkasa Allah’ın “Yüzünüzü yıkayınız!” emrinden açıkça anlaşılan bu emir yerine getirildiğinden namaz kılmak için yeterlidir. Peki nereden çıktı bu ağıza ve buruna su vermek?

Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem Allah’ın “yüzümüzü yıkama emrini” en iyi şekilde yerine getirmek için bir anlamda yüzün kapsamına girebileceğinden ağzını da yıkamış, burnuna su çekerek onu da yıkamış, sahabesine de öyle yapmalarını tavsiye etmiştir. Yüzü yıkama emri açık ve kesindir, ağızı ve burunu yıkamanın ise yüzü yıkama emrinin kapsamına girdiği açık ve kesin değildir, fakat muhtemeldir.

Onun için geçmiş âlimler, abdest esnasında ağıza ve buruna su vermeksizin sadece yüzün görünen kısmını yıkamayı farz saymışlardır. Bu şekilde yüzünü yıkayan kişinin âyetteki emri yerine getirmiş sayılacağını ve abdest almış olacağını, bu abdest ile namaz kılabileceğini söylemişlerdir. Ağzı ve burnu yıkamayı ise Peygamberimiz’in sünneti saymışlar ve ona uymaya teşvik etmişlerdir. Böylece hem Allah’ın kesin emri ile kesinlik bulunmayan hükümleri birbirinden ayırarak her birinin hakkını teslim etmişler hem Kur’an’daki emre hem de Peygamberimiz’in bu uygulamasına hak ettikleri şekilde değer vermişlerdir.

Kur’an’ı anlarken kraldan fazla kralcı kesilip hem Peygamberimiz’in uygulamasını göz ardı etmekten hem de onun uygulamasına haddinden fazla bağlayıcılık yüklemekten kaçınmışlardır. Peygamber’imizin aldığı gibi abdest almaya çalışarak onun yolundan gitmişlerdir. Hiçbiri ağzı ve burnu yıkamamak gerektiğini söylememiştir. Çünkü böyle söylemek Peygamberimiz’in yolundan ayrılmaktır, bu da Müslümana yakışmaz.

Başın meshedilmesi

Benzer bir durum başın meshedilmesinde de söz konusudur. Başı meshetme emri de kesindir. Peygamberimiz bu emri en iyi şekilde yerine getirmek için başın kapsamına dâhil olabileceğinden kulaklarını da meshetmiştir. Fakat âyette kulaklar açıkça geçmediğinden başın meshedilmesi farz kabul edilmiş ve asgari seviyede abdest almış olmak için yeterli görülmüş, kulakları meshetmek ise Peygamberimiz’in sünneti olarak değerlendirilerek ona bu anlayışla uyulmaya çalışılmıştır.

Müslümanlar olarak biz de Kur’an’ı anlamaya ve uygulama çalışırken Peygamber Efendimiz’in bir âyeti nasıl anlayıp uyguladığını dikkate almalıyız. Kur’an’ı en iyi bilen ve anlayan şüphesiz odur. Peygamber’imizin açıklama ve uygulamalarını dikkate almaksızın doğrudan âyetleri anlamaya kalkmak, onları Peygamberimiz’den daha iyi anladığımızı iddia etmek anlamına gelir ki böyle bir anlayışa sahip olmaktan Allah’a sığınırız. Üstelik bu durum Peygamberimiz’in yolundan ayrılmak demektir.

Allah’ın bize uymamızı, itaat etmemizi ve örnek almamızı emrettiği Peygamber Efendimiz’in yolundan ayrılmakta ise hiçbir hayır yoktur. Böyle bir yaklaşımın ne bize faydası olur ne de Müslümanlara! Onun için bu tür yaklaşımlardan uzak durmalı, Müslümanları Peygamberimiz’in sünnetinden uzaklaştırmak yerine onun sünnetine uymaya davet etmeliyiz. Çünkü ancak Peygamber Efendimiz’e uyarak kurtuluşa ve saadete ereriz. Ne mutlu Peygamber Efendimiz’i örnek alıp ona uyanlara! Vesselâm.

Prof. Dr. Mehmet Ali Yargı/ İrfanDunyamiz.com

İslam İlmihalimiz ↗

Dini sorularınıza güvenilir kaynaklardan cevaplar bulmak için tıklayın.

Kaynak Metinler ↗

İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

İnsanlar gülmesin diye Sünnet’i terk edemem!

“Benim sünnetimi kim canlı tutarsa, beni seviyor demektir. Beni kim severse, cennette benimle beraber olur.” (Hadis-i …

Bir yorum

  1. Hangi namaza
    Kuranda anlatılan namaz ile
    peygamberimizin tarif ettiği namaz
    aynı mı ki abdest aynı olsun.
    Kuran’ın anlattığı namazı da anlatsınlar.
    Başında subhaneke okunacak mı kuranda yoktur.
    Rüku ve secde tesbihleri kuranda yok
    Tahiyyat ve diğer dualar kuranda yok.
    Kuranın anlattığı namaz da bir çeşit duadır diyecek
    olursak bunun için abdeste de gerek olmayabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.