Çocuk ve cami fıkhı…

Cami, İslam medeniyetinde hem namaz kılınan bir mekân, hem bir terbiye ocağı, bir ilim meclisi ve aynı zamanda bir şahsiyet inşa merkezidir. Çocuk ise ümmetin istikbali, ibadet hayatının devamlılığı ve dinî şuurun taşıyıcısıdır. Bu iki unsurun bir araya gelişi, sadece fıkhî bir mesele değil; aynı zamanda ahlâkî ve toplumsal bir meseledir. Bu sebeple “çocuk camide olmalı mı?” sorusu yasak ve serbestlik ikilemine indirgenmeden; rahmet, vakar, tahâret, ahlak ve eğitim ilkeleri çerçevesinde ele alınmalıdır.

Asr-ı Saadet’te çocukların mescid hayatına katıldığı bilinmektedir. Bu katılım bazen namaz esnasında, bazen ilim halkalarında, bazen de cemaat ortamında gerçekleşmiştir. Fıkıh mezhepleri meseleyi tahâret ve teşviş ilkeleri üzerinden değerlendirmiş; tasavvuf geleneği ise edep ve sekîne kavramları çerçevesinde ele almıştır. Dolayısıyla mesele, çocuğun varlığından ziyade mescidin hüviyetinin korunması ve çocuğun bu mekânda doğru bir terbiyeyle yetiştirilmesidir.

Konuyu hadisler ışığında, Asr-ı Saadet uygulamaları, fıkıh mezheplerinin hükümleri ve bazı önemli tasavvuf kaynaklarının görüşleri çerçevesinde ele alalım.

Çocukların Mescit Âdâbıyla İlgili Bazı Hadis Rivayetleri

İslam, çocuğu ibadet hayatının dışına itmez. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde çocuklar Mescid-i Nebevî’de bulunuyordu. Bu durum sahih rivayetlerle sabittir.

a) Ümâme Hadisi

Ebû Katâde (radıyallahu anh) şöyle rivayet eder: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Zeyneb’in kızı Ümâme’yi taşıdığı hâlde namaz kılardı. Secdeye vardığında onu bırakır, ayağa kalktığında tekrar alırdı.” (Buhârî, Salât 106; Müslim, Mesâcid 43).

Bu hadis, küçük bir çocuğun mescitte bulunmasının câiz olduğunu açıkça göstermektedir.

b) Ağlayan Çocuk Sebebiyle Namazı Hafifletmesi

Enes b. Mâlik’ten (radıyallahu anh): “Namaza girerim ve onu uzatmak isterim. Fakat bir çocuğun ağlama sesini işitirim; annesinin üzüntüsünü bildiğim için namazı hafifletirim.” (Müslim, Salât 470; Buhârî, Ezân 65).

Burada dikkat çekici olan şudur: Çocuk mescitte vardır. Peygamberimiz onu dışarı çıkarmak bir yana merhametle davranmıştır.

c) Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’in Secdede Sırtına Çıkması

Abdullah b. Şeddâd babasından rivayet eder: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Hasan veya Hüseyin’i taşıyarak namaza çıktı. Secdede uzun kaldı.” (Nesâî, Tatbîk 82; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/493).

Bu rivayetler, çocukların mescidde bulunmasının tabiî olduğunu göstermektedir.

Mescidin Vakarını Koruma İlkesi

“Mescidler, ancak yapıldıkları şey için bina edilmiştir.” (Müslim, Mesâcid 569).

“Mescitte kayıp eşya arayan birini işiten kimse ‘Allah onu sana geri vermesin’ desin. Çünkü mescidler bunun için yapılmamıştır.” (Müslim, Mesâcid 568).

Bu hadisler mescidin ibadet hüviyetini korumaya yönelik temel fonksiyonunu ortaya koyar: Zikir, namaz ve Kur’an.

Fıkhî Ölçüler

Hanefî Mezhebi

Hanefî Mezhebinin bazı temel kaynaklarında çocukların mescid âdâbı ile ilgili şu hususlara yer verilmektedir:

“Mescidi kirletmelerinden endişe edilmediği takdirde küçük çocukların mescide sokulmasında bir beis yoktur. Eğer bu hususta endişe bulunursa mekruh olur.” (İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ʿale’d-Dürri’l-Muhtâr, Cilt 1, s. 658).

Bu ibare Hanefî mezhebinde meselenin illet merkezli ele alındığını göstermektedir. Hüküm çocuğun varlığına değil, mescidin kirletilme ihtimaline bağlanmıştır. Şayet necaset ihtimali yoksa cevaz esastır; ihtimal kuvvetli ise kerâhet söz konusu olur. Böylece mescidin tahâreti ve hürmeti korunmakta, ancak çocukların bütünüyle men edilmesi yoluna gidilmemektedir.

“Mescidde sesi yükseltmek mekruhtur; zira bunda namaz kılanlara teşviş (rahatsızlık ve dikkat dağıtma) vardır.” (Şemsü’l-Eimme es-Serahsî, el-Mebsût, Cilt 1, s. 202).

Bu ifade mescidin vakar ve sükûnetinin korunmasını esas alan genel bir kaideyi ortaya koymaktadır. Hüküm şahsa değil fiile yöneliktir. Gürültü ve teşviş ister çocuk ister yetişkin tarafından gerçekleşsin, mekruh kabul edilmiştir. Dolayısıyla çocukların mescitte bulunması değil, ibadeti bozacak davranış sergilemeleri problem teşkil eder.

“Mescidlerin necasetlerden korunması vaciptir; zira onlar zikir ve namaz için bina edilmiştir.” (Alâeddîn el-Kâsânî, Bedâʾiʿu’s-Sanâʾiʿ fî Tertîbi’ş-Şerâʾiʿ, Cilt 1, s. 320).

Bu ibare mescidin aslî fonksiyonunu ortaya koymaktadır: zikir ve namaz. Mescidin maddî temizliği kadar manevî vakarının korunması da bu kapsamda değerlendirilir. Hanefî yaklaşımda çocukların mescide getirilmesi, bu gayeye aykırı bir sonuç doğurmadığı sürece câizdir; ancak necaset veya ciddi teşviş söz konusu olursa müdahale meşru hâle gelir.

Sonuç olarak Hanefî fıkhı kaynaklarında çocukların mescide getirilmesi mutlak olarak yasaklanmamıştır. Bilakis esas olan cevazdır. Ancak iki temel ölçü gözetilir: Tahâretin korunması (necaset ihtimali bulunmaması) ve cemaatin ibadetine eziyet ve teşviş edilmemesi.

Dolayısıyla Hanefî mezhebinde mesele “çocuk camiye gelsin mi gelmesin mi?” şeklinde kategorik bir yasak çerçevesinde ele alınmaz. Asıl olan, mescidin hürmetinin, sükûnetinin ve ibadet kimliğinin korunmasıdır. Çocuğun varlığı değil; mescide zarar verecek veya ibadeti bozacak davranışlar kerâhet sebebidir.

Şâfiî Mezhebi

Minhâc, Ravża ve Muheẕẕeb gibi mezhebin ana damarını temsil eden temel metinlerde çocukların mescide getirilmesi meselesi, tahâret ve mescid âdâbı çerçevesinde ele alınmıştır.

A. Mümeyyiz Çocuğun Mescide Getirilmesi

“Şâfiî ve ashâbına göre mümeyyiz çocukların mescidlere devam etmeleri müstehaptır; zira bu, onların ibadetlere alışmalarını sağlar. Ancak mescid içinde oyun oynamalarına müsaade edilmez; bundan men edilirler. Kendilerinden bir eziyet veya ses yükseltme meydana gelirse velileri tarafından terbiye edilirler. Eğer bu davranışlardan vazgeçmezlerse mescide getirilmeleri mekruh olur.” (en-Nevevî, Ravżatü’ṭ-Ṭâlibîn ve ʿUmdetü’l-Muftîn, thk. ʿÂdil Aḥmad ʿAbdülmevcûd – ʿAlî Muḥammed Muʿavviḍ, Dârü’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, Beyrut, 1412/1992, c. II, s. 385–386).

Bu ibarede hüküm dört aşamalı bir tertip içinde kurulmuştur:

1. Asıl olan mümeyyiz çocuğun mescide alıştırılmasıdır (istihbâb).

2. Mescid oyun mahalli değildir; oyun açıkça men edilmiştir.

3. Eziyet ve ses yükseltme hâlinde velinin terbiye sorumluluğu vardır.

4. Taşkınlık devam ederse hüküm değişir ve mescide getirme mekruh olur.

Kerâhet çocuğun zatına değil, ortaya çıkan fiile bağlanmıştır.

B. Gayr-i Mümeyyiz Çocuğun Mescide Sokulması

“Mümeyyiz olmayan çocukların mescide sokulması mekruhtur. Çünkü mescidi necis etmeleri veya oyun ve ses yükseltmeden sakınmaları güvence altında değildir. Şayet mümeyyiz iseler mekruh değildir; zira namazı öğrenmeleri ve ona alışmaları umulur.” (en-Nevevî, Minhâcü’ṭ-Ṭâlibîn ve ʿUmdetü’l-Muftîn fî Fıkhi Mezhebi’l-İmâm eş-Şâfiʿî, nşr. ʿAvvâd Kâsım Ahmed ʿAvvâd, Dârü’l-Fikr, Beyrut, 1425/2000, c. I, s. 63).

Bu metinde hüküm iki illete bağlanmıştır: Necaset ihtimali, oyun ve teşviş ihtimali.

Gayr-i mümeyyiz çocukta bu ihtimaller kuvvetli görüldüğü için kerâhet söz konusudur. Mümeyyiz çocukta ise eğitim ve ibadete alışma ümidi bulunduğundan hüküm değişmektedir.

3. Telvîs Emniyeti Bulunmayanların Mescide Sokulması

“Mescidi kirletmeleri hususunda güven bulunmayan delilerin ve çocukların mescide sokulması mekruhtur.” (en-Nevevî, Minhâcü’ṭ-Ṭâlibîn ve ʿUmdetü’l-Muftîn, nşr. ʿAvvâd Kâsım Ahmed ʿAvvâd, Dârü’l-Fikr, Beyrut, 1425/2000, c. I, s. 63).

Burada kerâhet, telvîs emniyetinin bulunmamasına bağlanmıştır. Hüküm ihtimale dayalıdır; mutlak yasak değildir.

4. Emniyet Hâlinde Hükmün Kalkması

“Şayet mescidi kirletmeyeceklerinden emin olunursa mekruh olmaz.” (en-Nevevî, Ravżatü’ṭ-Ṭâlibîn ve ʿUmdetü’l-Muftîn, thk. ʿÂdil Aḥmad ʿAbdülmevcûd – ʿAlî Muḥammed Muʿavviḍ, Dârü’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, Beyrut, 1412/1992, c. II, s. 178).

Bu ibare, kerâhetin illete bağlı olduğunu açıkça göstermektedir. Telvîs korkusu ortadan kalktığında kerâhet de kalkmaktadır.

5. Umumî Kaide

“Mescid, eziyet veren ve onu kirleten her şeyden korunur.” (eş-Şîrâzî, el-Muheẕẕeb fî Fıkhi’l-İmâm eş-Şâfiʿî, Dârü’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, Beyrut, ts., c. I, s. 187).

Bu genel kaide, meselenin fıkhî temelini teşkil eder. Çocuk meselesi, bu prensibin özel bir uygulamasıdır.

Sonuç olarak Şâfiî mezhebinde çocukların mescide getirilmesi mutlak yasak değildir. Temel ilkeler şunlardır:

1. Mümeyyiz çocuğun mescide alıştırılması müstehaptır.

2. Gayr-i mümeyyiz çocukta telvîs ve teşviş ihtimali sebebiyle kerâhet söz konusu olabilir.

3. Velinin gözetim ve terbiye sorumluluğu esastır.

Hüküm, çocuğun zatına değil; telvîs ve eziyet ihtimaline bağlanmıştır.

Bu fıkhi görüşler ışığında şunları söylemek mümkündür: çocuk mescidden dışlanmaz; ancak mescidin tahâreti ve vakarı korunur. Özellikle temyiz çağına yaklaşan çocukların mescide alıştırılması müstehaptır. Ancak şu ilkeler gözetilir:

1. Mescid ibadet mekânıdır; oyun alanı değildir.

2. Velinin gözetimi ve terbiyesi esastır.

3. Eziyet, yüksek ses ve düzensizlik engellenir.

4. Bu engelleme sağlanamazsa mescide getirme mekruh olur.

Dolayısıyla Şâfiî fıkhında denge ilkesi hâkimdir: çocuk camidedir; fakat mescidin vakarı korunur.

Mâlikî Mezhebi

Mâlikî mezhebinin temel kaynaklarında çocukların mescide getirilmesi meselesi, mescidin tahâreti ve cemaat huzurunun korunması çerçevesinde ele alınmıştır. Hüküm, çocuğun zatına değil; ortaya çıkabilecek necaset ve eziyet ihtimaline bağlanmıştır.

1. Çocukların Mescide Getirilmesinde Asıl Hüküm (Cevaz)

 “Mâlik şöyle demiştir: Çocukların mescide getirilmesinde bir sakınca yoktur; ancak mescidi kirletmelerinden veya bir kimseye eziyet etmelerinden endişe edilmemesi şartıyla.” (Mâlik b. Enes  (ö. 179/795), el-Müdevvene, nşr. Dârü’l-Fikr, Beyrut, ts., c. I, s. 90.)

Bu ibarede hüküm “la be’se” lafzıyla cevaz üzerine kurulmuştur. Ancak cevaz mutlak değildir. İki illet açıkça zikredilmiştir: Necaset ihtimali ve eziyet ihtimali

Dolayısıyla Mâlikî mezhebinde mesele, çocuğun mescide gelmesinden ziyade mescidin tahâreti ve cemaatin huzurunun korunması ekseninde değerlendirilmiştir.

2. Mescidde Oyun Hâlinde Hüküm

“Şayet mescid içinde oynarlarsa oradan çıkarılırlar.” (Mâlik b. Enes , el-Müdevvene, Dârü’l-Fikr, Beyrut, ts., c. I, s. 90).

Burada hüküm şahsa değil fiile yöneliktir. Çocuğun varlığı değil, oyun fiilinin gerçekleşmesi yaptırıma sebep olmuştur. Oyun fiilen ortaya çıktığında çıkarma uygulanır.

Bu düzenleme, mescidin ibadet mekânı olma vasfının korunmasına yöneliktir. Mescid oyun alanı değildir; vakar ve sükûnet esastır.

3. Gayr-i Mümeyyiz (Aklı Ermiyen) Kimsenin Mescide Sokulması

 “Temyiz gücü bulunmayan kimsenin mescide sokulması mekruh görülmüştür; zira mescidi kirletmesi veya oradakilere eziyet etmesi ihtimali vardır.” (İbn ‘Abdilberr , el-Kâfî fî Fıḳhi Ehli’l-Medîne, Dârü’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, Beyrut, ts., c. II, s. 15.

Bu ibarede mekruhiyet “Limen la ya’gılu” kaydıyla sınırlandırılmıştır. Yani temyiz gücü bulunmayan çocuk veya idrak ehliyeti olmayan kimse söz konusudur. İllet yine iki noktaya bağlanmıştır: Necaset ihtimali ve eziyet ihtimali

Böylece mezhep içinde mümeyyiz çocuk ile gayr-i mümeyyiz çocuk arasında açık bir ayırım yapılmaktadır. Sonuç olarak Mâlikî mezhebinde çocukların mescide getirilmesi mutlak bir yasak çerçevesinde ele alınmamıştır. Bilakis asıl olan cevazdır. Ancak şu iki temel ölçü gözetilir:

1. Tahâretin korunması, mescidin necis edilmemesi.

2. Cemaatin huzurunun korunması, eziyet ve taşkınlığın engellenmesi.

Şayet necaset veya eziyet ihtimali bulunmazsa cevaz esastır. Ancak bu ihtimal kuvvetli ise yahut fiilen oyun ve teşviş gerçekleşirse müdahale edilir; hatta temyiz gücü bulunmayan kimsenin mescide sokulmasında kerâhet söz konusu olur.

Dolayısıyla Mâlikî yaklaşımda mesele, “çocuk mescide gelsin mi gelmesin mi?” şeklinde kategorik bir yasak çerçevesinde değil; mescidin hürmeti, tahâreti ve ibadet kimliğinin korunması ekseninde değerlendirilmiştir.

Tasavvuf Kaynaklarında Çocukların Cami Âdâbı

Tasavvuf literatüründe çocukların camide bulunması müstakil bir başlık hâlinde ele alınmamakla beraber konu mescidin ta‘zîmi, sekînenin korunması ve edep ilkesinin muhafazası çerçevesinde değerlendirilir.

Şihâbüddîn es-Sühreverdî, bütün edebin Peygamber Efendimiz’den öğrenildiğini belirtir ve zahirî düzen ile bâtınî huzuru birlikte düşünür. Ona göre ibadet mekânında vakar ve kalbî toplanmışlık esastır. Bu ilke çerçevesinde çocukların camide bulunması yasak değil; edebe bağlı bir imkândır. Eğer huzur korunuyorsa bulunmaları sakınca doğurmaz; fakat vakar zedeleniyorsa müdahale gerekir. (Şihâbüddîn Ömer b. Muhammed es-Sühreverdî (ö. 632/1234), ʿAvârifü’l-Maʿârif, Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, ts., Cilt 2, s. 303).

Ebû Hâmid el-Gazzâlî, mescid âdâbını işlerken ibadet edenleri meşgul edecek davranışları, yüksek sesle konuşmayı ve dünyevî meşguliyetleri eleştirir. Onun ölçüsü açıktır: Mescidde yapılan fiil kalbi toplamalıdır; dağıtmamalıdır. Çocuk meselesi bu genel prensibe tâbidir. Çocuğun varlığı değil; huzuru bozup bozmadığı belirleyicidir. Eğer oyun ve gürültüyle teşvîş oluşursa müdahale edilir; oluşmazsa sırf çocuk olduğu için dışlama söz konusu değildir. (Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed el-Gazzâlî (ö. 505/1111), İhyâʾ ʿUlûmi’d-Dîn, Beyrut: Dârü’l-Maʿrife, ts., Cilt 1, s. 189).

Gazzâlî ayrıca saf tertibini cemaat birliğinin sembolü olarak görür. Safların düzgün tutulması yalnız fizikî bir düzen değil; kalplerin hizalanmasının sembolüdür. Bu sebeple camide bulunan herkes gibi çocuklar da saf düzenini bozacak davranışlardan men edilir. Yasak şahsa değil; bozucu fiile yöneliktir. (el-Gazzâlî, İhyâʾ ʿUlûmi’d-Dîn, c. 1, s. 189).

Ebû’l-Kâsım el-Kuşeyrî, sekîne kavramını kalbin huzuru olarak tanımlar. İbadet ortamında sekîne yalnız dış sessizlik değil; iç sükûnettir. Çocukların camiye alıştırılması bir terbiye imkânıdır; ancak bu, sekînenin zedelenmemesi şartına bağlıdır. (Ebû’l-Kâsım Abdülkerîm el-Kuşeyrî (ö. 465/1072), er-Risâle el-Kuşeyriyye, Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, ts., Cilt 1, s. 466).

Ebû Nasr es-Serrâc, sûfîlerin edebini anlatırken ibadet ortamında vakar ve ölçüyü esas alır. Ona göre ölçüsüzlük mânevî hâli bozar. Bu ilke gereği camide huzuru zedeleyen her davranış engellenmelidir; fakat bu engel şahsî değil, fiilîdir. (Ebû Nasr es-Serrâc et-Tûsî (ö. 378/988), el-Lümaʿ fî’t-Taṣavvuf, Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-ʿİlmiyye, ts., Cilt 1, s. 198).

Muhyiddîn İbnü’l-Arabî, cemaat düzenini ilâhî ölçü ve denge çerçevesinde yorumlar. Ona göre ilâhî hikmet tertip ve ölçü üzerinedir; taşkınlık dengeyi bozar. Saf düzeni korunmalı, cemaat ahengi zedelenmemelidir. Bu bakımdan çocukların mescidde bulunması, ölçü ilkesine bağlıdır. Ölçü korunuyorsa cevaz esastır; kaybolursa müdahale gerekir. (Muhyiddîn Muhammed b. ʿAlî İbnü’l-ʿArabî (ö. 638/1240), el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye, Beyrut: Dâr Sâdır, ts., Cilt 1, s. 267; 553).

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî edep kavramını insanın mânevî yükselişinin temeli olarak görür. Ona göre edep kaybolduğunda mânevî düzen de bozulur. Cami, edebin öğrenildiği bir mekteptir. Bu sebeple çocukların camide bulunması bir terbiye vesilesidir; ancak edep eğitimiyle birlikte yürütülmelidir. (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö. 672/1273), Mesnevî-i Maʿnevî, Konya, ts., Cilt 1, s. 330; 645).

Görüldüğü üzere tasavvuf geleneğinde çocukların cami adabı yasak merkezli değil; edep merkezlidir. Çocukların camiye getirilmesi teşvik edilebilir; fakat sekîne, saf düzeni ve cemaat huzuru korunmalıdır. Müdahale çocuğun varlığına değil; bozucu davranışa yöneliktir. Böylece cami hem ibadet mekânı hem de edebin öğretildiği bir mânevî mektep olarak kalır.

Dengeli Yaklaşım ve Sorumluluk Bilinci

Son zamanlarda çocukları camilere alıştırmaya yönelik teşvik edici ve güzel faaliyetler gerçekleştiren sivil ve resmî kurumların gayreti takdire şayandır. İnşallah bu gayretler daha da nitelikli ve samimi bir şekilde artarak devam eder.

Bugün bazı camilerdeki manzara, çocuklara kapalı, sessiz ama ruhsuz bir görünüm arz ederken; bazı camilerde ise kontrolsüz, gürültülü ve huşûdan uzak bir ortam oluşabilmektedir. Oysa sünnetin gösterdiği yol, bu iki uç arasında dengeli bir yoldur: Çocuk camide olacak; ancak ebeveynin veya büyüklerin gözetiminde bulunacaktır.

Cami, oyun alanı değil; ibadet, talim ve terbiye mekânı olacaktır. Namaz vakitleri dışında, eğlendirerek ve sevdirerek dinî etkinlikler yapılabilir. Camiye bitişik veya yakın uygun alanlarda çocukların enerjilerini harcayabilecekleri oyun ve spor alanları oluşturularak teneffüs etmelerine imkân sağlanabilir.

Bu noktada sorumluluk öncelikle anne babalarındır. Çocuk camiye getirildiğinde onun yanında durmak, saf adabını öğretmek, sessizliği ve saygıyı telkin etmek ebeveynin görevidir. Telefon vererek meşgul etmek geçici bir susturma yöntemidir; eğitim değildir.

İmamlar ve din görevlileri de merhamet ile disiplin arasında hikmetli bir dil geliştirmelidir. Uyarı, kovma şeklinde değil; öğretme ve yönlendirme şeklinde olmalıdır.

Bir camide hiç çocuk yoksa bu durum düşündürücüdür. Çünkü cami, ümmetin geleceğiyle bağ kurduğu yerdir. Ancak çocuk varlığı, caminin ibadet kimliğini gölgeleyecek bir düzensizliğe de dönüşmemelidir. Dolayısıyla çözüm, “çocukları çıkarmak” değildir. Çözüm, “çocukları eğiterek camiye kazandırmaktır.”

Ne eski sertlik doğruydu ne de bugünkü sınırsız serbestlik doğrudur. Doğru olan, rahmet ile vakarı birlikte yaşatmaktır. Rahmet ile vakar bir arada olduğunda hem çocuk kazanır hem cami.

Ramazan ayı, çocuklara uygulamalı din eğitimi için büyük bir fırsat sunar. Büyükleriyle birlikte gittiği camide çocuk, cemaatle namazını kılar; gündüzleri mukabele dinler; yatsıdan sonra teravih namazlarıyla ibadetin neşesini adeta yaşayarak hisseder. Eğer çocuk camiyi oyun alanı değil; huzur, edep ve ibadet mekânı olarak tanırsa, yarının şuurlu cemaati yetişmiş olur.

Camiler, genciyle ihtiyarıyla olduğu gibi çocuklarla da dolmalıdır. Çocuk caminin neşesidir; cami de çocuğun terbiyesinin mektebidir. Ebeveynler ve aile büyükleri olarak, ellerinden tutup çocukları camiye getirmeliyiz. Onları namaza alıştırmalıyız. Muallimler ve hocalar olarak bu gayrete el atmalıyız.

Ağaç yaşken eğilir. Çocuk, görerek, yaşayarak ve hissederek kulluğun bilincine varır. Küçük yaşta kazandığı cami ve namaz bilinci, hayatı boyunca ona yoldaş olur. Camiler sadece namaz ve tesbihatla değil; ders ve sohbetlerle, vaaz ve dinî etkinliklerle de çocuğun hayatını şekillendirir. Onun için bir eğitim yuvası olur; şahsiyet kazandırır; edep ve adap öğretir; büyüklere karşı hürmeti aşılar. Mekânın kutsiyeti çocukların ruhuna siner ve bütün bunlar bir ömür boyu ona eşlik eder.

Sevgi ve merhamet ile edep ve vakar birlikte yaşatıldığında hem çocuk kazanır, hem cami..

Prof. Dr. Adnan Memduhoğlu/ İrfanDunyamiz.com

İlim Hazinem ↗

Ehl-i Sünnet usulüne uygun yazılmış ilmî makaleler okumak için tıklayın

Kaynak Metinler ↗

İlim yolcuları için derlenmiş temel dini metinlere ulaşmak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Çocuk ve cami konusunda ortayı bulamadık…

Geçtiğimiz günlerde teravih namazında iki ayrı tabloya şahit oldum. Teravih için gittiğim bir camide neredeyse …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.