
SORU: Hamile veya emziren kadın Ramazan’da oruç tutmalı mı? Bu konuda Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem dönemindeki uygulama nasıldı? Konu, fıkıh mezheplerinin görüşleri ışığında nasıl izah edilebilir?
CEVAP: Bu konu kaynaklarda, Resûlullah sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında “hamileler oruç tutar mıydı?” şeklinde tarihî bir anlatım olarak değil, hadise dayalı ruhsat çerçevesinde ele alınmaktadır.
KONUYLA İLGİLİ BAZI HADİSLER
“Şüphesiz Allah Teâlâ yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır. Hamile ve emziren kadından da orucu kaldırmıştır.” (Tirmizî, Savm, 21). Bu hadis, hamile ve emziren kadınlara oruç tutmama ruhsatı verildiğini göstermektedir. Kaldırma ifadesi, zarar ihtimali bulunduğunda kolaylaştırma anlamında yorumlanmıştır.
İbn Abbas şöyle demiştir: “Hamile ve emziren kadına, çocukları için korkmaları hâlinde oruç tutmama ruhsatı verilmiştir.” (İbn Mâce, Sıyâm, 50). Bu hadiste ruhsatın şartı olarak korku zikredilmiştir. Bu da orucun terkini zarar ihtimaline bağlayan bir delildir.
Ayrıca aşağıdaki hadisler de gebelik, emzirme ve hastalık gibi durumlarda verilen ruhsat ve kolaylıkların kullanılabileceğini ifade etmektedir: “Allah, ruhsatlarının da emirleri gibi uygulanmasını sever.” (Ahmed b. Hanbel)
“Zarar vermek de yoktur, zararla karşılık vermek de yoktur.” (İbn Mâce, Ahkâm, 17) hadisi de bu konuda zikredilebilir. Hamilelikte oruç tutmanın anneye veya bebeğe zarar verme ihtimali varsa, bu temel prensip ruhsatı desteklemektedir.
“Allah ümmetimden hata, unutma ve zorlandıkları şeyleri kaldırmıştır.” (İbn Mâce, Talâk, 16) hadişi de dikkate alındığında, zorlayıcı sağlık riskleri de bu genel kolaylık prensibi içinde değerlendirilmektedir.
KONUYLA İLGİLİ MEZHEPLERİN FIKHİ GÖRÜŞLERİ
Hanefî Mezhebi
Hanefîler, bu hususta Resûlullah Sallallahu ‘aleyhi ve Sellem Efendimiz döneminde hamile ve emzikli kadınlar ile ilgili rivayet edilen “Hamile ve emziren kadından da orucu kaldırmıştır.”” meâlindeki hadise istinaden, onların oruçta ruhsat sahibi olduklarını kabul etmişlerdir. Bu ruhsat, mutlak bir düşürme değil; tehir (kaza) ruhsatıdır.
Kâsânî, Bedâʾiʿu’s-sanâʾiʿde şöyle der: “Hamile yahut emzikli kadın, kendi nefsine veya çocuğuna zarar gelmesinden korkarsa orucunu bozar ve tutamadığı günleri kaza eder. Üzerine fidye gerekmez.” (Kâsânî, Alâeddîn Ebû Bekr b. Mesʿûd. Bedâʾiʿu’s-sanâʾiʿ fî tertîbi’ş-şerâʾiʿ. 7 cilt. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, 1986).
Hanefî mezhebinde esas olan Ramazan orucunun eda edilmesidir. Ancak annenin kendi sağlığı veya çocuğun hayat ve gelişimi açısından zarar korkusu mevcutsa ruhsat sabit olur. Bu ruhsat hastalık ruhsatına kıyas edilmiştir. Hamile ve emzikli kadın hasta hükmünde değerlendirilmiştir. Bu sebeple yalnız kaza gerekir.
Buradaki korku vehim değil, galip zan derecesinde makul ve tecrübeye dayalı bir endişedir. Klasik dönemde bu kanaat annenin tecrübesine veya bazen ehil bir tabibin tavsiye ve beyanına dayanırdı. Günümüzde uzman hekime müracaat edilmesi yönündeki tavsiyesi de bu ilkenin bir uygulaması olarak görülebilir.
Serahsî, el-Mebsût adlı eserinde şöyle der: “Hamile ve emzikli kadınlar kendileri veya çocukları hakkında korku duyarlarsa hasta gibi oruçlarını bozar ve kaza ederler.” (Serahsî, Şemsü’l-eimme Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed. el-Mebsût. 30 cilt. Beyrut: Dârü’l-Maʿrife, 1993).
Serahsî burada hükmü “hasta gibi” kaydıyla temellendirmektedir. Bu ifade, meselenin illetini “zarar ihtimali” olarak ortaya koymaktadır. Hüküm, illete mebnîdir. Zarar korkusu bulunmadıkça ruhsat yoktur; bulunduğunda ise ruhsat sabittir.
Merğînânî, el-Hidâye adlı eserinde şöyle der: “Hamile veya emzikli kadın, kendisi veya çocuğu açısından herhangi bir zarar tehlikesi yoksa orucunu tutabilir; tutamadığı günleri daha sonra kaza eder. Eğer zarar korkusu varsa, orucu bozar ve kaza eder.” (El-Merğînânî, Burhânü’d-dîn, el-Hidâye fî Şerḥi Bidayeti’l-Müctehid, Dâru’l-Kütüb’l-İlmiyye, Beyrut 1995, Cilt 1, Sayfa 124.)
Sonuç olarak Hanefî mezhebine göre zarar korkusu yoksa oruç tutulur. Zarar korkusu varsa oruç tutulmaz ve yalnız kaza gerekir. Fidye gerekmez.
Şâfiî Mezhebi
Şâfiî Mezhebi fıkıh alimleri de, “Hamile ve emziren kadından da orucu kaldırmıştır” meâlindeki rivayeti ruhsatın dayanağı olarak zikrederler.
Nevevî, Minhâcü’ṭ-Ṭâlibîn’de şöyle der: “Hamile veya emzikli kadın kendisi yahut çocuğu hakkında korku duyarsa orucunu bozar ve kaza eder. Eğer yalnız çocukları hakkında korkarlarsa oruçlarını bozar ve kaza ederler. Bu durumda ayrıca fidye gerekir.” (en-Nevevî, Minhâcü’ṭ-Ṭâlibîn ve ʿUmdetü’l-Müftîn fî Fıkhi Mezhebi’l-İmâm eş-Şâfiʿî, thk. ʿAvvâd Kāsım Ahmed ʿAvvâd, Dâru’l-Fikr, 1425/2000, c. 1, s. 247).
Bu ibare, Şâfiî mezhebinde hamile ve emzikli kadının hükmünü tafsil etmektedir. Metinden üç durum anlaşılmaktadır: Kendi sağlığı için korku varsa iftar edilir ve kaza edilir. Hem anne hem çocuk için korku varsa yine iftar edilir ve kaza edilir. Sadece çocuk için korku varsa iftar edilir, kaza edilir ve fidye verilir.
Buradaki “Hafet” kaydı, hükmün illetini göstermektedir: zarar korkusu. Bu korku vehim değil; galip zanna dayalı makul endişedir. Metin, ruhsatı doğrudan “havf” şartına bağlamaktadır.
Şîrâzî, el-Muheẕẕeb’de şöyle der: “Hamile ve emzikli kadınlar, kendileri veya çocukları hakkında korku duyarlarsa, hasta gibi oruçlarını bozar ve kaza ederler. Eğer yalnız çocukları hakkında korkarlarsa, kaza ile birlikte fidye de gerekir.” (eş-Şîrâzî, el-Muheẕẕeb fî Fıkhi’l-İmâm eş-Şâfiʿî, Dâru’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, Beyrut, ts., c. 1, s. 331).
Burada hüküm “hasta gibi” kaydıyla temellendirilmiştir. Bu ifade, meselenin kıyas yönünü göstermektedir: Ancak mezhep, çocuk için korku halinde ilave olarak fidye yükümlülüğünü kabul etmektedir. Bu, çocuğun hakkının ayrıca gözetilmesi anlamına gelir. Böylece Hanefî mezhebinden farklı olarak, Şâfiî mezhebinde yalnız çocuk için korku halinde fidye yükümlülüğü de sabit görülmüştür.
Sonuç olarak Şâfiî mezhebine göre hamile ve emzikli kadınlar aslî olarak mükellef olduklarından zarar korkusu yoksa oruç tutarlar. Zarara dair makul bir korku varsa, ruhsat sabittir: oruç bozulur ve kazası yapılır. Sadece çocuk için korku varsa yine oruç bozulur / iftar edilir, sonra kaza edilir ayrıca çocuk için fidye verilir. Çocuk için korku halinde fidye ilavesi, Şâfiî mezhebinin ayırt edici yönüdür.
Metinlerde geçen “havf” şartı, Resûlullah Sallallahu ‘aleyhi ve Sellem Efendimiz döneminde hükmün “mutlak düşürme” değil; zarar halinde tehir (kaza) ruhsatı olduğunu göstermektedir. Buradaki “zarar korkusu” ölçüsü, fiili veya tecrübeye dayalı galip zan anlamındadır.
Mâlikî Mezhebi
Mâlik b. Enes, el-Müdevvene’de şöyle der: “(İbn Kasım dedi ki) Mâlik’e, hamile ve emzikli kadının Ramazan’da kendileri yahut çocukları hakkında korkmaları hâlini sordum. Şöyle dedi: Oruçlarını bozarlar ve kaza ederler; üzerlerine it‘âm (fidye) yoktur.” (Mâlik b. Enes, el-Müdevvene, Dâru’l-Fikr, Beyrut, 1/302)
Buna göre Mâliki Mezhebinde hamile ve emzikli kadın kendileri veya çocukları hakkında korkarlarsa oruçlarını bozarlar ve kaza ederler. Üzerlerine fidye gerekmez. Metin, hükmü açık biçimde “havf” şartına bağlamaktadır. Korkunun hem “nefsi” hem de “çocuk” hakkında olması aynı kategoride zikredilmiş; aralarında ayırım yapılmamıştır.
İbn ʿAbdilberr, el-Kâfî’de şöyle der: “Mâlik, hamile ve emzikli hakkında şöyle demiştir: “Onlar hasta mesabesindedirler; oruçlarını bozarlar ve kaza ederler.” (İbn ʿAbdilberr, el-Kâfî fî fıḳhi ehli’l-Medîne, Dâru’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, Beyrut, 1/354).
Burada mesele “hasta mesabesinde” kaydıyla temellendirilmiştir. İllet, hastalıkta olduğu gibi zarar ihtimalidir. Buna göre hasta hakkında sabit olan hüküm: edânın terk edilmesi ve sonradan kazanın gerekliliğidir. Metin, fidyeye dair bir kayıt içermemektedir. Bu sebeple hamile ve emzikli kadın için hüküm iftar ve kaza ile sınırlıdır.
Sonuç olarak Mâlikî mezhebine göre zarar korkusu yoksa oruç asıldır. Zarar korkusu varsa anne veya çocuk için fark etmeksizin oruç bozulur ve kaza edilir. Fidye gerekmez. Bu yönüyle Mâlikî mezhebi, yalnız çocuk için korku hâlinde fidye yükümlülüğü kabul eden Şafii Mezhebine ait görüşten ayrılmaktadır. Hüküm, hasta kıyasına dayalı olup kaza ile sınırlıdır.
Hanbelî Mezhebi
Hanbelî fıkıh âlimleri de hamile ve emzikli kadının hükmünü, zarar korkusu ilkesine bağlamış ve bu konuda rivayet edilen hadisleri ruhsatın dayanağı olarak kabul etmişlerdir.
İbn Kudâme, el-Muğnî’de şöyle der: “Hamile ve emzikli kadınlar kendileri hakkında korkarlarsa oruçlarını bozar ve kaza ederler; üzerlerine fidye gerekmez. Çocukları hakkında korkarlarsa oruçlarını bozar ve kaza ederler; ayrıca her gün için bir miskini doyururlar.” (İbn Kudâme, el-Muğnî, Dâru’l-Fikr, Beyrut, c. 3, s. 37 vd.)
Bu metinden şu hükümler anlaşılmaktadır: Anne kendi sağlığı için korkuyorsa oruç bozulur ve yalnız kaza gerekir. Sadece çocuk için korku varsa oruç bozulur, kaza edilir ve ayrıca her gün için bir miskin doyurulur.
Hanbelî mezhebinde bu görüş, sahâbeden İbn Abbas ve İbn Ömer’den gelen uygulamalara dayandırılmıştır. Nitekim İbn Kudâme, çocuk için korku hâlinde fidye verilmesini bu sahâbîlerin fetvasına istinat ettirir.
Buhûtî, Keşşâfü’l-Kınâ‘ adlı eserinde şöyle der: “Eğer çocukları için korkarlarsa oruçlarını bozar, kaza eder ve her gün için bir miskin doyururlar.” (el-Buhûtî, Keşşâfü’l-Kınâ‘, Dâru’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, Beyrut, c. 2, s. 310) Burada da açıkça görüldüğü üzere hüküm “havf” yani zarar korkusu şartına bağlanmıştır. Korku vehme değil, galip zanna dayanmalıdır. İllet hastalıkta olduğu gibi zarar ihtimalidir.
Sonuç olarak Hanbelî mezhebine göre zarar korkusu yoksa oruç asıldır. Anne kendi sağlığı için korkuyorsa oruç bozulur ve yalnız kaza gerekir. Sadece çocuk için korku varsa oruç bozulur, kaza edilir ve ayrıca her gün için fidye verilir. Bu yönüyle Hanbelî mezhebi, yalnız çocuk için korku hâlinde fidye gerektiğini kabul etmesi bakımından Şâfiî mezhebi ile paralellik göstermekte; ancak temellendirmede sahâbe fetvalarına özel vurgu yapmaktadır.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Hamilelik ve emzirme Ramazan orucunu tutmamak için geçerli mazeretler arasında kabul edilmiştir. Gebe ya da emzikli kadın kendisine veya çocuğuna zarar gelmesinden endişe ederse oruç tutmayabilir. Bu durumdaki kadın hasta hükmünde değerlendirilmiştir ve bu ruhsat hadislere dayanmaktadır.
Kadın oruç tutabilecek durumda ise ve çocuğun sağlığı bundan olumsuz etkilenmeyecekse oruç tutabilir. Gerekli hâllerde uzman bir hekime danışılması uygun görülmüştür.
Hamilelik veya emzirme gibi meşru sebeplerle oruç tutamayan kadın, daha sonra uygun zamanda tutamadığı oruçları kaza eder. Hanefî ve Mâliki mezhebinden farklı olarak, Şâfiî ve Hanbeli mezhebinde yalnız çocuk için korku halinde fidye yükümlülüğü de sabit görülmüştür.
Uzman Doktora danışma meselesi ile ilgili olarak da şunlar söylenebilir: Yukarıda ifade edildiği üzere normal şartlarda şayet kadın orucu tutabilecek durumda ise ve çocuğun sağlığı da bundan olumsuz etkilenmeyecekse orucunu tutar. Ancak kendisi veya çocuğu ile ilgili “havf” (zarar korkusu) gibi meşru sebeplerle oruç tutamayan kadınlar, uygun şartlar oluştuğunda tutamadıkları oruçları kaza ederler.
Hamile veya emziren bir kadının kendisi veya çocuğu ile ilgili fıkıh kaynaklarında geçen “havf” (zarar korkusu) meselesi, vehim değil; galip zan derecesinde, makul ve tecrübeye dayalı bir endişedir. Klasik dönemde bu kanaat ya annenin önceki tecrübesine ya da ehil tabibin beyanına dayanırdı. Günümüzde de bazı fıkıh âlimleri tarafından bu konuda, gerektiğinde alanında uzman bir hekime danışılması, örfen de olsa tavsiye edilmektedir. Hâzik doktora müracaatın tavsiye edilmesi, fıkhî usûle aykırı değil; bilakis “ehl-i hibrenin” (uzman kişinin) sözüne müracaat prensibinin günümüzdeki tatbikidir diyebiliriz.
Netice itibariyle günümüzde hamile veya emziren bir kadının oruç tutup tutamayacağı hususunda uzman bir hekime danışması, klasik metinlerde geçen “havf” yani zarar korkusu ilkesine dayanmakta olup, bu konuda daha sağlam ve emin bir kanaate ulaşmak amacıyla tavsiye edilmiş olabilir. Vallâhu a‘lem.
Prof. Dr. Adnan Memduhoğlu/ İrfanDunyamiz.com
İslam İlmihalimiz ↗
Dini sorularınıza güvenilir kaynaklardan cevaplar bulmak için tıklayın.
Kaynak Metinler ↗
İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!

