Her gün yenilenen Fatiha sözleşmesi…

İnsanlık tarihinin en köklü, en mutlak ve en kuşatıcı sözleşmesi, her gün namazlarımızda, beş vakitte en az kırk defa dilimize ve kalbimize mihmandar olan Fâtiha Sûresi’nde gizlidir. Bu mübarek sûre, sadece dille söylenip geçilen bir dua değil; zamanı, mekânı, görünen ve görünmeyen tüm âlemleri içine alan, varlığımızın özüne dayanan ebedî bir sözleşmedir.

Nitekim Allah Resûlü sallellahu aleyhi ve sellem’in lisanıyla aktarılan bir Kudsî Hadiste Yüce Allah şöyle buyurarak bu sözleşmenin mahiyetini ilan eder:​”Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda ikiye böldüm. Yarısı benimdir, yarısı kulumundur. Kuluma istediği verilecektir…” (Müslim, Salât, 38, 41)

Sözleşme imzalar

​İşte bu ilahî beyanla tescillenen ahit uyarınca kul; Yüce Allah’ın her şeyi rahmetiyle kuşattığını, kendisine verilen yetenekleri yerli yerinde kullandığı müddetçe bu rahmetin kesintisiz akacağını peşinen kabul eder. Dahası, mutlak yönetim ve yetkinin yalnızca O’nun elinde olacağı o dehşetli hesap gününü gönülden onaylayarak, bütün varlığıyla safını belli eder.

Bu öyle bir duruştur ki, kul adeta kelimenin tam anlamıyla “efrâdını câmi, ağyârını mâni” bir sözleşme imzalar. Yani kul, kulluğun ve doğruluğun içine girmesi gereken ne varsa (kayıtsız şartsız teslimiyet, sevgi, korku ve ümit) hepsini bu sözleşmeye dâhil eder; dışarıda kalması gereken ne varsa (ortak koşma, isyan, sahte otoriteler ve şüphe) hepsini de elinin tersiyle dışarıda bırakır.

“Yalnızca Sana kulluk eder ve yalnızca Senden yardım dileriz” derken, aslında tüm sahte ilahlara ve zihni putlara karşı tam bir bağımsızlık ilan etmiştir. Hemen ardından gelen “Bizi doğru yola, nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanların ve sapanların yoluna değil” yakarışı ise bu muazzam sözleşmenin mührü, doğru istikamette kalmanın en açık ilanıdır.

​Ancak insan denilen varlığın büyük açmazı tam da bu muazzam zirveden sonra başlar. Sözleşmenin neresindeler?

Büyük bir çelişki

Büyük bir çelişkinin çözümlemesi… Bu kadar berrak, bu kadar kuşatıcı ve net bir sözleşmenin altına kalbiyle, aklıyla ve ruhuyla imza atan bir insanın; dönüp tekrar şüphe bataklığına düşmesi, ömrünü Yaratıcı’ya isyan bayrağı açarak tüketmesi akıl almaz bir savrulmadır.

Hele ki Allah’ın ayetlerini, gönderdiği elçileri ve o elçilerin getirdiği çağlar üstü mesajları yalanlamayı, değersizleştirmeyi kendilerine meslek edinmiş kimselerin peşinden koşması, onların yazdığı kitaplarda hakikat araması, kelimenin tek anlamıyla büyük bir çelişkidir.

​Peki, bu insanlar yaptıkları o yüce sözleşmenin tam olarak neresindedir? Onlar, altına imza attıkları sözleşmenin ne içinde ne de tamamen dışındadırlar; onlar, sözleşmeyi temelden sakatlayan büyük bir “sözünden dönme” noktasındadırlar.

​Kaynak körlüğü

​Doğru yolu isterken sapkınlığa koşmak… Bir yandan günde defalarca “Sapanların yolundan bizi uzak tut” diye dua edip, diğer yandan sapanların ve saptıranların düşünce dünyasını rehber edinmek, tam bir zihni parçalanmadır.

​Dışarıda bırakılması gerekeni bırakamamak… Sözleşmenin en kritik maddesi, “hakkın dışındakileri dışarıda bırakmak” (Ağyârını mâni olmak) iken; inkârcıların iddialarını baş tacı edenler, kalplerinin kapısını o zararlı fikirlerin istilasına açmış olurlar.

Gerçeği, bizzat gerçeğin düşmanlarının satırlarında aramak, susuzluğunu zehirli suyla gidermeye çalışmaya benzer. Bu durum, sözleşmeye bağlılık göstermek bir yana, sözleşmenin temel mantığını kökten reddetmektir.

Bu insanlar, dilleriyle doğru yolu talep ederken, ayaklarıyla sapkınlık yollarında koşan, kendi elleriyle inşa ettikleri iman sarayını, başkalarının şüphe tuğlalarıyla yıkan acı bir yanılgı içindeki kişilerdir. Sözleşmenin “tarafı” gibi görünseler de, fiilen o sözleşmeyi geçersiz kılacak bir iki yüzlülük veya derin bir umursamazlık girdabının tam merkezindedirler.

​Netice ve bir dua

​Bir sözleşme, ancak sadakatle ayakta kalır. Yüce Allah’la yapılan sözleşme, hayatın sadece bir kısmını değil, tamamını kuşatır. İnkârcıların peşinden sürüklenen, onların ürettiği şüphe ve isyan kültüründen beslenenler, kendilerini acilen bu büyük çelişkiyle yüzleştirmelidir. Aksi takdirde, dille söylenen Fâtiha’lar, hayat sahnesinde birer iddiadan öteye geçemeyecek ve insanı o dehşetli hesap gününde hüsrandan kurtaramayacaktır…

​Allah’ım! Kalplerimizi en doğru yolun, nimet verdiklerinin yolunun üzerinde sabit kıl. Bizleri, Seninle yaptığı sözleşmeye bağlı kalanlardan, her türlü şüphe, isyan ve saptırıcı fikirlerin körlüğünden uzak duranlardan eyle. Dilimizle kabul ettiğimiz teslimiyeti, hayatımızın her anına işlemeyi bizlere nasip eyle; gazaba uğrayanların ve sapkınların peşinden gitmekten bizleri koru. Âmin

Doç. Dr. Mehmet Sami Yıldız/ İrfanDunyamiz.com

İrfan Mektebi ↗

Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.

Gönül Dünyamız ↗

Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.

Şunlara Gözat

Onlar da bir gün aslına dönecek…

Bir bilgisayar alırsınız, yahut son model bir cep telefonu alırsınız aldığınız gün elinizden düşürdünüz ve …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.