Eyüp Sultan’da kabul olur dualar…

1944 yılında, zulmün tam da zirve yaptığı bir zamanda Bursa’nın Keles Nahiyesi (şimdi ilçe) Dağdemirci Köyü‘nde Nazmi Hoca’nın babasının evinde gizlice Kur’an öğretiliyormuş.

O zamanlar ajan gibi çalışan eğitmen şikayet edince nahiye müdürü Kur’an okutan amcasını çağırmış. “Sizin hakkınızda şikayet var” deyince Kur’an eğitimine son verilmiş.

Nazım Hoca diyor ki: “Annem, amcama ve babama aynen şöyle söyledi: ‘Eğitmen, müdür, devlet okutmayın diyor ama Allah okutun diyor. Neye mal olursa olsun bu çocukları okutacağız.’

Babam; ‘Hanım! Falancayı şikayet ettiler, üç ay sonra geldi, şimdi sakat. Falan komşuyu götürdüler, aylarca haber yok. Bu durumda nasıl okuturuz?’ dedi.

Annem kararlıydı; “Siz ahırda ineklerin içerisinde okumaya devam edin. Ben köpeklerin bağlarını çözeceğim, eve kimseyi yaklaştırmayacağım.”

Derken aylarca böyle devam ediyorlar derslere.

O dönemleri yaşayanlardan dinleyince yüreklerimiz iyice burkuluyor. Bir başka yaşanmış kesit anlatayım sizlere.

Evini taşlattılar

Cumhuriyet döneminin ilk hafızlarından olan Emin Aslan Hoca Orhaneli’nde talebe okutmaya başlamış. Bu haberi alan talebeler oraya gitmişler. İşte o kursa giden öğrencilerden birisi olan Celalaledin Âbi (soyadı Âbi) şöyle anlatıyor:

1950 seçimlerine yakın siyasiler kursumuza geldiler. Emin Aslan Hocaefendi’ye baskı yaptılar; ‘Öğrencilerin partimize çalışmasını istiyoruz’ dediler.

Hocamız; ‘Ben öğrencilerimi siyasete alet etmem’ deyince ortalık karıştı. Hocanın bütün talebelerini dağıttılar. Halk tarafından Hoca’ya verilen 34 lira maaşı da kestirdiler.

Yapılan zulüm yetmemiş gibi, bir de gece yarısında Hoca’nın evini taşlattılar. Derken Emin Hoca’yı göç etmeye mecbur bıraktılar.”

Aman ormancı

Ömrünün son yıllarında Emin Hoca’yla tanışmak bize de nasip oldu. Biz tanıdığımızda gözleri âmâ idi. Haftada bir kere ziyaretine giderdim, çok güzel şeyler anlatırdı. Hocamızdan duyduğum şu hikayeyi buraya aktarmak istiyorum:

“Hafız olduktan bir zaman sonra ilçemize merhum Ahmet Hamdi Akseki Hoca, müftü olarak geldi. Bana; ‘Yanına bir arkadaş bul, size Arapça öğreteyim’ dedi.

Günlerce aradım, kimse gelmedi. En sonunda bir ormancı geldi. Beraber Arapça okuduk, o benden zekiydi. Arapçayı çok güzel öğrendi. Ömür boyu beni gördüğünde şöyle derdi: ‘İlmimi kimseye öğretemedim, benim halim ne olacak?’

Bir gece rüyamda Ormancı bana; ‘Zalike hüvel fevzül azîm/ İşte en büyük kazanç budur’ (Yunus Suresi, 64) ayetini okudu. Uykudan uyandım, gece yarısı telefon ile aradım. Eşi; ‘Başımız sağ olsun Ormancı göçtü’ dedi.”

Eyüpsultan’da kabul olur dualar

Şimdi de Emin Hocamızın çalışkan talebesi Hafız Celal Âbi‘den çocukluğunda yaşadığı bir hatırayı beraber dinleyelim:

“1950 yılında Orhaneli’ndeki kursumuz kapatıldığında, 3 sayfa ile yaptığım hafızlığım yarım kaldı. Aradan bir kaç gün geçince babama; ‘Ben hafız olmak istiyorum’ diye ısrar ettim.

O zaman Bursa’da hafızlık yapacak bir yer bulamayınca nihayet İstanbul’a gelmeye karar verdik. İstanbul’a gelince Eyüpsultan Camii‘ne gittim. Hocalar bizi kabul ettiler ama kalacak bir yer yoktu. Caminin penceresinde yatıyordum.

Yiyeceğim tek bir şey vardı; tasa su döküyor içerisine iki tane şeker atıyordum, tatlandırıp ekmek doğruyordum, onunla idare ediyordum.

Banyo yapacak yer bulamıyordum. Derken elbiselerim çok kirlendi. Hatta söylemeye bile utanıyorum, her tarafım bit oldu. Öyle bir hale geldim ki artık buralarda kalmak çekilmez olmuştu.

Çocuk halimde Eyüp Sultan Hazretlerinin türbesine gittim. İki rekat namaz kıldım. Ellerimi açtım: ‘Ya Rabbi! Ben senin kitabını ezberlemek istiyorum ama şartlar çok zor. Orhaneli’nden sürgün edildik, kursumuzdan atıldık, burada yatacak yerim yok. Her tarafım kirlendi, bitlendi bana bir kapı aç ne olur.’

Secdeye kapandım, dakikalarca ağladım, başımı secdeden kaldırmak istemedim.

Oradan ayrıldım, yine camideki pencereye yani evime geldim. 15 dakika geçmedi, müezzinlerden birisi yanıma geldi; ‘Hafız gelir misin?’ dedi. Müezzinlerin odasına geçtim.

İçeride Fötr şapkalı, kravatlı bir beyefendi vardı. Bana; ‘Oğlum bundan sonra benim evladım olur musun?’ dedi. ‘Hayır, benim annem babam var’ dedim.

Beyefendi; ‘Evladım yine annenin babanın oğlu olacaksın. Benim üniversitede okuyan oğlum vefat etti. Ben de onun için ahdettim bir çocuk yetiştirmek istiyorum. Senin bütün masrafların bana ait” deyince üzerimden sanki dağlar kalktı.”

Hasan Akkuş Hoca

On yaşında Eyüpsultan‘da dua eden, gözyaşlarıyla secdeye kapanan ve böyle müjdeli bir haberi alan çocuğun halini bir düşünün sevgili kardeşlerim. Hafız Celal Âbi bakın devamını nasıl anlatıyor?

“O amca elimden tuttu, beni Hasan Akkuş Hoca’ya götürdü. Hocaefendi her talebeyi kabul etmiyormuş, Fiziki yapısı ve sesinin güzel olmasına önem veriyormuş.

Bana Fatiha okuttu, sesimi beğendi. ‘Maşallah bu delikanlı yakışıklı’ dedi. Böylece Hasan Akkuş Hoca’ya talebe olup hafızlığımızı tamamladık.

Bursa’ya dönüp köylerde imamlık yaptık. Bir zaman sonra Ulucami’ye imam olduk. 1970’li yıllarda devrin başbakanının hışmına uğradık, sürgün olduk.”

Celal Hocamız bizim yakından tanıdığınız zaman zaman görüştüğümüz son zamanlarında Mudanya’da ikamet eden değerli bir hocamızdı. Kendisinden bu hatıraları dinlemek nasip oldu. Celal Hoca 31 Aralık 2020’de Hakk’ın rahmetine kavuştu. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

Geylani Akan/ İrfanDunyamiz.com

Not: Bu yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki benzer içeriklerimizi de beğenmenizi umuyoruz.

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

En çok namazı özledim

Avrupa’da programlarım başlamadan önce istişare ettiğim kardeşlerime: “Konuşmalarımda özellikle anlatmamı istediğiniz konular var mı?” diye …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.