
Mobilyacılar Camiin’den emekli İsmet Demir Hocamız 1942 yılında Konya Ahırlı ilçesi Küçüköz köyünde doğmuş. Hafızlığını 12 yaşında Yalıhüyük’te Hafız Ethem Efendi‘de tamamlamış. Ethem Efendi hakkında şöyle derdi: “Hafız Ethem Efendi bizi okuttuğu sıralarda 85 yaşlarındaydı. Kur’an-ı Kerim’i üç güne bir hatmederdi. Nurlu bir insandı. Ben Türkiye dışında beş İslâm ülkesinde bulundum, onun kadar nur yüzlüsünü görmedim, vardır da ben denk gelmedim.”
Bozkıra yakın Ahırlı köyünde Kör Tevfik Efendi adında Bozkır müftülüğü yapmış büyük bir alim varmış. Çok zeki bir zatmış, bir okuyuşta bir kitabı ezberleyecek kadar dağarcığı varmış. 1954’lü yılında babası onu Ahırlı merkezdeki Tevfik Efendi’nin medresesine götürmüş. Tevfik Efendi onu Muhiddin Efendi’ye yönlendirmiş ve ondan Arapça dersi almış. Daha sonra Seyid Efendi’den ders almaya başlamış ki toplam yedi yıla yakın sürmüş.
Yıllarca ders verdi
19 yaşına kadar bütün ilimleri tamamlamış. 19 yaşına gelince de hocasının yönlendirmesiyle bir köyde imamlığa başlamış. Daha o yıllarda bile çok güzel vaazlar edermiş. Sonraki yıllarda Seydişehir’de müftülüğe başvurup hafızlık mülakatına girmiş ve diplomasını almış. Bundan sonra da Müezzinlik imtihanına girip birinci olmuş.
1977 yılında Müezzin ve Kur’an kursu hocası olanlar imamlık sınavına girebilirler diye bir karar çıkmış. Bu arada ortaokulu da dışardan vermiş. Konya’da imtihanı kazandıktan sonra 8 sene Kulu’da imamlık, fahri vaizlik, müftü vekilliği yapmış. Ondan sonra üç yıl Pirebi Camii’nde ve sekiz yıl da Mobilyacılar camiinde görev yaptıktan sonra emekli olmuş.
Yıllarca Konya’da ilçe müftümüz başta olmak üzere hocalarımıza dersler verdi. Vaizler, müftüler yetiştirdi. Bizim de İsmet Hocamızla yolumuz, Mobilyacılar camiinde imam iken kesişmişti. Biz çocuklarımızla üçümüz onda okuduk. Eski zor yıllardan bu yana çok talebe okutmuştu. Biz de halkasına dahil olduk. Bir gün İlahiyatta vaaz edince Koçkuzu Hoca odasına götürmüş, tanışmışlar ve ilmine hayret etmiş.

Takva ehliydi
Hizmet içi kurslarda Hasan Hüseyin Varol Hocamla beraber oldular. Mübarek çok ehli takva idi. Ehli Sünnet’e çok düşkündü. Hadislere değer vermeyen, mealden kafasına göre mana çıkartanları hoş karşılamazdı. Alimlerden hele mezhep inanlarından sanki yanlarındaymış gibi çok örnekler anlatır, onları çok sever ve aralarındaki tatlı tartışmaları saatlerce anlatabilirdi. Onun sohbetlerinde, insan kendisini içinde kaybeder.
Onca ilmine rağmen çok tevazu sahibiydi. Onu uzaktan gören sıradan bir insan zannederdi. Böyle gizli bir alimdi. Kendisini hiç belli etmezdi. Bizim küçük oğul okula gitmeden çekimleri ezberlemişti, ona çok ilgi gösterirdi. Büyük mahdum ise İHL’de idi ve bir hayli okudu elhamdülillah. Arapça fıkıh başta olmak üzere birçok dersler alındı.
Hayatı boyunca kenarda kıyıda kalmayı tercih ederek tanınmamayı kendisine şiar edinmişti. “Çantadan profesör” denilen ilim ve hikmet yüklü alimlerden birisiydi. Ona yıllar önce evinde misafir olmuş, onunla bir mülakat yapmış idik. O gün kendisine, zamanın kuvvetli alimlerinden Ahırlı Tevfik Efendi’yi sorduğumuzda şöyle anlatmıştı:
Ahırlı Tevfik Efendi
“Tevfik Efendi çok zeki bir insandı. Hocam Seyit Efendiye demiş ki: Ben bir cüzü bir saatte ezberlerim. Yani üç dakikada bir sayfa ezberliyor. Sanki fotokopi gibi. Üç hocadan okumuş. Birinci hocası Konya’nın ilk Cumhuriyet müftüsü Yalvaçlı Ömer Vehbi Efendi. Mecelle müderrisidir. Diğer hocası Sivaslı Ali Kemali Efendi. O da mantık müderrisi. Mizanü’l Mantık adında kitabı vardır.
Diğer bir hocası da Denizli Tavaslı’dan Osman Efendidir. Şam, Bağdat, Mısır’da tam 35 sene ders almış, Konya’ya döndüğünde 52 yaşındaymış. Usulü Fıkıh’ı ondan okumuş, Tefsir sahibi Konya’lı Mehmet Vehbi de ondan okumuş. Bu adam Usulü Fıkıh’ta yekta. İşte bu üç hocadan okumuş. Bize onda okumak nasip olmadı. Vefat etti. Ama bizim hocamız da onun en iyi talebesi idi.”
O gün İsmet Hocam anlatmıştı, hocası Tevfik Bilge Efendi İstanbul’da Elmalılı Hamdi Yazır’la ilmi tartışma yapacak kadar alimmiş. Onun hakkında; “Konya’dan bir kör Tevfik bütün ilimleri aldı gitti” derlermiş. Tevfik Efendi’nin Elmalılı Efendi’yi ziyaretini şöyle anlatmıştı:
Elmalılı ziyareti
“Bozkır’da manifaturacılık yapan bir Hacı Hafız var. Hoca Efendi Bozkır’a geldiğinde onun evinde misafir olurmuş. Tabii Bozkır müftülüğü de yapmış. Onunla İstanbul’a gitmişler. Gel demiş küçük Hamdi’yi ziyaret edelim. Küçük Hamdi de Elmalılı Hamdi Yazır oluyor. Elmalılı Hamdi Yazır’ın hocasının adı da Hamdi imiş. Ondan ayırt edilsin diye kendisine küçük Hamdi, hocasına büyük Hamdi derlermiş.
Evine gidip zili çalmış, kapıyı talebesi açmış. ‘Bir gözü kör hoca geldi deyiver’ demiş. O da söylemiş. Karşılamış. Elmalılı Hamdi Yazır demiş ki: ‘Duydum ki Konya’da ulemanın çözemediği konuları çözen gözü kör olan bir âlim varmış, o siz misiniz?’ demiş. Böyle konuşurken bir konu hakkında münazara etmeye, hafiften tartışmaya başlamışlar.
Hacı Hafız kavga edecekler diye korkmuş. Ama öyle değil tabii. İlim bu. Çok emek ister. Bu tartışmanın sonunda Elmalılı Hamdi Yazır; “Senin benden kalır bir yanın yok’ demiş. Tevfik Efendi de Elmalılı Hamdi Yazır’a; ‘Tefsirinizi okudum, 400 senedir böyle tefsir yazılmadı, çok beğendim ama bir ayette 12 tevil vardı, onu yazmamışsınız’ demiş. O da; ‘Tevfik Efendi ben onun 22 çeşit tevilini bilirim ama ömrüm vefa etmez diye kısa tuttum ve 9 ciltte bitirdim, yoksa o, 37 cilt olması lazımdı’ diye cevap vermiş.”
Bunlar dâhidir
Hocam İsmet Efendi’nin söylediğine göre Ahırlı Tevfik Efendi bir Bediuzzaman’ı bir de Elmalılı Hamdi Yazır’ı takdir edermiş. “Bunlar dahidir” dermiş. Bir de Konya’da Islah-ı Medaris baş müderrisi Ziya Efendi varmış, ondan da bahsederdi. Yani şimdiki zamanın rektörü… Çok zeki bir zat imiş; Mekke’de vefat etmiş. Hicaz alimleri onu çok takdir edermiş.
İlim erbabı, bir konu açılınca çok bereketli mevzulara iniyor. Alimlerden ve eserlerinden bahsettikçe konular derinleşiyor, hayatımıza ışık tutacak çok güzel ve tatlı bahisler ortaya çıkıyor. Eski alimlerin farklı görüşlerini anlatırken bile onların birbirlerine nasıl saygı duyduklarını anlıyoruz. Bunun bile ilim terbiyesinin bir gereği olduğunu ifade etmişti hocamız bize.
“İlim, başta sabır ister. Âlim olmak kolay değildir. Ama âlim olmakla kalmamalı, salih olmalı. Yani salih amellerle ilmi devam ettirmeli. Eğer bir kimse ilim tahsil ettiği halde amelleri güzelleşmiyor, tevazuu artmıyorsa onu yük ediniyor demektir. Rabbimiz sizlere Efendimizin dualarında geçtiği üzere faydalı ilim nasip eylesin.” İşte bunlar da Hocamızın o günkü son nasihatiydi.
Muzaffer Dereli/ İrfanDunyamiz.com
İslam Alimleri ↗
Kıymetli İslam alimlerini tanıtan birbirinden güzel yazılar okumak için tıklayın.
Abide Şahsiyetler ↗
İslam’ın çilesini çekmiş öncü şahsiyetlere dair yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!


