
Ülkemizin ilim yıldızlarından Mustafa Yıldız Hocaefendi, 1 Ocak 1932‘de Rize‘nin Güneysu ilçesi Adacami köyünde doğmuştur. Sofuoğulları ailesine mensup olan Hocaefendi küçük yaştan itibaren dini ilimlere merak sarmış, yasaklı yıllarda beş yaşındayken Kur’an öğrenmeye başlamıştır.
Zekası ve üstün gayretiyle kısa zamanda hıfzını ikmal etmiş, Hüseyin Avni Efendi, Hacı Dursun Efendi, Mehmet Aşıkkutlu Efendi gibi hocalardan Arapça başta olmak üzere İslami ilimleri tahsil etmiş, ilimde derinleşip kendini yetiştirmiştir. Arapça, Farsçayı iyi derecede öğrenmiştir.
İlim yolunda
Tahsil hayatından sonra Hocaefendi, 1949 yılında Zavendik Camii imamı olur. Fakat onun tek bir gayesi vardır, o da söndürülmeye çalışılan İslami ilimleri ihya etmek ve ümmetin evlatlarına ilim öğreterek hizmet etmektir. Bu amaçla caminin yanına bir kurs binası yaptırarak öğrenci okutmaya başlar.
Askerliğini Erzurum’da yaparken Müfti Sakıp Efendi ve Alvarlı Efe (Muhammet Lütfi Efendi) Hazretleriyle tanışır. Bu tanışma onun ilim ve irfanına çok şey katar. İslam’ı aşkla yaşayan, dinine hizmete adanmış bir fazilet eri olur. Askerlik esnasında da kitaplardan ve medreseden uzak kalmaz.
Daha genç yaşta iken Mahmud Efendi Hazretlerine intisap eder. Ondan manevi eğitim alarak irşada başlar. Bu yönüyle hocamız zülcenahayn bir alimdir. Gerek açtığı medreselerde, gerekse görev yaptığı camilerde ilim çağlayanı olarak yorulmak bilmez. Bir gönül adamı gayretiyle son nefesine kadar hizmetine devam eder.

Talebe yetiştirir
1965 yılında girdiği vaizlik imtihanını kazanarak vaiz olarak görev alır. Rize ve ilçelerinde vaizlik yaparken, bir yandan da kurslarda ve evinde öğrenci yetiştirmeye devam eder. Onun evi, gönlü ve kesesi daima öğrencilerine açıktır. Başta Arapça, Tefsir, Hadis, Kelam, Akaid ve Feraiz ilimlerinde talebelerini yetiştirir.
Daha sistemli bir hizmet için İrşad Vakfı‘nın kurulmasına öncülük yapar. Bu vakfın çatısı altında, Kur’an kursları, imam hatip okulları ve öğrenci yurtları açılmasına katkı sağlar. Bu gayret ve himmetleri sayesinde binlerce hafız, imam hatip, vaiz ve ilim yolcusu yetişir.
Onun en önemli özelliği, yetiştirdiği hafızların Arapçaya dayalı İslam ilimlerinden nasiplenerek Kur’an’ın lafzına hamil, ahkamıyla amil, ahlakıyla kamil olmalarıdır. Onun irşadındaki başarısında, üstün ahlakıyla mücessem hale dönüşmüş kişiliğinin, tevazu ve ihlasının önemli bir etkisi vardır.
Bir köşede ağlar
Yaşantısı ilmine mutabık olduğu halde hassas bir gönle sahipti. Vaaz ve nasihatleri ilim ve irfan demetlerinden oluşan muhabbet güldestesiydi. Gayet müşfik bir baba edasıyla konuşurdu. Rize de verdiği bir vaaz sonrası Müezzin Efendi, onu bir köşede ağlarken görür ve sorar:
– “Hocam vaaz çok güzeldi, neden ağlıyorsunuz?” Hoca üzgün bir şekilde cevaplar:
– “Anlatmak kolaydır, yaşamak zor… Korkum şu ki söylediklerim beni geçmesin.”
Önce edep
Binlerce öğrenci yetiştiren Hocamızın sayısız hatıraları vardır. Şöyle bir hatıra anlatılır: Genç bir öğrenci ilk defa Hocaefendi’nin ders halkasına katılır. Defteri sorularla doludur. Sık sık soru sorarak dersi böler. Hocaefendi hiç kızmadan gülümser.
Dersten sonra o talebeyi yanına çağırıp çay ikram eder. Ve ona; ‘’Evladım, ilim çoktur ama ilme giden yol edeptir. Edebi olmayanın defteri dolu, kalbi boş kalır” der. Aynı öğrenci yıllar sonra; “Hocamız bana en güzel öğrettiği şey susmak ve dinlemeyi öğrenmek oldu” der.
Zavendikli Mustafa Hocamızın yönteminde dışlamak yoktur. Dışlamak yerine muhatabı anlamaya çalışır. Kaybetmek yerine kazanmayı tercih eder. Bir genç gelir kafası karışık, kalbi hayli bulanıktır. Şüpheli ve sert sorular sorar. Bazı hocalar bu genci dışlar.
Hocamız genci sabırla dinler ve der ki: “Evladım senin sorunun imanla değil, yalnızlıktan kaynaklanıyor” der. Ona çay ikram edip ilgi gösterir. Okuması için kitaplar verir. O genç de ileride hafız olup öğretmen olarak görev yapar. Hocamızın firaset ve basireti böyle nice tatlı meyveler verir. Onun en tatlı meyvelerinden birisi de merhum Halil Tatlıgül Hocadır.
İlme sadakat
Soğuk bir kış gününde köyden fakir bir öğrenci kursa gelir. Bunu gören başka bir öğrenci gidip bir ayakkabı alarak ona vermek ister. Hocamız hemen engel olur. ‘’Onu incitecek hayır hayır değildir. Biz ayakkabı değil kardeşlik verelim” der. Akşam olunca vakfın yardım sandığından ayakkabı alınır ve öğrencini kapısına bırakılır. Üzerine bir not yazılmıştır: “Allah ‘tan bir emanet”
Hocamız talebelerini çok sever onlara büyük değer verir. Bir gün yakınlarından biri ona sitem ederek; “Hocam, bu kadar talebeyle uğraşıyor, vakit harcıyorsun, kendi ailene vaktin kalmıyor” der. Hocamız şu meşhur cümlesini kurar: “Benim evladım bir taneyse, bu ümmetin evladı bin tanedir. Talebeler ümmetin yetimleridir.”
Hocamız talebelerini bu kadar çok sevdiği halde yanlışa ve eksiğe karşı da çok duyarlıdır. Hiçbir yanlışın yanlış olarak kalmasını ve bir bilginin yanlış olarak öğrenilmesini istemez. Mutlaka yanlışı gördüğünde uyarır ve bu konuda müsamaha etmez.
Talebelerinden biri Arapça bir metni okurken bir kelimenin harekesini yanlış okur. Ders bitince talebeyi yanına çağırır: “Evladım o kelimenin harekesi eksik kaldı. Harf eksik olursa mana yetim kalır’’ der ve talebeye kitabı verir; “Git doğru okuyarak yarın gel” der. Ertesi gün öğrenci sevinçle gelir. Hoca onu tebrik eder ve şöyle der: “Bugün bir kelimeyi değil, ilme sadakati öğrendin.”
Takva ehlidir
Zavendikli Mustafa Yıldız Hocamız bir alimin bütün ömrünü ilme, ibadete ve insanlara hizmete adamasının en güzel örneklerindendir. Yaşadığı hayatta Kur’an ve Sünnet çizgisine dikkat etmiş, ebedi önder ve örneğinin izini takip etmiştir. Böylece Peygamber Efendimiz’in emanetine ve mirasına cansiperhane sahip çıkmıştır.
Mustafa Hocamız namazlarına; farz, vacip, sünnet, müstehap demeden hepsine birden dikkat etmiş, bilhassa teheccüt namazlarını hiç kaçırmamaya özen göstermiştir. Yatmadan önce abdest almayı adet haline getirmiştir.
– “Hastasın, ayakların üşüyecek diyen” hanımına;
– “Hanım abdestsiz nasıl yatabilirim? Rabbim bütün Müslümanlara yeryüzünü mescid olarak kılmıştır. Hiç mescidin içinde abdestsiz dolaşılır mı?” der .
Mustafa Yıldız Hocamız, 19 Ekim 2009’da 78 yaşında dar-ı bekaya irtihal eylemiştir. Cenazesine on binler iştirak edip onun için hüsnü şehadette bulunmuş, ardından gözyaşları ile dualar etmiştir. Vefatından sonra masasının çekmecesinden küçük bir kağıt çıkar. Üzerinde şunlar yazılıdır: “Allah’ım bana verdiğin ilmi benden önce talebelerime bağışla.”
Ruhu şad, mekanı cennet, makamı ali olsun!..
Recep Uzun/ İrfanDunyamiz.com
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!


