
Hacı Yusuf Bahri Efendi, 11 Nisan 1839’da Ünye’ye bağlı Taflancık Köyü, Tasdaklı Mahallesi’nde dünyaya gelmiştir. Babası takva sahibi ârif bir kişi olarak bölgede imam hatiplik yapan Taslızâde Feyzullah Efendidir. Annesi saliha bir Osmanlı hanımefendisi olan Meryem Hanımdır.
Hanımı Seher Hanım amcası Taslızâde Ali Efendi’nin kızıdır. Seher Hanım, Hacı Yusuf Bahri Efendi’den yirmi üç yıl sonra 1945 yılında vefat etmiştir. Abdullah, Feyzullah, Fahrettin, Mehmet Emin, Tekabiddin ve Ahmet Ziyâüddîn isimlerinde altı oğlu vardır. Ayşe Sıddıka, Fahriye, Safiye, Bahriye olmak üzere dört kız çocuğu vardır. Feyzullah dışındaki diğer oğulları küçük yaşta vefat etmiştir.
Hacı Yusuf Bahri Efendi ilk tahsilini ailesinden ve mahallî mekteplerden aldıktan sonra 11 Ağustos 1274’te Ünye’de bulunan Sadullah Bey Medresesi’ne kayıt oldu. On iki sene müderris Abdullah Efendi’den ders aldı.
Müderris oldu
Süleymaniye, Fatih ve Beyazıd Medreselerinde Hadis, Tefsir, gibi şer’î ilimlerin yanısıra aklî ilimleri de tahsil ederek Şeyhül müderrisin ünvanını aldı. Bu medreselerde eğitim aldığı esnada zamanın büyük âlimi, mütefekkiri, mutasavvıf ve Nakşibendî şeyhi Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî Hazretleri’nden Hadis ve tasavvuf alanında ilim tahsil ederek Orta Karadeniz’e Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirildi.
Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî Hazretleri’nden ders okurken; Yusuf Bahri Efendi, kendi kendine düşünerek; “Bir an önce memlekete gitsem de talebelere öğrendiklerimi ben de öğretsem” der. Hâl ehli olan Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî Hazretleri bunu anlayarak Yusuf Bahri Efendi’ye şöyle der: “Yusuf çok acele etme. Daha öğrenmen gereken derslerin var. Seni memlekette çok talebe bekliyor. Çok talebe okutmak sana nasip olacak, inşaallah.” Hakikaten de ileride çok talebeler okutacaktır.
Tasavvufi yöntem
Gümüşhanevî Dergâhı’nda, kenara çekilip dünyadan uzak kalmak yerine, tam tersine halkın içinde olmak, halka hizmet etmenin Hakk’a hizmet etmek olduğu bilinir. Yusuf Bahri Efendi de tekkeye çekilmek yerine ilimle uğraşmış tasavvuf çalışmalarını medresede devam ettirmiştir.
İlk olarak Ünye’de kendi köyü olan Taflancık Köyü’ne bir medrese açmış, hem ilim çalışmalarını hem de tasavvufî çalışmalarını yürütmüştür. Tasavvufî terbiyeyi sanat olarak kabul etmiş, yüzlerce hatta binlerce talebe yetiştirmiştir. Kadılar, müderrisler, asayiş sağlayan devlet görevlileri, mutasavvıflar, müftüler, imam-hatipler yetiştirmiştir.
Hacı Yusuf Bahri Efendi’nin II. Abdülhamit Hazretleri ile yakınlığı olduğu bilinmektedir. Padişah Hazretleri’nin kendisine bir hırka hediye ettiği, müderrislik mazbatasını kendi eliyle verdiği Şer’î Siciller Arşivi, 2440 nolu dosyada kayıtlıdır. Ünye Büyük Cami’de buluna sakal-ı şerifin II. Abdulhamid Han döneminde Yusuf Bahri Efendi tarafından Ünye’ye kazandırıldığı bilinmektedir.

Vaaz ve nasihat
Yusuf Bahri Efendi, Çamurlu Mahallesi’nde, evinin yakınında Gemicioğlu Sokak’ın ilk köşesinde bir mescid yaptırmıştır. Aynı zamanda dergâh olarak da kullanılan bu mescit, Yusuf Bahri Efendi’nin emekliliğinden sonra ziyarete gelenler tarafından kabul edilen misafirhaneydi. Bu mescitte “hatm-i hâce” yapılır, Kur’an tilavet edilirdi.
Mahalle sakinleri bu mescitte namazlarını kılar, Yusuf Bahri Efendi’nin sohbetini, vaaz ve nasihatlerini dinler, dualarını alırlardı.1 Çevrede etkisi büyüktü. Trabzon valisi, Samsun sancaktarı, miralaylar, diğer devlet erkânı ziyaretine gelirler, bu dergâhta onları karşılar ve misafir ederdi.2
Diğer zamanlarda da yine Sadullah Bey Medresesi’ndeki odasında olurdu. Medresedeki eğitimini emekli olduğu hâlde yine bırakmadı. Medresenin dershanesine gelip ders anlatır ve kendi odasına geçerdi. Diğer müderrisler Hocaefendi’nin anlattığı dersleri tekrar ederlerdi.3
Bir hatıra
Çatak Köyü’nden Mustafa Karagöz şöyle bir hatıra naklediyor. Ev işlerini yapan yardımcısını bir gün değirmene gönderen Yusuf Bahri Efendi, değirmenden erken gelen yardımcısına neden erken geldiklerini sorar. Onlar da “Bizi tanıdılar, Hocaefendi’nin mısırı bizden önce öğütülsün diye sıralarını bize verdiler” der.
Yusuf Bahri Efendi de “Bu bir rüşvettir. Bu unu bahçeye açtığınız bir çukura koyup üzerini kapatın” deyince onlar da Yusuf Bahri Efendi’nin dediklerini yerine getirirler. Daha sonra hocalarının bu davranışının ne manaya geldiğini merak eden bazı talebeleri çukuru açıp içine bakarlar ve mide bulandırıcı çirkin bir manzarayla karşılaşırlar.
Merhametli ve şefkatli
Hacı Yusuf Bahri Efendi, bir baba olarak evde çocuklarına karşı çok merhametli ve şefkatliydi. Çocuklarına hitap ederken isimlerinin sonuna “efendi” ekler, eve geldiğinde çocuklarına ve aile halkına selam verirdi. Beşikte bir çocuk ağlasa ona ilahiler ve dualar okur, onu öyle sustururdu. Sokakta oynayan çocuklar onu gördüklerinde oyunu bırakıp ona saygı gösterirlerdi. Küçük çocukları çok severdi. Onlara “mübarek can” diye hitap ederdi.
Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem torunları Hasan ve Hüseyin’in Ebu Cehil’in çocuklarının deveyle gezmelerine özendikleri için sırtında gezdirdiğini anlatır, bu sünneti yaşamak için de kendi torunlarını sırtında gezdirirdi. Talebelerine karşı da gayet şefkatliydi. Onları incitmezdi. Talebeleri de ona karşı çok saygılıydılar.
Evinden medresesine giderken, yolunun üzerinde bulunan Kazancılar Arastası’ndan geçerken, çoğunluğu Rumlar olan bakırcı ustaları, çalışmalarını bırakıp ayakta Hocaefendi’nin gelmesini beklerler, selamını alırlardı. Hocaefendi de onların tek tek hatırını sorardı.
Himayesinde yetim bir talebesi vardı. Bu talebesi Ramazan ayında iftar yemeklerine gecikse; bu yetimi bekler, orucunu onunla beraber açardı.
Mehmet Karayalman/ İrfanDunyamiz.com

DİPNOTLAR
1 Hacı Yusuf Bahri Efendi’nin Talebesi Molla Kamil Altun Efendi.
2 Kızı Makbule Hanım ile Röpörtaj Dr. Mahmut Tokaç.
3 Hacı Yusuf Bahri Efendi’nin Talebesi Molla Kamil Altun Efendi.
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.