Ahmet Rasih Uslu hocanın örnek hayatı

İlk mektebe başladığında okuma ve yazmayı hemen öğrenir. Öğretmenin okuması için vermiş olduğu mecmuayı ertesi günü ezberler gelir. Öğretmenleri Hocaefendinin üzerine titrerler ve mektebi bitirme imtihanında birinci olarak tüm derslerinden pekiyi alarak mezun olur.

Hocaefendi evinin gündelik işleriyle koyun kuzu çobanlığına devam ederken dini bilgilerini, Kur’an eğitimini babası İdris Hocaefendi’den tamamlar. Gençlik yıllarında terzi çıraklığı ve kalfalık yaptıktan sonra kısa sürede usta olur. Kendi dükkanını açar. Hocaefendi nişanlanır. Kayınpederine üç yıl hizmetkarlık yapar ve evlenir.

Askerliği müteakip içinde duyduğu ilim ateşi ile Yunak Piribeyli köyüne ilim tahsiline gitmek ister. Üç çocuk babasıdır. Aile efradı gitmesine pek razı olmaz. “Farz edin ki ben askere gidiyorum” der. Kararlı duruşu ilim aşkı sevdasından vazgeçiremez. Gündüz hocasının bağ bahçe işlerinde çalışır ve tedbiren gece kandil ışığında tedrisatını tamamlar.

Oğullarının vefatı

Hocaefendi’nin iki oğlu büyümüş, serpilmiş, delikanlı olmuştur. Büyük oğlu Ali hastalanır. Karnında dayanılması güç, tahammül edilemeyen bir ağrı vardır. İlçede bulunan doktor apandis düşüncesiyle Akşehir Devlet Hastanesi’ne sevk eder. Zamanın vasıtası jeep bir ahbabı vasıtasıyla kiralanıp getirilir. Hocaefendi oğluyla birlikte jeepin arka koltuğuna oturur.

İlçeden çıkalı henüz 2-3 km olmuştur ki Ali babasının kucağında darulbeka alemine göçer. Hocaefendi jeepi durdurur. İki rekat şükür namazı kılar, oğlunu kendi elleri ile yıkar namazını kıldırır ve defin eder. Büyük dağın büyük imtihanı işte böyledir. Nasıl bir sabır, tahammül nasıl bir teslimiyet, nasihatleriyle herkesi teselli eder.

Ali’nin rahmetli olmasının seneye devriyesi iken diğer oğlu Akif hastalanır teşhis ve tedaviye başlanır. Fakat her geçen gün oğlunun rahatsızlığı artmaktadır. Çok geçmez Yusuf Amca acı haberi getirir; ‘’Hocam oğlun rahmeti rahmana kavuştu başın sağ olsun’’ der. Hocaefendi; ‘’İkindi ezanı okunuyor namazı kılalım cenazeyi teşyi ederiz’’ der. Büyük bir teslimiyet ve huşu ile namazı eda eder. Yine kendi elleriyle oğlunu yıkar, namazını kıldırır, kabre yerleştirir. Yasinler okur, dualar eder.

Asker hatırası

Hocaefendi askerliğini İstanbul‘da yapmıştır. Hizmet gayret ve dürüstlüğünün neticesi komutanları onu çok sever. İslam’ı hakkıyla yaşar ve temsil eder. Camide imamlıkla beraber terzihanenin de sorumlusu olur. Herkesin hizmetini büyük bir gayretle yerine getirir. Çok sevdiği hemşerisi asker arkadaşıyla beraber karşılıklı olarak yüzüklerini değiştirirler.

Askerlikten yaklaşık 60 yıl sonra arkadaşıyla karşılaşır hatıralar yad edilir. Arkadaşına; “Senin hediye ettiğin yüzük burada, benim verdiğim yüzük nerede?” der. Arkadaşı şok olmuştur, heyecanlanır, dili tutulur, ağlamaya başlar. “Demek beni hiç unutmadın emanetime sahip çıktın, beni hep hatırladın, dua ettin” der ve ellerine kapanır.

Bu halin üzerine Hocaefendi çok sevdiği Doktor Mustafa Baybal Abi’nin bir hatırasını anlatır. Doktor Baybal tıp öğrencisi arkadaşıyla Ramazan başında Konya‘ya dönerken çok sevdiği arkadaşı istasyonda ona ekmek hediye eder. Baybal Abi ekmeği yemez, eve getirir, ekmeği otuz parçaya ayırır. Her gün arkadaşının hediye ettiği ekmekle iftar eder arkadaşım çok sevap kazansın diye.

Sohbetleri

Hocaefendi’nin olmazsa olmazı günde iki kere yaptığı sohbetler için kardeşlerimiz günler, aylar önce sıraya girerlerdi. Hocamızla anlaştığımız saatte, tam dakikasında kapıda olurduk. Sohbet mahalline gidilince büyük bir tevazu ve gülümseme ile herkesin hali hatırı sorulur, ikramlar kabul edilir, hocaefendilerin okuduğu Fetih Suresi dinlenir, Fetih duası yapılırdı.

Herkese kabiliyet ve durumuna göre iltifat edilir. Toplumda miskin, garip ve mahzun kardeşlerin gönlü alınırdı. Paşa, kaptan, pilot gibi rütbeler verilerek onurlandırılırdı. Sohbetleri ser talebesine kitaptan okutur, gerekli gördüğü açıklamaları izah eder, lüzüm arz ettiği soruları malum muhataplarına sorar doğru cevabı ödüllendirirdi.

Sohbetin akışına göre bazen başlanan Bedir Gazvesi kitabı baştan sona okunurdu. Salavatlar getirilir güzel kokular ikram edilir, ilahilerle hüzünlenilir, dugulanılırdı. Gül suyu bombardımanı ile büyük- küçük, zengin- fakir harman olur, belediye komutuyla ikramlar kapışılırdı.

Tedbirliydi

Hocaefendim tedbire çok riayet ederdi. Zira altı bin nüfuslu küçük bir ilçede, herkesin bir birinin evinde ne yemek piştiğini bildiği bir beldede, karda yürür izini belli etmezdi. Hizmetin ilk yılları köylere, mahallelere ve ziyaretlerine devamlı gittiği Seyid Ahmet Hazretlerine yayan gidilirdi.

Ramazanda iftar açılır akşam namazı kılınır ve sohbet mahalline evlerin saçakları altından hızla gidilirdi. Merhum İzzet Hocaefendi’nin mevlit kitabını yanından hiç ayırmazdı. Yenice köyüne ziyarete giderken harmana gider gibi omzuna dirgen alır. Harman mahallesine giderken bahçe sulamaya gider gibi omzuna kürek alırdı.

Komşularla iyi geçinmeyi hizmetlerini karşılıksız görmeye bağlar, hediye ve ikrama çok önem verirdi. ‘’Ağzından çıkana sahip ol kafan salim olsun’’ düsturuna önem verir, lüzumsuz hiçbir gayri ihtiyari hale fırsat vermezdi. Hocaefendi’nin özel hayatı hiç olmadı. Çarşı pazar park panayır hiçbirine gitmedi.

Topluma faydalıydı

Allah celle celaluh, rahmet eylesin, kendi çocuklarından daha çok kardeşleriyle beraber oldu. Onların her derdine veda hastalarına şifa, borçlarına eda oldu. Sohbetine gelen caniler, eşkıyalar, ahlaksızlar, edepsizler ıslah oldu. İmanlarını tazeleyip din-i İslam’ı öğretti. Namaza, sohbete başlatıp hizmet eden topluma faydalı insanlar haline getirdi.

Hocaefendi’nin hayatında kahkaha ile güldüğünü kimse görmemiştir. Fakat yüzünden tebessümde hiç eksik olmamıştır. Sünnete önem verir, her sünneti tavizsiz yaşar ve yaşatırdı. Nafile ibadete dikkat eder, teheccüd namazını kaçıranı haftada bir gün kurulan ilçe pazarında alışverişi kaçırana benzetirdi.

Elhamdülillah şimdi talebeleri her camide akşam namazından sonra hep evvabin namazını büyük bir aşk ve şevketle kılıyorlar. Ağabeylerimizden biri vakit namazında namaza başlayan tarla komşusunu görür ve sevinir, hayretini gizleyemez. Kardeşlerimiz de iki yıldır tarla komşusunun sohbetlere devam ettiğini söyler. Abimiz heyecanı bastıramaz ve “Demek benim tarlamın iki yıldır geçilmediğinin sebebi anlaşılıyor” der.

Hasretle beklerler

Hocaefendi hasta ziyareti için yaklaşık sekiz km mesafede bulunan Yendiğin köyüne acilen yaya olarak gitmek zorunda kalır. Hizmet eden ağabeyler merkez mahallede gündüz sohbeti için  randevu vermiştir. Yendiğin köyüne yaklaşılmıştır. Fakat ortalığı koyu bir sis kaplamıştır. Göz gözü görmez bir hal. Yollarını şaşırırlar ve köyü bir türlü bulamazlar. Zira merkez mahalledeki abiler Hocaefendi’yi hasretle ve heyecanla dua ederek beklemektedirler.

Ev sahibi Kıyak amca büyük bir telaş ve panik içindedir. Zira bütün hazırlıklar bitmiştir. Daha önce verilen sözden hoca efendiye bahsedilir. Hocaefendi tebessüm eder ve boynunu büker. “Daha önce defalarca geldiğimiz köyü bulamadık. Aşığın maşuğunu ayağına çağırması böyle olur” der ve yaya olarak geri dönerler, davete icabet ederler.

Gönül alırdı

Hocaefendi şanı şöhreti hiç sevmezdi. Kendini hep gizledi. Gökyüzünde ışığını belli etmeden kayan bir Süreyya yıldızıydı. Cenabı hak beldelere sahabe hayatı yaşayan örnek şahsiyetler ikame ettirmesi, o bölgeler için özel bir lutf-u ihsanı olsa gerek.   

Âmâ Adem abi onu şöyle anlatıyor: “Hocam babamdı, anamdı, canım ciğerimdi, sığınağımdı koruyanımdı velhasılı her şeyimdi. Genç yaşta kaza ile gözlerimi kaybettim ama oldum. Herkesin eğlencesi maskarası ve başkakıncı iken Hocam elimden tuttu, kol kanat gerdi. Dinimi, imanımı, ahlakımı, ilmimi ve irfanımı her şeyimi Hocamdan öğrendim. Beni devamlı suretle arar, ihtiyaçlarımı temin ettirir gönlümü alırdı.

Benim en büyük saadetim hocamla olan beraberliğimdi. Hep huzuru, tadı, muhabbeti, marifeti, heyecanı Hocamla beraber yaşadım. Evime her teşriflerini lütuf bilir, kurdurduğum turşuyu bile hocama tattırarak açardım. Her halim kâlim hocamdı. Bir insan ancak bu kadar veli nimet olur ve ancak bu kadar sevilir. Her halime hal olurdu.” 

Çocuklara taşlatırlar

Hocaefendi’nin sevenleri ve gönül halkası devamlı genişler. Memleket şiddetli muhalefet hizmetlere tahammül edemez ve Hocamıza Mekke devri kuşatması uygulanır. İhtiyaçları karşılanmaz, alış veriş yapmazlar. Mağdur edilir ve dışlanır. Her şeye rağmen hizmete devam etmektedir.

Kemer köyü yaklaşık beş km’dir. Yaya olarak dostları ile giderler. Fakat köy muhtarı köyün tüm çocuklarını köy girişine toplamıştır. Hocaefendi köye girerken çocuklara taşlatır ve köye sokmaz. Hocaefendi hepsine hayır dua eder ve geri dönerler.

Çok üzülmüşlerdir fakat gün gelir köyün genelinde sohbet halkaları kurulur. Hiç unutmuyorum bir metre kar içinde el ele tutuşup köye Allah Allah diyerek ziyarete gidilmişti.

Hastaneye gidilir

Kalp ve mutat kontrol için hastaneye müracat edilir. Doktorların; “Hocamızı misafir etmek istiyoruz” beyanı ile yatış işlemleri başlatılır. Tedavi devam ederken doktorlar tüm hastane personeli stajyer öğrenciler ve gönül dostları akın akın dolar taşar.

İstirahat etiği özel odasında yemek yerken kapıyı kapatmak isteyen damadı Hayri Abi’ye; “Kapıyı kapatma, belki misafir gelir, soframı ziynetlendirip bereketlendirir” der.

Mahcup çekingen bir tavırla utanarak ziyaretine gelen iki hemşire hanım Hocamızdan dua ister, geçmiş olsun dileklerini bildirir. Hocamız şefkatle; “Namaz kılarak duama yardımcı olun” der.

Çare arardı

Rasih Efendi zamanında müftü ve vaiz olabilecek ilme ve donanıma sahip olmasına rağmen Kur’an kursu muallimliğini tercih etmiştir. Bu vesile ve hizmetiyle fahri olarak vaizlik vazifesini de yerine getirip pek çok öğrencisini mezun vermiştir. Hocam bölgesinde bulunan Allah diyen herkesin kursağında emeği vardır.

Ziyaretine gelen herkesi ders arası tenefüste kabul eder, ikramda bulunur, derde derman gönle şifa hallerine hal çaresi olurdu. Teslimiyet ve hizmet ehlini çok severdi. “Ben bu güne kadar Hocamın hiçbir dediğini yorumlamadım” diyen ser talebesinin halini takdir eder gıyabında memnuniyet ve dua ederek bahsederdi.

Merkebini kaybeden bir kardeşimiz Hocamızı utana sıkıla ziyarete gelir, fakat maruzatını bir türlü arz edemez. Hale vakıf olan Hocaefendi dışarı çıkar, bir müddet sonra gelir. Kardeşimize; “Müjdemi isterim eşeğin bulundu, huysuz olduğu için getiremedim bahçede bulunan ağaca bağladım” der. Kardeşimizin eşeği her şeyidir sevinçle gider tarif edilen yerde eşeğini eliyle koymuş gibi bulur.

Hizmet ve gönül ehli abilerimizden birinin arabası çalınır. Aramadık yer kalmaz. Nihayet çaresizlerin sığınağı Hocaefendi’ye gelinir, durum arz edilir. Kısa bir tefekkürden sonra; “Uşak şehir girişindeki tabelanın yanında” der. Abiler hemen giderler. Tarif edilen yerde arabayı bulurlar. Arabayı çalan hırsızlar aracın benzini bittiği için terk edip kaçmışlar.

İsrafı sevmezdi

Hocaefendi israfı hiç sevmezdi. Yemek yerken tüm sünnetleri yerine getirirdi. Tabaklar sıyrılır, içerisine su dökülür içilirdi. Abdest alırken ibrik ve leğen kullanır, kıbleye karşı döner, abdest azalarını itina ile yıkar, huşulu bir namaz kılmanın şuurlu bir abdestle başlayacağını anlatırdı. Elektriği ihtiyaç halinde açar, okunacak yazılacak ya da bir hizmet yoksa karanlıkta oturur tefekkür ederdi.

Hocaefendi ilim ehlini sever, insanın tüm ömrünü namaz ilmine verse ömrünün kifayet etmeyeceğini anlatırdı. Her gün vakit namazlarıda ve sair zamanlarda İnşirah Sûresi’nin on on beş kere okunmasını söylerdi. Zira sadırda oluşacak genişlik ve hadiselere karşı sabrın ve tahammül gücünün artacağının önemle üzerinde dururdu.

Kur’an hizmetiyle beraber Hocaefendi rızkını temin için terzilik zanaatını icra etmektedir. Memleketin en iyi ustalarındandır. Eşine düğün hediyesi olarak sadece numunesini gördüğü mahalli elbise olan şalvar ve entariden oluşan kadife takımı aynı gece içerisinde diker, sabah hediyesini takdim eder…

Çocuklara ayrı ayrı dua eder, sohbette ve yol güzergahında sıraya geçen sabileri şekerle sevindirirdi. Ziyaretine gelen herkese ikramda bulunur, ayna ve tarağı hediye ederdi.

1974 yılında Muhammet Ali’nin boks maçını seyrettirmek için abilerle sabaha karşı saat 4’te televizyonun karşına geçerler. Hocamın ilk ve son televizyon seyredişidir. “Bir ara kendimi kaybetmişim. Rabbime bu haldeyken emanetini almadığı için şükür ve tövbe içindeyim” demişti.

Terzi dükkanı Kur’an hizmetleriyle beraber sohbet ve muhabbetin zirve yaptığı yer haline gelmiştir. Komşusu bir gün heyecanla ve telaşla koşarak gelir, panik içinde evinin yandığını söyler.

Hocaefendi gayet sakin ve vakur bir davranışla yanında bulunan Hüseyin Hocaya arkadaşında bulunan hortumu alıp eve yangını söndürmeye gitmesini söyler. Eşin dostun yardımıyla yangın büyümeden söndürülür. Bir müddet sonra Hocaefendi çıkar gelir. geçmiş olsun dileklerini kabul eder. Kardeşlerinin yardımıyla yanan yerler tamir edilir.

Zor günler

Hocaefendi gönül dostlarıyla halkasını genişletmeye çalışırken bir taraftan Kur’an eğitimi diğer taraftan evinin gündelik işleriyle beraber ailesinin rızkını temin için terzilik yaparken, elbiseler harman veresiyesiyle dikilmektedir.

Fakir olan müşterilerden tahsilat yapılamamakta harman hakkı bile toplanamamaktadır. O günlerden bahsederken; “Çocuklarıma çok istediğim halde üzüm alamadım, bir saatim olsun çok istedim” der duygulanarak anlatır hüzünlenirdi.

Ziyaretine gelen Piribeyli hocasını ağırlamak için evin yumurtlayan tavuğunu kesiyor ama maalesef pişirecek yağ yok. Tavuğu kendi yağıyla kendi elleriyle pişiriyor ve hocasını ağırlıyor.

İslami düğün

Hocaefendi gönül dostlarından Arslan emminin düğün başıdır. O güne kadar yapılan tüm düğünler çalgılı ve oyunludur. İslam usulüne göre sohbetle ve mevlitle düğünü başlatır. Üç beş gönül dostuyla dualar edilir, ilahiler söylenir.

Düğüne gelen akraba ve komşular hayretlerini gizleyemezler. “Davulcu parası bulamadınız mı?” diye sitem ederler. Muhataplara vaziyet münasip bir lisanla anlatılır. Allah’ın emri ve Peygamberimizin sünnetine uygun merasimler yapılmaya başlanır

Adı Murat olsun

Abilerden birinin 5 kız çocuğu vardır. Eşinin çocuk beklediğindende haberi yoktur. Hocamızın sohbet bitişinde ayrılık için el öpülürken; “Muradın gerçekleşecek adını Murat koy” diye müjdeyi verir. Evine geldiğinde müjdeyi verir müjdeyi alır. Heyecanını yenemez ve sadakalar dağıtır.

Vefatı

“Kabirdeki haşerata yiyecek götürmeyeceğim” diyerek Hocaefendi çok zayıfladı ve halsiz düştü. Sandalyeden yapılan tahterevalli ile sohbetlerine son güne kadar devam etti. Sohbetler genellikle son nefes vedalaşma ve helalleşme üzerine zuhur ediyordu.

Bir Perşembe sabahı abdestini aldıktan sonra kıbleye yönelerek “Allah” deyip yüz akıyla emaneti teslim etti. Namazı çok büyük bir cemaat kıldı. Çok iyi biliriz, pek iyi biliriz, hakkımızı helal ediyoruz. Allah’ın dinine hizmet etti tüm ömrünü vakfetti. Hiç özel hayatı olmadı dedik ve şehadet ettik.

Not: Bu yazı Necdet Baştoklu’nun karamandan. com sitesindeki 03.04.2017 tarihli yazısından kısaltılarak derlenmiştir. Başlıklar sitemize aittir. Yazının tamamı ilgili sitededir.

Necdet Baştoklu

İrfanDunyamiz.com

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Uçak kazası ve annemin rüyası…

Ülkemizin önemli ilim adamlarından Prof. Dr. Yücel Oğurlu Hoca hayatında hiçbir zaman unutamadığı, yıllar önce …

Bir yorum

  1. Rasih hocamın bir oğlunun adı muhammet akif ti severken muhammedim diye sever kızınca akif diye kızarmış böyle bir peygamber aşığı gönül insanıydı onu köye sokmayan muhtarın bir kaç gün sonra camiinde vaaza gittim ilahiyat son sınıf öğrencisiydim 1983 yılı vaazda bir alime yapılan saygısızlığın vebalini ve manasını anlattım muhtar çok duygulandı bilmiyordum yanlış ankatıldı dedi ve telafi sözü verdi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.