Çocuk ve cami konusunda ortayı bulamadık…

Geçtiğimiz günlerde teravih namazında iki ayrı tabloya şahit oldum. Bir gün teravih için gittiğim bir camide neredeyse hiç çocuk yoktu. Ortam son derece sakindi. Saflar düzenli, kıraat rahatça takip ediliyordu. Fakat bütün bu sükûnete rağmen içimde bir eksiklik hissi vardı. Cami huzurluydu; ama geleceğin sesi yoktu.

Ertesi akşam ise bambaşka bir camide teravih kıldım. Bu kez cami çocuklarla doluydu. İlk bakışta insanı sevindiren bir manzaraydı bu. Çünkü bir caminin çocuk sesinden tamamen mahrum kalması gerçekten düşündürücüdür. Ne var ki bu sefer de başka bir problem vardı.

Bazı çocuklar namaza iştirak etmek yerine koşuyor, bağırıyor, çağırıyor, oyun oynuyor; diğer bazıları ise ellerindeki telefon ve tabletlerle oyun oynuyor, açtıkları müzik sesiyle imamın sesini bastırıyor ve okuduklarını anlaşılmaz kılıyorlardı.

İmam nazikçe uyardı. Bir süre sessizlik oldu; sonra yeniden sesler yükseldi. Cemaatten bazıları çocukları dışarı çıkardı. İçeride sükûnet sağlandı; fakat gönüllerde şu soru asılı kaldı: Doğru olan hangisiydi? Çocukların camide olması mı, olmaması mı?

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı prof-dr-adnan-memduhoglu-kimdir-siirt-ozgecmisi.jpg

Geleceğin sesi

Aslında mesele bu kadar basit değil. Asıl soru şudur: Çocuk camide nasıl olmalı? Çocuk sesi geleceğin işaretidir. Çocuk sesi, caminin yarınlara uzanan nefesidir. Çocukların olmadığı bir cami, gelecekle bağını zayıflatmış demektir.

Fakat aynı zamanda cami; gürültü ve oyun alanı değil, ibadet mekânıdır. Namazın, zikrin, Kur’an’ın ve huşûnun evidir. Eğer çocuk sesi ibadetin özünü gölgeleyecek bir düzensizliğe dönüşürse, burada bir denge kaybı var demektir. Problem çocuğun varlığı değil; başıboşluk ve ilgisizliktir.

Sorumluluk sadece getirmek değil, yetiştirmektir… Son zamanlarda “camide çocuk neşesi” vurgusu güzel niyetlerle öne çıkıyor. Bu hassasiyet kıymetlidir. Ancak çoğu zaman şu soru ihmal ediliyor: Çocuğa cami adabını kim öğretecek?

Çocuğu camiye getirmek sorumluluğun başlangıcıdır; sonu değil. Ne yazık ki bazı ebeveynler çocuklarını camiye getirip kendi hâline bırakabiliyor. Hatta susturmak için eline telefon veriliyor. Oysa telefon, geçici bir oyalama aracıdır; eğitim değildir.

Çocuk camideyse, velisi de camide olmalıdır. Yanında durmak, saf düzenini göstermek, sessizliği öğretmek, başkasının ibadetine saygıyı anlatmak anne babanın görevidir. Cami terbiyesi, seyredilerek değil; rehberlikle öğrenilir.

Ortayı bulmalı

Ne sertlik ne sınırsız serbestlik önerilemez. Geçmişte bazı sert ve kırıcı tavırlar çocukları camiden uzaklaştırmış olabilir. Fakat bugün de başka bir uçla karşı karşıyayız: “Nasıl olursa olsun gelsinler” anlayışı. Oysa çözüm uçlarda değil, dengededir.

Sevdirme adına vakarı zedelemek de doğru değildir; disiplin adına kalp kırmak da… Terbiye ile tahkir arasındaki çizgi çok incedir. Bir gönlü incitmek, belki de bir ömürlük mesafe oluşturabilir. Peygamberimizin ölçüsü rahmet ve vakardır.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde çocuklar mescitteydi. Küçük bir çocuğu omzunda taşıyarak namaz kıldığı, secdede onu yere bırakıp kalkınca tekrar aldığı sahih rivayetlerle sabittir. Namazı uzatmak isterken bir çocuğun ağladığını duyunca, annesi üzülmesin diye namazı kısa tutmuştur. Torunları secdede sırtına çıktığında secdesini uzatmıştır.

Cami mekteptir

Bütün bunlar bize şunu gösterir: Çocuk mescidden dışlanmaz. Ama aynı sünnet, mescidin ibadet için inşa edildiğini de bildirir. Yani iki hakikat birlikte durur: Çocuk mescitte vardır. Mescidin vakarı korunur. Cami oyun alanı değil, terbiye mektebidir. Cami; çocuğun sınır öğrendiği yerdir. Başkasının ibadetine saygıyı, sessizliğin değerini, saf düzeninin anlamını burada görür.

Sınırsız bir serbestlik tanınmadan çocukların camiye alıştırılamayacağını, bağ kuramayacağını düşünmek doğru değildir. Bazı değerler ciddiyetle, bazı alışkanlıklar sükûnetle kazanılır. Çocuk, camiye geldiğinde buranın farklı bir mekân olduğunu hissetmelidir.

Elbette namaz vakitleri dışında çocuklara yönelik etkinlikler yapılabilir. Camiye yakın uygun alanlarda enerjilerini atabilecekleri ortamlar hazırlanabilir. Fakat namaz esnasında cami, ibadet mekânı olma kimliğini korumalıdır.

Kazandıran dil

İmamların ve din görevlilerinin de merhamet ile disiplini birlikte taşıyan bir dil geliştirmesi gerekir. Uyarı kovma şeklinde değil; öğretme ve yönlendirme şeklinde olmalıdır. Unutmamak gerekir ki din, öfke diliyle değil; hikmet ve merhamet diliyle anlatılır. Kalpler zorlamayla değil, zarafetle kazanılır.

Ramazan büyük bir fırsattır. Ramazan ayı çocuklar için eşsiz bir eğitim mevsimidir. Büyükleriyle camiye gelen çocuk, cemaatle namaz kılar; mukabele dinler; teravihin coşkusunu yaşar. Eğer camiyi oyun alanı değil; huzur, edep ve ibadet mekânı olarak tanırsa, yarının şuurlu cemaati yetişmiş olur.

Dengeli yaklaşım

Bugün bazı camiler çocuklara kapalı ve ruhsuz; bazıları ise kontrolsüz ve huzursuz görünüyor. Oysa doğru yol, bu iki uç arasında dengeli bir yoldur. Çocuk camide olmalıdır. Ama gözetim altında olmalıdır. Cami neşesiz kalmamalı; fakat vakarı da zedelenmemelidir.

Çözüm çocukları çıkarmak değil; onları eğiterek camiye kazandırmaktır. Anne babalar ellerinden tutup getirmeli; yanında durmalı, öğretmeli. İmamlar şefkatle yönlendirmeli. Cemaat sabır ve anlayış göstermeli. Çünkü cami sadece namaz kılınan yer değildir. Orası şahsiyetin, saygının ve sorumluluğun öğrenildiği bir mekteptir.

Ağaç yaşken eğilir. Çocuk küçük yaşta cami ve namaz bilinci kazanırsa, bu şuur hayatı boyunca ona yoldaş olur. Sevgi ile merhamet, edep ile vakar bir arada yaşatıldığında hem çocuk kazanır hem cami.

Prof. Dr. Adnan Memduhoğlu/ İrfanDunyamiz.com

Çocuk Eğitimi ↗

Çocuk eğitimini batılı pedagojiyi esas almadan işleyen yazılar okumak için tıklayın.

Aile Okulu ↗

Mutlu evlilik ve huzurlu aile konusunu ele alan seçme yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Onlar da bir gün aslına dönecek…

Bir bilgisayar alırsınız, yahut son model bir cep telefonu alırsınız aldığınız gün elinizden düşürdünüz ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.