Konyalı Fahri Kulu efendi kimdir?

1296/1880’de Konya’nın Hadim kazasına bağlı Pirloganda (Taşkent)’te doğan Fahreddin Kulu Efendi, “Usta Hasanlar” sülalesindendir. Fahri Efendi’nin nesebi kaynaklarda “Fahreddin bin Mehmet bin Hasan bin Ali el-Hadimi” olarak geçmektedir.

Babası, âlim bir zat olan Mehmet Efendi İstanbul’da bir müddet eğitim görmüş ve tahsil sonrası memleketine dönerek eğitim öğretim ve irşad faaliyetlerinde bulunmuştur. Fahri Efendi’nin annesi “Hacı Ablahlar” sülalesinden Ayşe Hanım’dır. Memleketinde çok güzel vaazlar eden Molla Mehmet Efendi’ye kayınpederi vaazları sebebiyle çok beğendiği için kızı Ayşe Hanım’ı vermiştir.

Tahsil hayatı

Fahri Efendi, daha bir yaşını doldurmadan annesini, 2-3 yaşlarında iken de babasını kaybetmiş ve anneannesi ile Efe Dayısı ve himayesinde yetişmiştir. Taşkent Rüştiyesi (Ortaokulu)’nu bitirdikten sonra Efe dayısı onu tahsilini ilerletmesi amacıyla Konya dışında tanıdığı Mudurnulu bir hocanın yanına göndermiş, fakat ora da kendisine ilgi gösterilmeyince Konya’ya dönmek zorunda kalmıştır.

Fahri Efendi’nin okumasını isteyen dayısı, onu on bir yaşında iken Konya’ya getirerek Sivaslı Ali Kemal Efendi’ye teslim etmiştir. Konya’ya geldiği ilk günlerde Fahri Efendi, bir gün hocası ile çarşıya çıkmış, Kapı Camii’nin doğu tarafında bulunan şadırvanının önünde, Ebu Bekir Sami Paşa Dairesi müderrisi ve Nakşi Halidi tarikatı şeyhi Şeyh Muhammed Bahaeddin Efendi’ye vrastlamışlar ve hocası Fahri Efendi’ye hocası:

Muhammed Bahaeddin Efendi Kimdir: 1250/1834 ’de Bozkır/ Karacahisar’da doğdu. Babası Şeyh Muhammed Kudsi/Memiş Efendi (v.1852)’dir. Eğitimini babasının yanında tamamlayan Bahaeddin Efendi, Hocaköy’de medresesinde 1852-1862 yılları arasında öğrenci okuttu. 1845’te Konya valisi Ebu Bekir Sami Paşa tarafından yaptırılan medresenin müderrisi Himmet Efendi’nin 1862’de vefatından sonra bu medreseye getirildi. Vefat edinceye kadar bu medresede eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürdü. Paşa Dairesi de denilen medresede 1874’te 16, 1882’de 30, 1901 yılında ise 40 öğrenci olup Bahaeddin Efendi, “Kadı Beyzavi”, “Şerh-i Akaid”, “Dürrü’n-Nâci” ve “Dürrü’l-Muhtâr”, “Molla Cami” dersleri okutmuştur. Onun yetiştirdiği öğrenciler arasında Hacı Veyiszade Mustafa Efendi de vardır. Bakınız: Ahmet Çelik, “Muhammed Bahaeddin Efendi”, Konya Ansiklopedisi, 7/3-4.

– Evladım, bu gelen zata Şeyh Efendi derler, yanına vardığımızda elini öp, demiştir.

İki hoca selamlaşıp görüştükten sonra Fahri Efendi Şeyh Muhammed Bahaeddin Efendi’nin elini öpmüş ve bu genç talebenin saygılı tavrı Şeyh Efendi’nin hoşuna gidince Ali Kemali Efendi’ye

– Bunu bize ver, bizde okusun, teklifinde bulmuştur. Bunun üzerine hocası onu Muhammed Bahaeddin Efendi’ye göndermiştir.

Bu görüşme ile Fahri Efendi’nin ilmî ve tasavvufi hayatı başlamış bundan sonra Ebu Bekir Sami Paşa Medresesi’nde o günün hem dinî hem de müspet ilimlerini birlikte okumuş, fıtratında mevcut akıl, zekâ ve üstün anlayışı sayesinde tam bir İslâm âlimi, olmuştur. Şeyh Muhammed Bahaeddin’in oğlu Şeyhzade Ahmet Ziya Efendi’nin derslerine devam ederek ondan ilmi icazet almıştır.

Hacı Veyiszade Mustafa Efendi Islah-ı Medaris günlerine ait anısında şunları anlatır: “Ahmet Ziya Efendi bize usulü fıkıh okutuyordu. Bir gün derse başlamadan önce; Arkadaşlar, içinizden kim dünkü dersleri hülasa edecek? diye sordu. İçimizden kimse cesaret edip dersi hülasa edemedik. Yalnız Fahri Hoca Efendi güzelce anlattı. Bunun üzerine Ahmet Ziya Efendi sert bir dille hepimizi azarladı:

Çocuklar, eğer okuyacaksak ciddi okuyalım. Beni kendiniz gibi aylak adam mı sanıyorsunuz. Benim vakitlerim değerlidir. Okuyacaksanız devam edelim… Demek ki ben bu kadar zamandır bir Fahri Efendi’yi okutuyormuşum. Bir tek talebem varmış. Talebe işte böyle olur.

Fahri Efendi’nin bu uyanıklığı bizi kendimize getirdi. Ondan sonra gece yarılarına kadar derse çalışır öyle giderdik. Hoca aniden sorsa bile geçmiş dersleri anlatabilecek halde olurduk.”) (Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar 1/85)

Müderrislik yaptı

Fahri Efendi, tahsilini ilerletmek için bir ara İstanbul’a da giderek zamanın meşhur âlimlerinden medrese tahsili görerek icazet almıştır. İstanbul’da eğitim hayatı esnasında iken dönemin önde gelen Sebilürreşad, Beyanülhak ve İtisam gibi çeşitli dergilerde dini, ilmî, edebî ve fikrî yazılar yazmıştır.

Bir ara Sofya’da vaizlikte yapan Fahri Efendi Arapça ve Farsça’nın yanında Rumcayı da öğrenmiştir. Eğitimini tamamladıktan sonra memleketi olan Konya’ya dönen Fahri Efendi 1909’da Ebu Bekir Sami Paşa Medresesi’nin devamı olarak açılan Konya Islah-ı Medaris Medresesi’nde müderrislik ve hocası Şeyhzade Ahmet Ziya Efendi’nin müdür olduğu bu medresede müdür yardımcılığı görevinde bulunmuştur.

Islah-ı Medaris’te birinci sınıflara fıkıh dersinden “Dürri yekta”, ikinci sınıfta akaidden (kendi hazırladığı) “Zinetü’l-misbâḥ fî aḳaidi evlâdi’l-ıṣlâḥ” ve dördüncü sınıfa kadar da Arapça “mutalaa” derslerini okutmuştur. Medrese hocalığı döneminde Konya’da neşredilen Meşrik-ı İrfan gazetesinde yazılar yazan Fahri Efendi, bu gazetenin kapanmasından sonra 1919’da çıkan İntibah gazetesinde de bazı makaleleri çıkmıştır. 1924’te medreselerin kapatılması üzerine evine çekilerek, ömrünü ibadet ve taatle geçiren Fahri Efendi vefatına kadar halkı irşada devam etmiş gelen ziyaretçilerini evde kabul ederek sohbetlerde bulunmuştur.

Tasavvufi yönü

Tasavvufi yönden Nakşi tarikatına müntesip olan Fahri Efendi önce ve aynı zamanda ilmi yönden yetişmesinde katkısı olan hocası NakşiHalidi tarikatı şeyhi Muhammed Bahaeddin Efendi’ye bağlanarak seyrü süluk etmiştir. Hatta Muhammed Bahaeddin Efendi: “Beni görmek isteyen Fahri’yi görsün” buyurmuştur. Şeyhinin 1906’da vefatından sonra yerine geçen oğlu Şeyh Muhammed Zeynelabidin Efendi’ye intisap etmiştir.

Zeynelabidin Efendi 1922’de Konya’dan ayrılmış, Hatay ve Medine’de irşad faaliyetlerini sürdürmüştür. Konya’da bir müddet bu yolun temsilciliğini yapan Fahri Efendi, zaviyelerin kapatılmasından sonra evinde yakın çevresi içinde irşad faaliyetlerini sürdürmüştür. 1939’da vefat eden Zeynelabidin Efendi’den sonra irşad faaliyetleri Şeyh Ali Rıza Kudsi Efendi’ye geçmiş o da faaliyetlerini Hatay ve Şam’da devam ettirmiştir.

Fahri Efendi, 1942 yılında Konya’da memuriyet yapan Emin ve Sakıp beylerin delaletiyle Nakşi şeyhi Harputlu Mahmut Samini’nin tarikatına intisap ederek bu şahsın Konya’daki temsilcilerinden olmuştur. Fahri Efendi ile birlikte Mahmut Samini’nin tarikatına bağlanan Hacı Veyiszade Mustafa Efendi, Fahri Efendi’nin bu yönüyle ilgili olarak:

Muhammed Zeynelabidin Efendi Kimdir: 1862’de Konya’da doğdu. Babası Nakşî Tarikatı şeyhlerinden Muhammed Bahaeddin Efendidir. İlk tahsilini Konya ve İstanbul’da yaptı. Babası Muhammed Bahaeddin Efendi’den Nakşi Halidi tarikatı üzere hilafet aldı. Konya’da iki sene Bidayet Hukuk Mahkemesi azalığı ile 4 sene İstinaf Hukuk Mahkemesi azalığında bulundu. Medreselerin ıslah edilmesi gerektiğine inanarak 1909’da Konya’da “Islah-ı Medâris” adında modern bir eğitim kurumunun açılmasına vesile oldu. Burada bir müddet müderrislik yaptı. 1908’deki Meclis-i Mebusan seçimlerinde Konya’dan, İttihat ve Terakki Fırkası’ndan milletvekili seçildi. Meclis-i Mebusan’da oldukça faal olan Zeynelabidin Efendi İstanbul’da vergi toplanması, Yıldız sarayında yağmalanan evrak, değerli para ve eşyalar ve il-ilçelere müftü atamaları ile ilgili soru önergeleri verdi. İttihat ve terakki yönetiminin medreseler aleyhine başlattığı uygulamalara karşı medreseleri savundu. İttihat ve Terakki Fırkası’ndan ayrılan Zeynelabidin Efendi, 21 Şubat 1910’da kurulan Ahali fırkasına katıldı. Sayıları 42’ye ulaşan milletvekilleriyle birlikte İttihat ve Terakki Fırkası’na karşı kuvvetli bir muhalefet gerçekleştirildi. Zeynelabidin Efendi 21 Kasım 1911’de kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na Hoca Vasfi, Mustafa Sabri Efendi, Elmalılı Muhammed Hamdi ile birlikte katıldı.

“Efendim bendeniz ancak talebe yetiştirmekle meşgulüm, dervişlere izin ve ders vermeye gelince beceremiyorum. Fahri Efendi diye bir arkadaşımız var, bu emanet ona verildi. Ben ilim cihetiyle uğraşıyorum o tarafları ikmal etmeye çalışıyorum. Maneviyat âleminde seyretmek isteyen kardeşlerimi de Fahri Efendi’ye gönderiyorum.” demektedir.(Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar, 1/229, 3/66-67)

Fakat Fahri Efendi, bir ihtilaftan dolayı 1946’da bu yolu ve temsilciliğini bırakmıştır. Diyanet İşleri eski Başkanlarından Ahmet Hamdi Akseki, Konya’da ziyarete geldiği Çimili Hakkı Efendi Hoca’ya, Muhyiddin-i Arabi’nin Füsus ve Fütühat-ı Mekkiyye gibi eserlerini tercüme ettiği hâlde bazı kısımlarını halâ anlayamadığını söyler. Hakkı Efendi de meselenin Fahri Efendi’ye açılmasını tavsiye eder.

O akşam bir sohbet sırasında fikri sorulan Fahri Efendi, mütevazı bir şekilde açıklamalar yapar. Hayret içinde kalan Ahmet Hamdi Akseki, Fahri Efendi gittikten sonra Hakkı Efendi’ye:

-Yahu Hakkı Efendi, bu nasıl ilim. Ömrümüz boşa gitmiş, ilim buymuş, demekten kendini alamamıştır. Fahri Efendi’nin Muhyiddini Arabi’nin vahdet-i vücud fikirleri ile Füsus ve Fütühat-ı Mekkiyye gibi eserlerle ilgilenmesi Mahmut Samini’nin tarikatının etkisiyledir.

Fahri Efendi, Dalkıran Mustafa Ağa’nın kızı Fatma Hanım ile evlenmiştir. Fatma Hanım, oğlu Mehmet dünyaya geldikten kısa bir müddet sonra vefat etmiştir. Fahri Efendi, kayın pederinin isteği üzerine Fatma Hanım’ın küçük kardeşi Emine Dudu Hanım ile ikinci evliliğini gerçekleştirmiştir.

Uzun süren bir hastalıktan sonra Fahri Efendi, 26 Temmuz 1950’de Konya’da vefat etmiş ve Hacı Fettah Mezarlığı’nda Şeyhi Muhammed Bahaeddin Efendi’nin yakınına defnedilmiştir. Kabir taşına kendisinin Farsça bir rubâîden tercüme ettiği, “Geldim iline müflis ü muztarrım ilâhî/ Bir sadakaya nûr-ı cemâlinden ilâhî/ Zenbil-i niyâzım boş, dolduruver lütfen ilâhî/ İhsânına, anbârına medyûnum ilâhî” mısraları yazılmıştır.

Not: Bu yazı Merhabahaber.com Akademik Sayfalar c. 22 Sayı 14’teki Ahmet Çelik imzasıyla yayınlanan Konyalı Bir Sufi’nin Gözünden Siyaset başlıklı yazıdan iktibas edilmiştir.

Ahmet Çelik/ İrfanDunyamiz.com

KONYA ÇEVRESİ İRFAN DÜNYAMIZ

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Hac bir arınmadır…

Yine dönüp dolaşıp geldi hamdolsun! Bir ömür gibi… Gidince geliyor tekrar ömrü olanlara… Bir Hacc …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.