Diyanet Ansiklopedisinin Mehdi konusundaki…

Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz, İslam Ansiklopedisi’nin “Kıyamet Alametleri” maddesinde şöyle demektedir: “Deccâl, mehdî ve nüzûl-i Îsâ gibi hârikulâde olayların kıyametin ansızın vuku bulacak olması gerçeğiyle bağdaşmadığını söylemek gerekir.”

Burada müellif çok ciddi bir mantık hatası yapmaktadır. Zira kıyametin alametlerinin olması kıyametin ansızın kopmasına engel değildir.

Müellif her ne kadar kıyamet alametlerini kıyametin ansızın vuku bulacak olması gerçeğiyle bağdaştıramadığını söylese de Kur’an bunu bizzat kendisi bağdaştırmıştır:

“Onlar (yola gelmek için) kıyamet vaktinin ansızın gelivermesini mi bekliyorlar? Hâlbuki onun alâmetleri geldi.” (Muhammed suresi 18)

Şayet ansızın gelmesine engel bir durum olsaydı bu ayette alemetlerin geldiği bildirilmezdi.

Bu maddeyi yazan müellif burada Mehdi’nin gelmeyeceği algısını oluşturmak için ayrıca şöyle demektedir: “Buhârî ve Müslim gibi hadis âlimleri eserlerinde mehdî hakkındaki rivayetlere yer vermemişlerdir”

Müellife şu soruyu sormak istiyoruz. Mehdi konusunda rivayet olmadığını özellikle vurgularken kıyametin ansızın kopacağı gerçeği ile bağdaştıramadığınız Deccal ve Nüzul-i İsa konusunda Buhari ve Müslim’de rivayet bulunduğunu niçin özellikle vurgulamadınız? Buhari, Büyü, 102’de nuzul-i İsa’dan bahsedilmekte. Müslim, Fiten, 39,40’ta ise hem nüzul-i İsa hem de Deccal’den bahsedilmektedir.

Burada müellif niçin diğer kaynaklardan bahsetmeyip; “Buhârî ve Müslim gibi hadis âlimleri eserlerinde mehdî hakkındaki rivayetlere yer vermemişlerdir” diyerek algı oluşturma yöntemini tercih etmiştir?

Bu konuda çağımızın önemli Hadis âlimlerinden Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir şöyle demektedir: “Mehdi hadislerini Kütüb-i Sitte İmamlarından dördü başta olmak üzere diğer ünlü muhaddisler kitaplarına almışlardır. Bunlar, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn Mace, Ahmed İbn Hanbel, İbn Hibban, Hakim En Nisaburi, Taberani, Ebu Ya’la El Mevssıli, Bezzar, İbn Ebu Şeybe gibi ünlü muhaddislerdir.” (Hadis Karşıtları Ne Yapmak İstiyor, s. 336)

Ayrıca Müellif; “Mehdînin zuhuruna ilişkin Tirmizî ve Ebû Dâvûd rivayetlerini nakleden râvilerin güvenilir olmadığı cerh ve ta‘dîl âlimlerince belirtilmiştir” diyerek bu hadislerin sahih ve güvenilir olmadığı algısı meydana getirmektedir.

Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir ise bu hadislerin hem sahih hem de mütevatir olduğunu söylemektedir. Bu konuda şöyle der: “Mehdi konusunda Resulullah sallellahü aleyhi ve sellem’den pek çok sahih hadis rivayet edilmiştir. Mehdi hadislerini bir iki sahabi değil, otuzdan fazla sahabi rivayet ettiği için bu hadisler mütevatır seviyesine ulaşmıştır.” (Hadis Karşıtları ne Yapmak İstiyor, s. 335) Yaşar Kandemir bu rivayetlerin sahih olduğuna dair Hadis alimlerinin görüşlerini de eserinde sıralamıştır.

Mehdi ve Mesih hadislerinin sıhhatleri konusunda Doç. Dr. Ebubekir Sifil’in görüşü şöyledir: “Konu ile ilgili rivayetlerin tamamının sahih ve bağlayıcı olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu sorunun cevabını ‘hayır’ olarak versek bile bu durum şu gerçeği değiştirmeyecektir: İslam’ın ilk kuşaklarında Mesih ve Mehdi meselesi yaygın olarak bilinen, inanılan ve dilden dile dolaşan bir meseledir ki bu kadar rivayete konu teşkil edebilmiştir.” (Ebubekir Sifil, Müslümanca Bir hayat İçin, s,112)

Müellif; “Mehdî inancının oluşmasında Ehl-i beyt’e mensup imamlara yapılan eziyetlerin ve müslümanlar arasında meydana gelen üzücü olayların etkisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Bu inancın ilk defa Şîa’da görülmesi bunun bir delili sayılmalıdır” diyerek bu inancın şiadan geldiğini ima etmektedir.

Oysa bu da çok desteksiz bir iddiadır çünkü şia ve Ehli Sünnet kaynaklarında bahsedilen Mehdi arasında birçok farklar bulunmaktadır. Hiçbir alakası yoktur. Bu konuda Yaşar Kandemir şöyle demektedir: “Şiilerin beklediği mehdi ile Ehl-i Sünnetin beklediği mehdi arasında hiçbir benzerlik yoktur. Şiilerin mehdisi onların inancına göre on iki imamın sonuncusu olan Muhammed İbn Hasan El Askeri’dir.”(Hadis Karşıtları ne Yapmak İstiyor, s. 354)

Müellif Hazreti Îsâ’nın gökten inişine dair inançlar konusunda ise şöyle demektedir: “Resûl-i Ekrem’in ardından peygamber gelmeyeceği ve her insanın belli bir süre yaşadıktan sonra öleceği gerçeğine aykırı düşmektedir.”

Müellifin bu görüşü esasında Mutezilenin görüşüdür. Nüzul-i İsa hadislerinde onun peygamber olarak ineceğine dair zaten bir ifade bulunmamaktadır. Müslim, İman, 247. Hadisinde Müslümanlar için bir imam olarak gelmeyeceği ifade edilmiştir. Onun tekrar gelmesi hiç ölmeyeceği anlamına gelmediği için burada da ciddi bir mantık hatası yapılmıştır.

Ayrıca Zuhruf Suresi 46. ayetinde Hazreti İsa’nın kıyamet vakti için bir alamet olduğu bildirilmektedir.

Peki burada Müellif’e bir soru daha soralım: az önce Mehdi konusunda “Buhari ve Müslüm’de rivayet yok” derken Nüzül-i İsa konusuna gelince niçin “Buhari ve Müslim’de bu konuda rivayet var” gibi bir ifade kullanmıyorsunuz? Yoksa her şey algı için mi?

Bu algı bizim itikadımıza uymuyor.

Gönül isterdi ki bu madde Ehl-i Sünnet itikadına göre yazılmış olsun.

İrfan Haksöz/ İrfanDunyamiz.com

İstikamet Yazıları ↗

İslam’ın şuur boyutuna vurgu yapan yazıları okumak için tıklayın.

Kaynak Metinler ↗

İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Uçak kazası ve annemin rüyası…

Ülkemizin önemli ilim adamlarından Prof. Dr. Yücel Oğurlu Hoca hayatında hiçbir zaman unutamadığı, yıllar önce …

2 Yorumlar

  1. Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti.
    Zuhruf : 46

  2. Sait ali ekinci

    Değerli Hocam. Her yazının bir algı oluşturmak gibi bir amacı vardır. Sizin yazınız da neticede bir algıya hizmet etmektedir. Algı oluşturmak suç olmasa gerek. Önemli olan sağlam bir temele dayanıp dayanmadığıdır.
    Bu hatırlatmadan sonra konuyla ilgili de bir kaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.
    1.Mehdi rivayetlerinin Buhari ve Müslimde yer almaması, sadece zayıf olduklarını göstermez aynı zamanda sonraki dönemlerde üretildiğini de ortaya koymaktadır. Madem yazınızda bahsedildiği kadar mütevatir ise (Ki mütevatir olmaları mümkün değildir bunlar hem ahad haber hem de fiten hadisleridir. Fiten hadisleri akaidde delil olamazlar.) Buhari ve Müslim yıllarca İslam dünyasını gezip hadis derlemişlerdir. Bu hadislere neden denk gelmemişler? Mehdi rivayetlerinin sağlam olmadığının güzel bir kanıtıdır.
    2.Nuzuli İsa ve Deccal rivayetlerinin Buhari ve Müslimde yer alması, olayı bitirmekte midir? İsa’nın kıyamette geleceği, şahidlik yapacağı K.Kerimde de geçiyor. Bunda sorun yok. Sorun, Kıyamet gününü bu dünya zannetmektir. K.Kerimde geçen Kıyamet ile ilgili ayetlerde Sur’a ikinci üfürme ve yeniden diriliş ile ilgilidir. Kıyam ayağa kalkmak, kıyamet de kalkıştır. Bizim yaygın şekilde “kıyametin kopması” diye tarif ettiğimiz olaya K.Kerim “saat” diyor. Ayetlerin bağlamı incelendiğinde görülecektir ki “saat” ile bu dünyanın sonu kastedilmektedir. Bu ayetlerde de İsa’dan da Musa’dan da bahsedilmemektedir. Sadece Kıyamet günü İsa’nın şahitliğinden bahsedilmektedir ki o gün hepimiz kalkacağız ve ilgili konularda şahitlik yapacağız.
    3. Tevrat’ın müjdelediği Mehdi geldi: Hz.İsa. İncil’in müjdelediği Mehdi de geldi: Hz.Muhammed. s. Ancak K.Kerime göre “Muhammed rasulullahtır ve Nebilerin sonuncusudur (Ahzab, 40)”. “Din tamamlanmıştır.” Dolayısıyla Hz.Muhammed (s)’den sonra Nebi yani haber getiren olmayacaktır.
    4.Hangi isim ve sıfatla kim gelirse gelsin bir ayeti iptal ederse kabul edemeyiz, bir ayete de ekleme yapmaya çalışırsa kabul edemeyiz. O halde kim niye geliyor? K.Kerim’in hükmü kıyamet gününe kadar geçeli değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.