Sultanlara eğilmeyen alim İmam-ı Rabbani…

Nakşbendilik içinde, Rabbani Hareketi’nin ve bu hareketi başlatan İmam-ı Rabbani’nin müstesna bir yeri vardır. Çarpıcı olabileceği kanısıyla, İmam-ı Rabbani‘nin cahiliyye, batıl ve bid’at gibi unsurlarla yaptığı mücadelenin hangi boyutlarda etkinliğe ulaştığını şu misalle müşahhas hale getirmek istiyoruz. Bu
misalimiz, Hindistan’da mecusi ayaklanması ile ilgilidir.

İmam-ı Rabbani‘nin ölümünden uzun yıllar sonra, Hind mecusileri baş kaldırır, her tarafa dehşet saçarlar. Ortalığı bir anda kaos kaplar. Bu isyancılar, bazı şehirleri ellerine geçirirler. Mecusilerin eline düşen şehirlerden biri de Serhind’dir.

Mecusiler bu şehri yakıp yıkmadan önce, İmam-ı Rabbani’nin medfun bulunduğu kabristanın altını üstüne getirirler. Gayeleri İmam-ı Rabbani’nİn kemiklerini mezardan çıkarıp kırmaktır. Mecusilerin bu cahili öfkelerinin büyüklüğü, aynı zamanda, İmam-ı Rabbani‘nin batıla karşı verdiği savaşın büyüklüğünü ve etkinliğini gösterir.

Doğumu, tahsili, evliliği

İmam-ı Rabbani 4 Şevval 971/27 Mayıs 1564’de Serhind’de dünyaya geldi. Nesli Hazreti Ömer radıyallahu anh’a dayanır. İmam-ı Rabbanı’nin lakabı Bedrüddin, künyesi Ebulberakat, makamı kayyiim-ı zaman müceddid-i elf-i sani olarak kaydedilir.

Babası Şeyh Abdülehad, Şeyh Abdülkuddüs’ün tavsiyesi ile önce zahiri ilimleri tahsil etmiş, daha sonra da Şeyh Rüknüddin’den Kadiriyye. ve Çiştiyye tasavvuf okullarının manevi eğitimini tamamlamış idi. Babası, kendisinde bulunan zahiri ve batını mirası oğluna aktarır.

Daha sonra, Sahih-i Buhari’yi şerhetmiş hadis alimlerinden, Kübreviyye yolu müntesibi Yakub Sarfi (ö.1003/ 1594)’den hadis dersleri aldı. Onun ders aldığı önemli simalardan biri de, Kadı Behlül Bedahşani idi. Bu zattan tefsir ve hadis metinleri okuyan İmam-ı Rabbani, on yedi yaşında ilmî tahsil serüvenini tamamladı.

Şeyh Sultan adlı manevi nüfuzu yaygın, Tihaniser’de ikamet eden bir zat, rüyasında Peygamber Efendimiz’den aldığı işaret üzerine kızını İmam-ı Rabbani ile evlendirir. Ancak evlendikten kısa bir
süre sonra, İmam-ı Rabbani’nin ölümcül bir hastalığa yakalandığını görüyoruz. Hanımının yaptığı ihlas yüklü bir dua ile, rüyasında duasının kabul olduğu müjdesi “Ey hatun üzülme! Bu zattan daha binlerce önemli işler beklenmektedir” şeklinde noktalanır ve İmam-ı Rabbani iyileşir.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı manzara-hatiralarin-izinde-hatira-arsivi-anilar-gecidi-irfandunyamizali.jpg

Hac yolculuğu

İmam-ı Rabbani, babasının, ölümünü takiben hac yolculuğuna çıkar. Yolda, Delhi‘ye uğrar. O sırada, Kabil‘de İkamet etmekte bulunan Hacegi Emkeneki (0.918/1008), halifesi Hace Baki Billah
Kabuli (971/1563-1012/1603)yi, Delhi’de Nakşilik yolunu yaymak üzere görevli olarak göndermiş bulunuyordu.

İmam-ı Rabbani, Delhi’ye geldiğinde Hoca Baki Billah Kabuli ile tanıştırılır. Hoca Baki, ona, birkaç gün yanında kalıp sohbetinde bulunmasını rica eder. İmam-ı Rabbani bu sohbetlerden etkilenir. Sonunda el almak istediğini rica eder, kabul olunur; İmam-ı Rabbani iki buçuk ay gibi kısa bir zamanda Nakşilik yolunda olgunlaşır.

Hace Baki Billah kabiliyetinden memnun kaldığı bu öğrencisini, bir yakınına yazdığı mektupta şu şekilde över: “Serhind’den Ahmed adında bir genç geldi. Bu süre içinde onun hakkında şu intibaya sahip oldum. İnşaallah, o gelecekte, halka hakikatleri açıklayan gerçek bir önder olacaktır.”

İmam-ı Rabbani bu manevi eğitimden sonra, Serhind’e döner. Orada meydana gelen manevi değişiklikleri, Mektubat’ın başında yer alan yirmi mektupta genişçe anlatrnıştır. Sübjektif değeri bulunması nedeniyle anlaşılması, ancak o hali yaşamakta mümkün olan bu haller, onun hızla manevi terakkilere mazhar olduğunu gösterir.

İmam-ı Rabbani, şeyhinin ricası üzerine bulunduğu bölgede Nakşilik okulunun eğitimini yermeye başlar. Hace Baki Billah’ın vefatından kısa bir süre önce, İmam-ı Rabbani Delhi’ye gelir, şeyhini ziyaret eder. Dönerken, kendi oğullarını yetiştirmesi için ona teslim eder.

Hace Baki Billah 1012/1603 senesinde vefat edince, İmam-ı Rabbani, Nakşbendi tasavvuf okulunu, çevresindekilere yaymaya başlar. Çeşitli bölgelerden gelenleri manen yetiştiren İmam-ı Rabbani onları Hindistan içinde ve dışında çeşitli bölgelere, Nakşilik yolunu tanıtıp yaymak üzere gönderdi.

İmam-ı Rabbani, irşad görevi sırasında fıkıh, usul, kelam, tefsir, hadis, tasavvuf gibi çeşitli ilimlerde dersler veriyordu. Hidaye, Pezdevi, Şerhu’l-Mevakıf, Beyzavi, Mişkat, Buhari ve Avarif gibi eserleri okutuyordu. O, yazdığı mektuplarda görüşlerini aksettirdiği için, kopyalarının çoğaltılıp halk arasında dağıtılmasını sağlardı.

Ekber Şah dönemi

Ekber. Şah, kaynaktann ifadesine göre, kuvvetli bir eğitim öğretim görmemiş bir yönetici idi. Onun bu eksikliği, ülke içerisinde, birtakım siyasi, akidevi, kültürel yaralanmalara sebep olmuştu. Etrafında hakkı söylemeyen da1kavuk alimlerin bulunuşu, Ekber Şah’ı ehil olmadığı konularda cüretkar yapmıştı.

“Din-i İlahi” diye eklektik karakterli yeni bir dinin oluşumuna yol açtı. Bu, İslam dininin yerini alması maksadıyla kurulmuş bir din hüviyetinde görülmektedir. Hıristiyanlık, Hindiuzm, Zerdüştlük ve Budizm dinlerinin inanç, ibadet ve muamelat kuralları bu dinin çatısı altında birleştirildi.

O dönemin genel manzarası Müslümanların lehine değildi. İmam-ı Rabbani bir mektubunda bu hususu dile getirirken şu tespitleri yapıyordu: “Gayrimüslim hindiler, camileri yıkmaktan ve yerlerine puthaneler yapmaktan çekinmiyorlar. Örneğin Kurukşatra’da bir mescid, bir de türbe vardı. Bunları yıkıp yerine puthane yaptılar. Müslümanlar İslami emirleri yerine getirmede güçsüz iken, gayrimüslimler ibadetlerini açıktan yaparlar.

Hindular Ekadaşi günlerinde oruç tutarlar. Bu günler zarfında, Müslümanların mahallelerinde yiyecek yapıldığını, yemek yapıldığını görmek mümkün değildir. Halbuki hindular, Müslümanların Ramazan ayında, rahatça yiyecek pişirir ve satarlar. Müslümanlar zayıf olduğu için bunlara kimse karışamaz. Ne yazık ki, ülkenin yöneticisi bizden birisi olduğu halde, biz böylesi bir zillet içindeyiz.”

İmam-ı Rabbani’nin Ekber Şah’ın yönetimindeki hayat dilimi işte bu zorluklar ve dertlerle yüklüydü. Ders vermekte olduğu Serhind’den her tarafa yazdığı mektuplarla Müslümanları uyarmaya devam ediyor, sapık fikirlere karşı, başta İsbatü’n Nübüvve olmak üzere çok sayıda eserler yazıyordu. Yönetimi eleştirmekten bir an bile geri durmuyor ilmi dirayeti, fıtri cesareti ile reaksiyoner tavrını bütün bir topluma yaymaya, mal etmeye çalışıyordu.

Uyarı vazifesini yaptı

Ölüm tehlikesi olmasına rağmen sonunda kalktı, Ekber Şah’ın bulunduğu Ekber-Abad şehrine gitti. Orada Ekber Şah’ın yakınlarını çağırı şunları söyledi: “Padişah, Hak Teâlaya ve O’nun Resülüne asi olmuştur. Benim tarafımdan kendisine söyleyip hatırlatın ki onun padişahlığı da, kudreti de, iktidarı da, askeri ve ordusu da, her şeyiyle aklına bile gelmeyen müthiş bir musibetle dağılacak, perişan olacaktır. Tevbe etsin. Allah ve Resülünün yolunu tutsun. Aksi halde, AIlah’ın kahrını, gazabını beklesin!..”

Murtaza Han, İmam-ı Rabbani’nin müridleri, Ekber Şah’ın sarayındaki görevli Han-ı Hanan (Bayram Han) ve Han-ı A’zam (Abdürrahim Han) bu sözlü uyarıyı Ekber Şah’a ilettiler. Ona hidayet yolunu göstermek konusunda, çok uğraştılarsa da, nasihat dinletemediler. O, yeni dininin başarısının sarhoşluğu içindeydi.

O sırada saray müneccimleri Ekber Şah’ı uyarıp saltanatının sona ermesinin yaklaştığını haber verdiler. O sırada Ekber, kendisini korkutan son derece. müthiş bir rüya gördü. Bu olay onu etkilemiş olmalı ki, “isteyen İslam’da kalır, isteyen Din-i İlahi’yi seçer. Kimseye zorlamak yoktur” şeklinde bir ferman çıkardı

Ekber Şah’ın çok geçmeden oğulları arasında şiddetli bir saltanat mücadelesi ortaya çıkar. Selim (Cihangir), sarayda babasının dini siyasetini benimsemeyen üst düzey yöneticilerin desteğini arkasına alır. Sonunda Ekber Şah vefat eder (1614). Selim (Cihangir) tahta çıkar.

Hapse girmesi

Nakşbendilik bu zatın tesiriyle Hindistan’da süratle yayılmış ve hatta devlet adamlarının çoğu bu sufi ekole girmişti. Bu bakımdan çekemeyenler, İmam-ı Rabbani’yi Sultan Nureddin Cihangir’e iftira yoluyla ispiyonlayarak hapse girmesine neden oldular.

Cihangir onu huzuruna getirtti. İmam-ı Rabbani huzura girince tahiyye secdesi yapmadı. Gereken tevazuyu da göstermedi. Sultan Cihangir öfkelenerek onu Güvalyar’da hapse attı. Cihangir’in oğlu Şah Cihan, İmam-ı Rabbani’yi çok seviyor ve ona hürmet ediyordu. İmam-ı Rabbani’yi kurtarmak üzere, Efdal Han ve Müftü Abdurrahman’ı bazı fıkıh kitaplarıyla tahiyye secdesi konusunda ikna etmek için ona yolladı.

Bu kitaplarda, sultanlara tahiyye secdesi yapmanın cevazından bahseden fetvalar vardı. Ancak, İmam-ı Rabbani’nin verdiği cevap şuydu: “Bu sadece ruhsattır. Azimet ise, Allah’tan başkasına secde etmemektir”. Neticede üç yıla yakın hapiste kaldı.

Bu sırada, İmam-ı Rabbani’nin yönetici kademesine mensup müridi Han-ı Han (Bayram Han), Han-ı A’zam (Abdürrahim Han), Seyyid Haydar Han, İslam Han, Mehabet Han, Murtaza Han, Kasım Han, İskender Lodi, Hayat ve diğerleri Cihangir’e karşı ittifak kurup ayaklandılar.

Kabil Hanı, Mehabet Han bu ittifakın başına geçti. Peşaver’de toplanan ordu saflarında cengaverliğiyle ün yapmış Patanlılar da yer aldı. Cihangir, bu ittifaka karşı büyük bir ordu sevkedince, Hindistan’da bulunan bütün emirler ve küçük yöneticiler Cihangir’e isyan bayrağı açtı.

İki ordu Çehlum nehri kıyısında savaşa tutuştu. Askerleri mağlup olan Cihangir bu savaşta Mehabet Sultan’a esir düştü. Nur Cihan Begüm, Cihangir ile Asaf Cah’ın esir düştüğünü öğrenince hemen bir ordu hazırladı ve savaşmak üzere yola çıktı. Ancak yolda kendisi de yakalandı, esir düştü.

İmam-ı Rabbani bu durumda; “Ben saltanat heveslisi değilim, kan dökülmesinden de hoşlanmam. Benim hapislik sıkıntısına katlanmam, her hal ü karda bir hikmete dayalıdır. Bu hikmet tahakkuk edince, bu musibet kendi kendine üzerimden kalkar. Savaşı bırakın, padişaha (Sultan Cihangir’e) eskisi gibi, itaat yolunu tutun. İnşaallah, ben de yakın zamanda, bu sıkıntıdan kurtulurum” şeklinde bir değerlendirme yaparak af ve safh ile muamele etti.

Onun bu isteği doğrultusunda, Mehabet Han, Sultan Cihangir’in yanına girip “İmam-ı Rabbani’nin emrine uyarak seni serbest bırakıyorum. Tekrar padişahlık tahtına oturabilirsin” tebligatını yaptı.

İnek kesme şartı

Sonunda Cihangir, İmam-ı Rabbani’yi serbest bırakma emrini verir. Ancak, İmam-ı Rabbani, bu özgürlüğü birtakım şartların yerine getirilmesine bağlar. Onun ileri sürdüğü şartlar şunlardı:

1- Şimdiye kadar yapılan puthaneler yıkılacak, tahrip edilen camiler yeniden yapılacak.

2- Cihangir, herkesin önünde inek kesecek ve bunu yaygınlaştıracak, şer’i hükümlerin uygulanması için kadılar tayin edilecek.

3- Gayrimüslimlerden cizye alınacak.

4- Batıl erkan ve merasimleri terk edecek.

5- Bütün mahpuslar serbest bırakılacak.

Cihangir, bütün bu şartları kabul etti ve İmam-ı Rabbani hapisten çıktı. Cihangir bununla yetinmedi, onu sarayına çağırdı, bir cübbe giydirdi, mülkünü geri verdi, bin rupi hediye etti. İmam-ı Rabbani’yi kendi memleketine dönmek veya ordugahta kalmakta serbest bıraktı. O da yönetim çevresine yakın olmak için ordugahı seçti. İmam-ı Rabbani bundan sonra Cihangir’in danışmanı ve dostu olarak yanından ayrılmadı.

İmam-ı Rabbani, Cihangir’e Kur’an sohbetleri yapar, ibadet, muamelat ve inanç konularında ona doğru yolu gösterir. Bir ara Kangra fethedilir, Cihangir, o bölgede şer’i ahkamın uygulanmasında oldukça titiz davranır. Aynı sene içinde, Keşmir’de müslüman kızların kafir erkekleriyle evlenmesini yasaklar. Hicri takvim tekrar uygulamaya sokulur. İslami ilimler ve Arapça öğretimi teşvik edilir, camiler tekrar yapılır, paralar üzerinde İslami amblemler yeniden darp olunmaya başlanır.

İmam-ı Rabbani, onu tekkesinde sade yiyeceklerden oluşan sofralara çağırır. Cihangir, o atmosferden, ruhani huzurdan sonsuz derecede etkilenir. Aralarında oluşan kalbi yakınlık sonunda, Cihangir ondan bir an bile ayrı kalmak istemez hale gelir. Artık, her gittikleri yere beraber gidiyorlardı. İmam-ı Rabbani’nin bu yakınlaşmadan gayesi, İslam devletini yöneten halifeyi uyarmak, ona görevlerini tam anlamıyla anlatmaya matuftu.

Üç yıl ordugah hayatı yaşayan İmam-ı Rabbani, sıhhi açıdan uyum sağlayamadığı bu ortamdan artık ayrılmak ihtiyacını hisseder. Kendisine izin verilir. O da Serhind’e giderek, orada zikir, tedris ve manevi eğitim ile meşgul olur. 28 Safer 1034/10 Aralık 1624’de Mevlasına kavuşur.

Not: Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu, “İmâm-ı Rabbani ve Mektübâtı”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 35, sy. 1-4 (Ağustos 1996): 193-242. Bu kaynaktan kısaltılarak iktibas edilmiştir. Başlıklar ve ara başlıklar irfandunyamiz sitesine aittir.

Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu

İrfanDunyamiz.com

İslam Alimleri ↗

Kıymetli İslam alimlerini tanıtan birbirinden güzel yazılar okumak için tıklayın.

Abide Şahsiyetler ↗

İslam’ın çilesini çekmiş öncü şahsiyetlere dair yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Hafız Zekeriya Kul Büyük Doğu hayranıydı…

Gümüşhane Köse ilçesi Kabaktepe (Şurut) köyünde dünyaya gelen, küçük yaşta babasında hafızlık yapan daha sonra …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.