Nacı Teyze’nin küpleri parayla satılmazdı

Osman Gerem Hocamız, yaşatmamız gereken erdemlere dair çok güzel bir yazı kaleme almış. Köyde bin bir zahmetle su küpü yaparak köylülere ücretsiz veren Nacı Teyzeyi anlatmış. İşte size gerçek bir değer, işte size ilham veren sade bir hayat… Nacı Teyze… 

Kesilok eski adı, yeni adı Yeşerdi köyü… Hilvan ilçesine bağlı. Tam köy de değildi, mezra gibiydi.

Bizim köyde Naciye isminde hayırsever bir teyzemiz vardı.

Köyde Nacı (Naciye) derlerdi, oralarda genellikle isimler kısaltılarak söylenir.

On parmağında on marifet var derler ya Nacı (Naciye) teyzenin on parmağında yüzlerce marifet vardı. Tam bir Anadolu kadınıydı.

Nacı (Naciye) teyzenin bir çok hünerleri, becerileri, marifetleri, iyilikleri, güzellikleri vardı.

O zamanlar ben henüz altı-yedi yaşlarındaydım. Nacı teyzenin de bizim yaşlarda çocukları olduğu için evlerine sık sık girer çıkardık. Evlerinde çokça kesme (çekçek) bastık (pestil ) yediğimiz olmuştur.

Nacı teyzenin bir kaç tane marifetlerinden söz edeceğim aklımda kaldığı kadarıyla. O gün bu erdemlikler yapılırken bizler pek farkında değildik, sonra şehre gelince şehir hayatının acımasızlığı, kişilere değerin, kıymetin maddeye göre ölçüldüğü, kişilerin sahte gülücükleri, samimiyetsiz tavırları, hareketleri, çıkarsız, menfaatsiz selamların dahi verilmediği heyecansız, ruhsuz katı hareketlerle karşılaşınca köydeki o kısa ama bir dünyaya sığmayacak kadar büyük o kadar güzelliklere şahit oldum ki; o kadar güzel insanlığın, erdemin, edebin, ahlakın, paylaşmanın, hayrın, hasenatın, iyiliğin zirvesini yaşadığımı bugün daha çok idrak ediyorum.

Evet uzatmadan asıl konumuza dönelim; Nacı teyze aynı zamanda hem köyümüzün hem de komşu köylerin ebesiydi, doğumları o yaptırırdı. Ayrıca hasta çocuklar ona getirilirdi, yüzüne baktığı çocuğun hastalığını teşhis ederdi ona göre önceden hazırlamış olduğu bitkilerden ilaçları çocuğa verip evlerine gönderirdi.

Bu ilaçların bitkilerinin nasıl topladıklarını ne zahmetlerle hazırlandıklarını anlatmama gerek yok. Benim asıl anlatmak istediğim Nacı teyzenin başka bir hüneri olan su küpü ustalığıdır. Aslında bu ustalık bayanların değil erkeklerin işidir.

Bu işi de Nacı teyze yapardı, küplerin yapılabilmesi önce ham madde dediğimiz topraktan hazırlanması için dört çeşit toprak olacak. Kırmızı kil dediğimiz toprak hazırlanırdı. Çok uzak yerlerde Nacı teyze bazen tek başına bazen de kızlarını da yanına alarak bulmaya giderdi.

Belirli yerlerde yer altında o toprağın damarını bulur, kazar, elekten geçirir, çuvallara doldurup sırtına atarak getirirdi evinin önüne mayalamak için dökerdi. Kırmızı toprak biter, beyaz toprak başlardı, beyaz biter, siyah toprak başlardı, siyah biter sarı toprak başlardı. Özenle, imtina ile bütün toprak çeşitleri hazırlanırdı. Mayalamadan sonra küpleri yapmaya başlardı bu işler günlerce, haftalarca hatta aylarca sürerdi.

Yorulmak yok, usanmak yok, pes etmek yok… Küpler özene bezene sabırla, sevgiyle, şefkatle, alın teriyle, göz nuruyla, el emeğiyle ortaya çıkardı.

Bitti mi? Hayır, sıra küplerin fırınlanmasına, pişirilmesine geldi. Bu sefer toprakta olduğu gibi dağ, taş, dere, ova demeden odun toplamaya ve taşımaya geliyor. Bu işi de yine Nacı teyze yapıyor. Ayaklarına, sırtına kuvvet dağ gibi odunları sırtında taşıyarak evinin aşağısında dereye yakın bir yerde toplardı, ateşler yakılmadan önce bütün komşulara haber verilirdi, sanki köyde şenlik var, herkes uzaktan seyre gelirdi.

Dumanlar gökyüzünü kaplardı, komşu köylerden bile görünürdü. Biz de o anı hasretle dört gözle beklerdik, sabahlara kadar eğlenirdik. Bu merasim senede bir yapılırdı. Aylarını tam olarak hatırlamıyorum ama sanki Kasım- Aralık gibiydi. Evet sonra ateşler söner, soğutulur, küpler tek tek kontrol edilir herhangi bir arızası var mı yok mu testinden sonra o sene kimlere küp sözü verilmişse haber salınır gelirlerdi komşu köylerden…

Bugünün buzdolabı vazifesini gören su küpleri yola çıkardı… Küp ihtiyacı olupta alamayanlara da seneye söz verilirdi. Ortalama her sene 15-20 tane küp yapılırdı bütün bu meşakkatler, zahmetler ne içindi biliyor musunuz?

Sadece Allah rızası, sadece anne-babaya bir hayır olsun diyeydi, para ile satılmazdı.

Kadir kıymet vardı.

Hatır gönül vardı.

Söz vardı, dostluk vardı, insanlık vardı.

Bu küplerden bir tanesi bize hediye edilmişti. Biri de insanların ortak faydasına sunulmuştu. Bizim evin yanında büyük bir dut ağacı vardı. başka köylere giderken yol üzerinde bu ağacın dibine Nacı teyzenin su küplerinden konulmuştu, yoldan gelip-gidenler su içer dua edelerdi.

Bu küpün birde sorumlusu vardı Hori (Huriye) teyze… Bu teyze muhacirdi Rus savaşında gelini ile bizim köye sığınmışlardı, çok mübarek bir kadındı, zaman zaman bize başından geçenleri anlatırdı.

İşte bu Hori (Huriye) teyze küpün suyunu çeşmeden sıtılarla (kovalarla) babamın, annemin hayrına olsun diyerek uzak olmasına, yokuş olmasına rağmen sürekli su taşırdı. Su soğusun diye küpün etrafına hasır sarar ıslatır ki su sürekli soğuk kalsın.

Küpten süzülen sular bile israf edilmezdi. Hemen yanına küçük küçük göletler yapılırdı tavuklar, kuşlar gelip o göletlerde sulanırdı.

Bütün bunlar ne için yapılırdı; insanlara bir hayrım olsun.

Bu güzel erdemlikler yapılırken o gün farkında olmayan bizler, bugün o insanlıkta zirveleşen insanları rahmetle saygıyla yad ediyoruz.

Yarın bir gün bizleri de yad edecekler olur mu bilemiyorum…

Not: Bu yazı Yeniurfagazetesi. com sitesinde 17.08.2018 tarihinde yayınlanmıştır.

Osman Gerem/ İrfanDunyamiz.com

Yayın Yönetmeni Notu: Bugün insanlık olarak egoizmin, bencilliğin, çıkarcılığın, menfaatçiliğin ve bizi insanlıktan uzaklaştıran her türlü kötü duyguların girdabından kendimizi kurtarmak istiyorsak, bir boyacı sandığı ile ailesini geçindiren İsmail Amca, koyunlarını sağıp sütünü hediye eden Kerime Yenge, kurtlar kuşlar yesin diye ağaçlara aşı yapan Kadir Dede, misafir ağırlamayı seven Ahmet Amca, sözünde duran Marangoz Kara Mehmet, mesleğinin hakkını veren hademe Yaşar Abi, toprak küp yapıp köylülere dağıtan Nacı Teyze ve teravih kılarken vefat eden Fatma anne gibi şahsiyetlerin güzel, samimi ve sade hayatlarını okumalı ve onlardan ilham almalıyız. Bizi yeniden diriltecek olan ruh bu ruhtur. İşte bu duygularla İrfanDunyamiz. com olarak güzel ve sade hayatları sizlerle buluşturma gayretindeyiz. Sizler de bu güzel içerikleri sevdiklerinizle paylaşabilir, iyiliklerin, faziletlerin, erdemlerin yayılmasına katkı sunabilirsiniz.

Şunlara Gözat

Sıla-i rahimi ihmal etmeyin…

Türkçemizde sıla-i rahîm; ana-baba ve hısım akrabayı arama, ziyaret etme şeklinde tarif edilmektedir. İslâm ıstılahındaki …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.