Gönenli Hoca yirmi kişiye yemek ısmarlamış

1980 yılındaydı. Sultanahmed Camii’nde bir Cuma namazı kılayım dedim. Erken gittim oturdum. Hocaefendi minbere çıktı, hutbeyi okudu. O kalabalığın arasında fakiri fark etmiş. Minberden inip, namazı kıldırmak için mihraba doğru giderken, “Namazdan sonra görüşelim.” diye bana işaret etti. Kalmamı tenbih etti.

Böyle zeki, uyanık, hareketli bir zattı. Minberde hutbe okurken o kalabalık arasında adam seçmek kolay değildir. Yine mihraba giderken, kendisine yol vermek için kalkan birçok insanın arasından, uzakta birisini yakalayıp ona meramını anlatabilmek de ayrı bir fetanet ve zekavet ister.

Yanımda birkaç arkadaş da vardı. Namaz bitince bekledik. Yanımıza geldi, elini öptük görüştük. Tabii Hoca’nın işaret edip beklettiği adam kimdir, diye merak edenler oldu. Hoca onlara şöyle dedi:

“Cemaat-i müslimîn, bu kardeşimiz kimdir, bilir misiniz? Kırk yıldır, Peygamber-i Zişan’ın civarında bulunan, Peygamber-i Zişan’a komşu olan bir bahtiyardır. Ömrü Harem-i Şerif içinde, eskiden Hazret-i Ebubekr-i Siddik’in evi olan, şimdi

Mahmudiye Kütüphanesi’nde ve eskiden Hazret-i Hasan ibni Zeyd’in evi olan şimdiki Şeyhülislâm Ârif Hikmet Kütüphanesi’nde geçer…”

Hoca bunları daha ilâvelerle söyleyince, haydi, Medine-i Münevvere’den gelen zati kucaklayacağız diye bana bir hücum oldu… Neyse selâmlaştık, kucaklaştık…

Gönenli’nin Cömertliği

Ondan sonra Hoca, “Bir yere vaadin var mı?” diye sordu. Hayır efendim, deyince, “O zaman bir lokmaya vaadin vardır” dedi. Peki, dedik. Bizi aldı, Konya Lezzet Lokantası’na götürdü. Benim yanımda yedi sekiz kişi vardı. Camiden de katılanlar oldu, yirmi kişiyi bulduk. Sonradan katılanların arasında zengin kimseler de vardı, Ali Rıza Ekinci ve Abdülkadir Cavuşoğlu gibi…

Bunlar yemekten sonra parayı ödemek istediler. Fakat mübârek Hoca, ordusuna hitap eden bir başkumandan gibi: “Muhterem misafirlerim, kardeşlerim, sizleri ben çağırdım, benim davetlimsiniz, kimse elini cebine sokmasın” dedi. Hocam, filân dedilerse de, “söz yok, lâf yok…” Hoca’nın o günkü hâli, sehavet derseniz sehavet, insanlık derseniz insanlık, vefakârlık derseniz vefakârlık…

Hani “Mü’minin ferâsetinden sakının, çünkü o, Allah’ın nuruyla nazar eder” diye Peygamber Efendimiz’in hadis-i şerifleri var ya, aynen öyle… Ben Sultanahmed Camii’nin Cuma kalabalığı içerisinde “Hocaefendi’yle acaba görüşsem mi, görüşmesem mi; meşgul müdür, kalabalık mıdır; yanımda da birileri var, ne yapsam?” diye düşünüp dururken, o beni görüyor, kalmamı işaret ediyor ve o kadar insanı yemeğe götürüp ikramda bulunuyor…

Hoca, bulunmaz bir insandı. Namına Gönen’de bir külliye yapıldı. Gönenli ve amcam gibi ömrünü İslâm’a feda eden kimselere ne yapılsa azdır. Böyle mücahidlerin Allah adedini artırsın.

Min zemzem inşaallah

Medine’ye geldiklerinde, öğle üzeri abdestini muhakkak bizim kütüphanede tazelerdi. Geldiğinde, çay hazırsa içer; hazırlıyor olursak oturur 15-20 sayfa Kur’an-ı Kerim okurdu. Olunca içer, “Allah’a emanet olun der”; mescide giderdi.

Hazır bulup da içerse, “Eh, sen beni çayınla suladın; Peygamber-i Zîşan da Havz-ı Kevser’iyle seni sulasın.” diye dua ederdi.

Abdest alıp da çıkınca kendisine:

“Hocam, Medine-i Münevvere halkı abdest alan kimselere, “Min Zemzem inşaallah; Zemzem’den abdest al inşaallah, derler” dediğimde,

“Güzel Medine’nin halkı da güzel, âdetleri de güzel, bu duaları her şeyden güzel… Bu duaya cümleten diyelim âmin…” derdi.

Kaynak: M. Ertuğrul Düzdağ, Ali Ulvi Kurucu Hatıralar, c.1, s. 55-57

İrfanDunyamiz.com

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Hocam caminizde yuvarlanabilir miyim?

Çocuklarımızın camide halının üstünde yuvarlanmasının, mihrapta oynamasının, minbere çıkmasının hiçbir sakıncası yoktur. Tam tersi, bütün …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir