
Merhum Hacı Hasan Efendi’yi, sürekli Yahyalı Sanayi Camii’nde, zaman zaman da Ulu Cami’de dinlerdim. İmam Hatip Lisesinde okurken bayramlarda elini öpüp duasını almaya giderdim. Kayseri Yüksek İslam Enstitüsünü bitirdikten sonra Yahyalı Yahyagazi Lisesine öğretmen olarak atandım. Öğretmen olarak atandıktan sonra 1979 yılından itibaren vefatına kadar sohbetlerinden ayrılmadım.
O konuşurken en çok dikkatimi çeken, ağlayanların çokluğu olurdu. Onu dinleyenlerin taşkınlık yapmadan gözlerinin pınar gibi kaynaması beni çok etkilerdi. Ayrıca merhum Hacı Hasan Efendi üstadımızın hüzün hâlleri de beni çok etkilerdi. O dünya Müslümanlarını yakından takip eder ve durumlarına çok üzülürdü. Dualarında onları hiç unutmazdı. Bu yazıda sizlere, Allah’ın bu güzel kulundan bahsetmeye çalışacağım.
On dördünde aşı
Hacı Hasan Efendi 1914 yılında Kayseri’nin Yahyalı ilçesinde doğdu. Anne ve baba tarafından Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’in nur nesline dayanan asil bir ailedendir. O dönemin, dinî tahsile elvermeyen kısıtlı imkânları içerisinde medreseye devam etti. Fakat daha çok Erbilli Esad Efendi Hazretlerinin halifesi olan babaları Mustafa Efendi’nin sohbetlerinde yetişti. Daha çocukken Kur’an-ı Kerim’i öğrendi.
Onun çocukluk ve gençlik yılları; İstiklal Harbi’nin neticelendiği, ülkenin siyasi yapısının şekillenip karar verildiği, aşamalı bir şekilde dinî alanla ilginin kesildiği, hayata dinin müdahale ettirilmediği, dil ve kılık kıyafet devrimlerinin yapıldığı, dinî kurum ve mekteplerin kapatıldığı, İslam âlimlerinin refüze edilip susturulduğu ve ezanın Türkçeleştirildiği bir zamanda geçmişti. Duydukları, gördükleri ve yaşadıkları ruhunda derin yaralar açmıştı.
Gençlik, hatta çocukluk yıllarında ruhunun derinliklerinde taşıdığı ulvi seciye ve yüksek karakterini davranışlarıyla ortaya koydu. Kendi seviyesindeki yaşıtlarının dünyevi hevesler peşinde koşturduğu dönemde o, Allah ve Resulü’nün muhabbeti ile yanıp tutuştu. “On dörtte vurdular manevi aşı/ Durmadan akardı gözümün yaşı” diyerek bizzat belirttikleri gibi tasavvufi terbiyenin kazandırdığı rikkat ve ruh inceliği daha o yaşlarda başladı.

Sohbetle ihya etti
Zamanın irşad kutbu Mahmud Sami Efendi kuddise sirruhu Hazretleri’nin Yahyalı’yı teşriflerinde, coşkun bir sevgiyle hizmetlerinde bulundu ve büyük iltifatlara mazhar oldu. Adana, Kozan, Ceyhan, Niğde, Ürgüp Develi ve Yahyalı camilerinde elli yıla yakın, fahrî vaiz olarak hizmet yaptı. Bir taraftan, İslam’ın muazzez prensipleri böylece gönüllere nakşedilirken diğer taraftan, odalarda özel sohbetler devam ediyordu.
Allah Resulü sallellahu aleyhi ve sellem’in ölümsüz metodu olan sohbetle insanlar, dünyaya kulluktan kurtulup Hakk’a kul oluyorlar, sohbetlerin manevi hazzı içerisinde zaman ve mekân unutuluyor, nefsin önüne dizilmiş dağ gibi ihtiras yığınlarının ötesinde yepyeni bir dünya açılıyordu. Hülasa insanlar, fıtratına, yaratılış gayesine dönüyordu.
Tasavvuf hakkından daha önceleri yanlış fikirlere sahip olanlar Hacı Hasan Efendi Hazretleri’nin sohbetlerine iştirak ettikten sonra, oradaki feyiz ve manevi havanın tesiri ile bu tasavvuf müessesenin gerçek kimliğini öğrenme imkânı bulur, onun manevi feyizleri karşısında hayranlıklarını gizleyemezlerdi.
Sohbet meclisi
Hane-i saadetleri sabah saat dokuzda veya mevsime göre yarım saat evvel ya da geç sohbete açılırdı. Evleri çok temizdi. Her yönleriyle olduğu gibi temizlik konusunda da Müslümanlara örnek idiler. Her taraf pırıl pırıldı. Sabahleyin onlarca insan bazen de yüzlerce insan sohbete gelirdi. Gelenler sohbet odasına güzelce yerleştirilir, ayakkabılar itina ile dizilir ve sohbet başlardı.
Haftanın her günü İslam’a susamış gönüller onun evine sohbete yönelirlerdi. Sohbete yönelen bu insanlar bölgesel olmayıp Türkiye’nin her yerinden gelen insanlardı. Sohbetler iki oturum hâlinde olup birisi sabahtan öğleye kadar, diğeri de öğle ikindi arasındaydı. Saatlerce süren bu sohbetlere bir ömür boyu tahammül etmenin ve en olumsuz şartlarda bile bu görevi yerine getirmenin gayreti içerisindeydi.
Onun bu davet hayatı akşamları da kesintiye uğramazdı. Akşamları özel misafirleri olurdu. Bu özel misafirler çevrede bulunan hoca, öğretmen ve İslam davetini kitlelere taşıyabilecek yetenekli insanlardan oluşurdu. Evindeki sohbet halkaları ile de yetinmez Türkiye’nin çeşitli illerine ve ilçelerine tebliğ için seyahatler yapardı.
Buna binaen daha genç yaşta iken Adana başta olmak üzere çeşitli şehirlerde aylarca kalarak birçok insanın hidayetine Rabbimizin izniyle vesile olmuştu. Bu çalışmalarda özellikle vermek istediği mesaj şuydu: Bilgiyi hapsederek onu mü’minlerin yararına sunmamak, laneti ve ahrette ateşle gemlenmeyi gerektiren bir suçtur. İşte bu anlayışla sürekli tebliğ ve davet halindeydi.

Daveti önemserdi
Davet ve sohbeti farz bir ibadet gibi algılayan merhum Hacı Hasan Efendi davetten ücret almamanın Kur’an’ın bir emir olduğunu bilir ve daveti ücrete dönüştürmezdi. Bu arada Hacı Hasan Efendi Hazretleri levha yazarak ve kısmen ziraat ile meşgul olarak maişetini temine çalışıyordu. Başkasına yük olmayı prensip olarak kabul etmeyen bu büyük insan çevresindekilere de her zaman çalışmayı ve üretmeyi tavsiye ederdi.
Almış olduğu usul bilgisinden dolayı davete nereden başlanması gerektiğini bilir ve çevresindeki insanlara iyi bir tevhit terbiyesi almalarını tavsiye ederdi. Çevresindekilerden, kendisine bağlı olanlardan ve yaptığı sohbetlere katılanlardan akaide özellikle önem vermelerini isterdi. Ayrıca herkesin bilmekle yükümlü olduğu ilmihâl bilgisini; içinde yaşadığı çağın siyasal, sosyal ve iktisadi gidişatını bilmelerini tavsiye ederdi.
Bir şuur dersi olan sohbetleri aynı zamanda, gönüllerin yumuşadığı ve buna bağlı olarak da gözyaşlarının gönülden sızdığı meclislerdi. O, Kur’an’ın en çok ele aldığı konulardan “ahiret” kavramını çok işlerdi. Kur’an’dan cehennemi anlatırdı, cenneti anlatırdı. Anlatırken kullandığı üslup insanları etkiler ve dinleyenler gözyaşlarına hâkim olamazlardı. Bu gönül yumuşaklığının bedeli, toplumda Allah’tan korkan ve zamanını Allah için değerlendiren salih insanların çoğalması olarak ortaya çıkmıştır.
Üslubu yumuşaktı
İslâm’ı tebliğde leyyin/ yumuşak bir üslubu seçen davet öncülerimizden olan Hacı Hasan Efendi, sohbeti hayatının bir parçası yapmıştı. Sohbetlerinin merkezine de şu ayet-i kerimeyi koymuştu: “(Resulüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (Nahl, 16/125)
Nezaket ve edep onun üslubunun bir parçasıydı. Peygamber Efendimiz’in edebiyle edeplenmiş olduğundan kendisi de ağzına hiç bir argo söz almazdı. Sohbetlere devam edenler ondan sâdır olan kötü bir söze şahit olmadılar. Edep ve nezakette o kadar duyarlıydı ki “merkep” kelimesini kullanırken; “Affedersiniz merkep” şeklinde cümleye başlardı, ama bu kelimenin eş anlamlısını ağzına almazdı ve almamayı tavsiye ederdi.
Faizden ve bankadan bahsedecek olsa; “Affedersiniz, biri bankaya uğramış” diye bu kurumların gayriislamiliğinden dolayı uzak durulması gereken mekânlar olduğuna kelimeleriyle dikkat çekerdi. Bizleri değil bankalara para yatırmak, önünden bile geçerken süratle geçmeye teşvik ederdi. Müslümanları, finans kurumlarının bir parçası yapmamak ve kapitalizmin değirmenine su taşımamak için faize karşı hep uyanık tutardı.

Referansı Kur’an ve Sünnet
Söylediklerinin Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’ten referans almasına çok dikkat ederdi. Her sohbetinde onlarca ayet ve hadis duymak mümkündü. Ayetler ve hadislerle sohbete giriş yapılırdı. Daha çok tefsir kitaplarından ve Buhari’den, Müslim’den, Muhtaru’l-Hadis’ten ve Esad Erbili’nin 1001 Hadis çalışmasından defterine aldığı notları geniş geniş izah ederdi. Almış olduğu medrese tahsilinin de etkisiyle mükemmel anlamda İslami ilimlerin usulünü bilirdi.
İman konusundan çok bahseder, bizlere de gittiğimiz yerlerde iman konularını çokça işlememizi tavsiye ederdi. Toplumdai esas bozulmanın inanç alanında olduğunu vurgulardı. Ahlaki alanla ilgili olarak ise anne baba hukukuna riayet etmek, helal gıdalarla beslenmek, mü’minleri sevip din düşmanlarına buğz etmek, fakirlerin problemlerine ilgi duyup onları çözüme kavuşturmak, haramlardan kaçınıp mekruhlara meyletmemek, her an kâmil bir edep içerisinde olmak gibi hususları sohbetlerinde ele alırdı.
Zihnimize bu öğütlerin yerleşmesi için Kur’an-ı Kerim’in kıssa anlatma yöntemine sıkça başvururlardı. Ana baba haklarına çok değinirlerdi. Anasına babasına isyan edenin imansız gidebileceğine dair endişelerini dile getirirlerdi ve onların hukukuna riayet etmeyenleri hiç sevmezlerdi. İmanın tehlikeye düşmemesi için daimî bir murakabe bilincini öğütleyen merhum Hacı Hasan Efendi, imana şeytanın musallat olmasından korktuğunu defalarca dile getirmiştir.
Sohbetlerinde maddi ve manevi temizliği en üst seviyede gözetmek gerektiğini söyler, mü’minlerin temizlikleri konusuna çok önem verirlerdi. Erkeklere istibranın vücubiyeti üzerinde çok dururdu. Konuyla alakalı ilginç örnekler verirdi ki insanlar iç elbiselerini idrar artıklarından koruyabilsinler. Kabir azabı ile idrar sıçrantıları arasında ilgi kuran şu hadisi dostlarına sık sık okurlardı: “İdrarın üzerinize sıçramasından şiddetle kaçınınız. Zira kabir azabının çoğu bu sebeple olacaktır.” (İbn Hacer el- Askalânî, Bulûğ’u-l Merâm, s.13)
Namaz konusuna çok değinirdi. Kendisi de zaten namaza çok özenirdi. Bu özenme taharet ve abdestle başlardı. Bu çerçevede etrafındakilere abdest dualarını ezberlemeyi tavsiye ederdi. Namaza durduğu zaman tam bir huşu hâli yaşardı. Kendinden geçer ve ihsan hâlinde namazlarını eda ederdi. Tesbihatın ve tezkiratın önemini terğip hadisleri eşliğinde anlatırdı. Zekât konusunu sıkça ele alırdı. Zekât vermeyenleri tehdit içeren hadisleri sıkça ele alır ve cömertliği teşvik ederdi.

Hanımınıza yardım edin
Erkeklere hanımlarla iyi geçinmeyi tavsiye etmiş ve aile eğitimi üzerinde çok durmuştur. Geçimsiz, kaba ve katı aile reislerini yerine göre uyarmıştır. Çiftlerden birisi taş ise diğerinin pamuk olmasını tavsiye etmiştir. Yine bir ziyaretimiz esnasında şahsımıza; “Oğlum! Annenizin zaman zaman salatasını yaparım. Lütfen kızımıza yardımcı olun, evinizde onun salatasını bari yapın” tavsiyesinde bulunmuştur. Bizim yörelerde alışık olunmadık bir uygulamayı tavsiye ederek cahilî yaklaşımları da kırmıştır.
Kısacası o, aile içerisinde de daima sünnetlerin uygulanmasını istemiştir. Bu istekler onun nezaketinin bir parçası olarak bizlere ve evlerimize rahmet olarak yansımıştır. Onunla tanışmadan evvel eşlerine karşı kaba davranan kimseler daha sonraları aile bireylerine karşı nezaketle muamele edip yuvalarını huzura kavuşturmuşlardır. Birçok hanım kardeşimiz; “Bizler bu dergâhla tanıştıktan sonra insan olarak değerimizi öğrendik” itirafında bulunmuşlardır.
Çok şefkatliydi
Merhum Hacı Hasan Efendi, farzları yerine getirme konusunda kılı kırk yararcasına titiz davranırdı. Sünnetihüda denilen müekket sünnetlere çok sıkı sarılıp, aslâ onlardan taviz vermezdi. Yemeğe tuzla başlamaktan tutun da ayakkabılarını sağdan giymeye kadar gayrimüekket sünnetleri de aynı şekilde yerine getirirdi. Davranışları sünnet-i seniyeye tam olarak uyardı.
Hepsi de Sünnet’ten alınan hallerine ve şemailine değinecek olursak şunları söyleyebiliriz. Fizikî yapısı itibariyle insana güven veren, bakıldığında gönüllerin ülfet kurabileceği daima tebessüm hâlinde bir siması vardı. Sohbetlerin dışında sürekli bir tefekkür hâli yaşardı. Giyimindeki sadelik ve giyim şekli, yüceltilmek istenen modernizme karşı bir tepki mahiyetindeydi.
Orta boylu, gül tenli, nur yüzlü, ince kaşlıydı. Sakalı bir tutamı geçmezdi. Az yer, gereksiz yere konuşmazdı. Uykusu hafifti. Çok heybetliydi. Görenlerde gayriihtiyari bir hürmet duygusu uyanırdı. Ziyaretine gelenleri boş çevirmez çok rahatsız olduğu anlarda dahi birkaç kelime de olsa sohbet etmekten geri kalmaz ve şöyle buyururlardı: “Size gelince iyi oluyorum. Sizlerle konuşurken ağrılarımı unutuyorum.”
Etrafını hep şefkat nazarı ile süzer tek tek hâl hatır sorar, herkesle yakından ilgilenirdi. Gam ve kederle gelenler memnun ve mesrur olarak dönerlerdi. Saliklerine bir babadan daha şefkatli idi. Bu hâlleriyle, velilere ait kemalatın şu üç özelliğine sahipti: Bir; Huzuruna varanın gamı ve kederi gider içinde bir ferahlık uyanırdı. İki; Gelen kişi meclisinden ayrılmak istemez, her sözü şevk ve muhabbeti artırırdı. Üç; Ziyaretine gelen büyük küçük herkes saygı ve sevgisinden elini öpmeye kendini mecbur gibi hisseder, hayır duasını alırdı.
Tevazuu hiçbir zaman elden bırakmaz ve kendisini hiçbir zaman ayrıcalıklı biri olarak görmezdi. Sağlığında hiçbir kerametini anlatmadı, bilakis; gizlemeyi en büyük keramet bildi. Kendisini hiç bir zaman üstün görmemiş ve kibirlenmemiştir. Ziyaretine gelen insanlara zaman zaman “ayağınızın türabı olayım” diye sevgisini arz ederdi. Sıkıntılarını dinleyip çözümler bulmaya çalışırdı. Akranı olan istikamet sahibi tasavvuf adamından selam veya haber gelecek olsa hürmetle mukabelede bulunur ve onların faziletinden bahsederdi.

Yaraları sarardı
Gençlere ayrı bir değer verirdi. Etrafındaki pırlanta gibi gençler onun “canlarıydı”. Bu çerçevede onları hem eğitir ve öğretir, hem okutur, hem de korurdu. Başlarına gelen en ufak sıkıntı onu hasta ederdi. Dergâha gönül bağıyla kaydolan kimselerin maddi ve manevi hâlleriyle yakından ilgilenirdi. Genç müntesiplerinin virtlerini sıkı sıkıya kontrol eder ve erkenden murakabe derslerine yükselmelerine çalışırdı.
Yoksulların yaraları bazen onların haberleri bile olmadan sarılırdı. Bu çerçevede intisabı uçmaya, kaçmaya indirgemezdi. Müminlerin derdiyle dertlenmek hizmetin temel şartıdır anlayışıyla evi olmayanlar için, Derebağlı ustalara emir verip ev yaptırmış, yetime, öksüze ve dullara babalık yapmıştır. Evlenemeyen kız ve erkekler onun uykularını kaçırmış ve seherlerde huzurlu yuva kurmaları için onlara dua etmiştir.
Hacı Hasan Efendi, komşularının ve diğer sevenlerinin aile durum ve geçimleri ile de ilgilenir ve zenginleri fakirlere yönlendirirdi. Onun anlayışında; “Bir yerde zengin varsa fakir olmaz; fakir varsa zengin yoktur.” prensibi hâkimdi. Bu münasebetle de zenginlerin zekâtlarını fakirlere bihakkın vermesi için sert uyarılar yapardı.
Hacı Hasan Efendi, intisap eden Müslümanların aralarındaki ilişkinin daha da özelleştiğine vurgular yapar ve birbirlerinin sorunlarına ilgi duymalarını; karşılıklı çözümler üretmelerini tavsiye ederdi. Bu bağlamda oluşan diğerkâmlık sayesinde kardeşlerin her biri diğerinin işlerinde çalışır ve hayatın yükünü hafifletirdi. Onların bu fedakârlıkları başka insanlar tarafından hayret ve gıptayla izlenirdi.
Sıcak kanlıydı
Çeşitli vesilelerle ziyaretine gelen (İslami hayattan uzak) kimselere de güler yüzlü ve nazik davranır, sebebini soranlara: “Evladım, onlar bizim şahsımızda İslam’ı görüyorlar. Hâllerine bakarak gerekli ilgiyi göstermezsek İslam’dan soğumalarına sebep oluruz.” buyururlardı.
Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: “Mü’min gayet sıcakkanlı, ince ruhlu ve yüksek seciyelidir. Pek çabuk sevilir ve kendisi ile anlaşmak çok güzel olur. Bu sıfatları haiz olmayanda hayır yoktur.” Bu hadisin sırrına mazhar olmuş büyük bir insandı o… Hilm, tevazu, sabır, merhamet, şefkat, şecaat, sahavet gibi ahlaki güzellikler onun ömür ağacının çiçekleriydi.
“Allah güzeldir, güzel olan şeyleri sever” hadis-i şerifince yapılan her şeyin tertipli, düzenli ve güzel olmasına itina gösterirdi. Fakat hiçbir zaman satıhçı ve şekilci değildi. Onun için önemli olan ruh ve mana idi. Çeşitli sebeplerle ülke içinde ve dışında Müslümanlara yapılan zulüm ve işkenceler sebebiyle büyük üzüntü duyar, sabahlara kadar uyuyamazdı. Müminlerin derdi onun derdiydi.

Taviz vermezdi
İslam’ın ölçülerinden kesinlikle taviz vermezdi. Herkese hâlince muamele ederdi. Fakat gençlere ayrı bir teveccühü vardı. Bu yüzden onun mübarek sohbetlerinden binlerce genç feyiz almıştır. İnsanların kültür seviyesine ve meşrebine uygun olarak davranırlardı. Sohbetleri sıkıcı ve ağır değildi. Bazen olur gözyaşından geçilmez, bazen de neşe ve tebessüm dalgalanırdı yüzlerde.
Riyakârlığı sevmez, taassuptan hiç hoşlanmazdı. İla-i kelimetullah için çalışan her sahadaki insanları sevgiyle kucaklardı. Ulemayı ve meşayih-i kiramı ayırım göstermeden ziyaret ederdi. Üstadı Mahmud Sami Efendi‘nin tavsiyesi ile İstanbul’da Süleyman Hilmi Efendi ile Ali Haydar Efendi Hazretleri’ni de ziyaret etmiştir.
O, maddi ve manevi bir cihat eriydi. Sohbetlerinin ağırlık noktasını cihatla ilgili konular oluştururdu. İçte nefis şeytana; dışta insan şeytanlara karşı her zaman uyanık olmayı tavsiye ederdi. Gerçek sufinin; malını ve canını Allah yolunda feda etmiş insan olduğunu ifade ederdi.
Bütün yaranına, Hakk’ın hâkim olması için çalışmaları tavsiyesinde bulunurdu. Kimseyi incitmez, sevdiğini Allah için sever, sevmediğine Allah için buğz ederdi. Netice olarak o, Peygamberî ahlakı yaşatmaya çalışan manevi bir önderdi. Müslümanlığın hâkimiyeti açısından önemli gördüğü siyasette istikamete ayrı bir önem verirdi.
Din merkezli bir siyaset ve bu siyasetin etkinliğinin ölçülebildiği bir “Medine” onun hayaliydi. Böyle bir Medine’nin yollarını tıkadıkları için ülkenin mason tasallutundan kurtulması için hem çalışır hem dua ederdi. Zira o, masonların son yüz eli yılda Müslümanlara neler yaptıklarını en iyi bilenlerdendi. Tasavvufi velayetle siyasi velayetin yakınlığına dikkat çeker; kâfirler veli edinenin Allah’ın velayetinden çıkacağına vurgu yapardı.
Onun bu düşüncesi ömür boyu tüm İslam dışılıklara düşman ve İslam’a uygun olanlara dost olmak şeklinde tecelli etti. Müslümanları mahkûmiyetten kurtarmak için çevresindekilere, saniyelerini bile müminlerin lehine değerlendirmelerini tavsiye edip; yalnızca Allah’tan korkma şuurunu aşıladı. Onun bu tavsiyelerini tekrar tekrar gözden geçirmek gerekir. Sahip çıktığı İslam davasına daha bir sıkı sarılmak isteyenlere yakın tarihten canlı bir numunedir Hacı Hasan Efendi.
1980 darbesinde Müslümanların önderlik kadrosunun canlarına bir zarar gelmemesi için dualar etmiş ve ettirmiştir. Onların mahkeme süreçlerini Ankara’da takip etmiş ve her zaman yanlarında olduğunu bildirmiştir. Onlar beraat etmeden Ankara’dan ayrılmamıştır. Hapishanedeki mazlum Müslümanların kurtulmaları için Salat-i Tefriciye hatimleri yaptırmıştır. Dualarında masonların ve diğer ideolojilerin kahrolması için Yüce Allah’a yalvarmıştır.
Allah için çalıştı
Allah için çalışmayı hayatının anlamı bilmiş ve tüm ömrünü mü’minlere hizmete adamıştır. Konuşmaları, ihvanı ve evi zaman zaman takibat altına alınsa bile tebliğinden vazgeçmemiştir. Öyle ki; evine kimin geldiği, kaç kişinin sohbete katıldığı ve gelen arabaların plakaları gerekli yerlere bildirilip şikâyet edilmiştir. Sohbete gelenler yerine göre, “Buraya gelmeyin!” diye taciz edilmiştir.
O bu çalışmalarını yaparken yörenin bazı hocaları, ne okuduğunu, ne söylediğini dahi bilmeden eleştirip şikâyet etmişlerdir. Bu kimseler, merhumum ziyaret edilmemesini istemişlerdir. Hediye alıyor diye mübalağalı asılsız haberler yaymışlardır. Hâlbuki bizler yakinen biliyoruz ki merhumun evinde hiçbir şey bir günden fazla tutulmaz; liyakatli, uzak veya yakın ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı.
Merhumun sofrası sabah, öğlen ve akşam vakitlerinde insanlara açık olmuştur. Fakirlerin adları ve adresleri elinin altında hazır olup gerekli yardımları onlara ulaştırmıştır. Onlar açken kendisi tok olarak uyumamıştır. Yaşamış olduğu mütevazı ev, eşya ve hayat tarzı bunun en büyük kanıtıdır. O, Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’i örnek almak suretiyle eline imkân geçtiğinde bile hayat standardını değiştirmemiştir. O, paylaşmayı ve infak etmeyi tercih etmiştir.
Bunlara rağmen o, yalan ve asılsız haberlere karşı sabretmiştir. Zamanında ona karşı kötü niyetli olan bazı hocalar, yine onun duasının bereketi ile ona evlat olmuşlardır. Fakat hiçbirisine geçmişle ilgili bir hatırlatma yapılmamış ve rencide edilmemişlerdir. Değişik iftiralara uğramış ama o azmini ve gayretini hak yola teksif etmiştir. Bütün bu dertler ve acılar vücuduna şeker hastalığı ve yüksek tansiyon şeklinde nüksetmiştir.
Kendi çektiği çile, dert ve hastalıkların yanında doğudan batıya Müslümanlara duyarlı olmuştur. Yöresindeki kimsesizler, garipler, mazlumlar ve fakirler hayatının bir parçası olduğundan onların problemlerini çözmeden uyumamıştır. Yetimlere karşı özel bir ilgi duyduğu için, onların bayramları bayram olmadıkça bayram edememiştir. Çektiği sıkıntılar onu erken yaşlandırmış, fiziken yıpratmıştır ama “Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara 2/153) ayeti her an onun şiarı olmuştur.
Son demleri

Yaş elli altmışlara doğru yaklaşınca ağır manevi yükün vücutta meydana getirdiği rahatsızlıklar iyiden iyiye ortaya çıktı. Ankara Gülhane Hastanesi ve Kayseri Tıp Fakültesi Hastanesinde göz ameliyatı olup şeker ve kalp rahatsızlıklarından tedavi gördü. Ama o, bütün bu rahatsızlıkları Allah Teala’dan bir hediye bilerek hizmetine devam etti.
1984’te mürşidi, önderi, gönül mimarı Mahmud Sami Efendi kuddise sirruhu Hazretleri vefat edince, üstadının ruhaniyetine olan bağlılığını devam ettirdi. Fahrikâinat Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem’in izinde yetmiş iki seneye yakın devam eden nezih bir hayattan sonra 26 Ocak 1987 günü Kayseri’de darıbekaya irtihal etti.
Ağır şeker ve tansiyon hastası olmasına rağmen emr-i bilmaruf ve nehy-i anil münker görevini vefat anına kadar aksatmadan yapmıştı. Bizzat kendim ve zevcem vefatından bir gün önce Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine ziyaretine vardığımızda, burnundaki oksijen tüpünün hortumunu çıkararak on dakika içerisinde bize altından kıymetli öğütler vermişti.
Vefat ettikleri günün sabahı, doktorların muhalefetine rağmen ısrarla hastaneden çıkarılmasını arzu etmiş, yakınlarına; “Bugün sağ tarafımdan Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem, sol tarafımdan da Sami Efendimiz kuddise sirruhu tuttu, hiç hastalığım kalmadı” buyurmuşlardı. Kabri, Yahyalı’da Kavacık Mahallesi’ndeki, kendi yaptırdığı Kalender Camii’ndedir.
Ruhu şad olsun…
Dr. Mehmet Sürmeli/ İrfanDunyamiz.com
Gönül Dünyamız ↗
Gönül insanlarına dair bam telinize dokunacak yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Mektebi ↗
Sevdirici, müjdeleyici üslupla yazılmış hayata dair yazılar okumak için tıklayın.
İrfan Dünyamız Kendi İrfanımızı Keşfet!

Muhterem Mehmet Sürmeli hocamın lisanından, bizzat yaşadıkları ile bu mübarek zâtı dinlemek ne kadar güzel oldu. Cenab-ı Hakk razı olsun. Hacı Hasan Efendiyi çok severiz tabii ki. Rahmetli Osman Karabulut hocamın da çok yakın dostu olduğu için, kendilerinden çokça bahseder idi. Rabbimiz böyle zâtları eksik etmesin ve en önemlisi de kıymetlerini bilenlerden eylesin. Sonsuz rahmet üzerine olsun.