Peygamberimiz döneminde teravih namazı nasıldı?

Teravih namazı aslında bir teheccüt eğitimidir. Asr-ı saadette farz namazlar dışında Peygamber Efendimiz’in devamlı kıldığı tek namaz teheccüttür. Hatta teheccüt namazının tarihi farz namazlardan daha eskidir. İlk inen surelerden birisi Müzzemmil’dir ve Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

“Ey örtülere bürünen (peygamber)! Gece biraz ilerleyince (namaz için) kalk; Gece yarısı -biraz önce ya da sonra- (kalk) ve ağır ağır, duyarak Kur’an oku.” (Müzzemmil, 73/1-4.)

İslam’ın ilk günlerinden itibaren Peygamber Efendimiz ve sahabe-i kiram gece teheccüt namazını kılıyorlardı. Miraç mucizesinden sonra farz namazlar beş vakit olarak belirlendi.

Sonra hicret günleri başladı ve Medine Müslümanlar için yeni bir vatan oldu. Medine’nin havası, sosyal şartları ve ekonomik yapısı Mekkeli muhacirler için problem de olsa onlar dayanmaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra (ensarın da misafirperverliği ile) bu hayata alıştılar. Yeni bir mescit yapılmıştı. Beş vakit namaz için açıktan ezan okunuyor ve sahabe-i kiram namazlarını güvenlik içinde Mescid-i Nebi’de kılıyorlardı. Ayrıca her gece Peygamber Efendimiz ve sahabeden bir kısmı teheccüt namazı kılmaya devam ediyordu. Müzzemmil Suresi‘nin yarısı Medine’de indi ve Allah burada onların nafile namaza devamlılıklarını şöyle övüp haber vermektedir:

“(Ey peygamber!) Rabbin, senin ve beraberindekilerin gecenin üçte ikisini, yahut yarısını, yahut üçte birini (namaz için) uyanık geçirdiğini bilir. Gecenin ve gündüzün ölçüsünü koyan Allah, sizin onu küçümsemeyeceğinizi de bilir ve bu sebeple rahmetiyle size yaklaşır.” (Müzzemmil, 73/20.)

Çiçek Derman’ın Güzel Bir Eseri

Hicretten bir yıl sonra ramazan ayında oruç farz kılınmıştı. Peygamber Efendimiz ve sahabe-i kiram oruç günlerinde de gece namazı kılıyorlardı. Bedir Savaşı ve Mekke’nin fethi gibi dönemler Ramazan ayında gerçekleştiği için Müslümanlar fırsat buldukça seferde farz orucu tutuyor, bunun yanında gece namazlarını bireysel olarak kılıyorlardı. Eğer oruç günlerinde Medine’de olurlarsa gece namazlarını mescitte eda ediyorlardı.

Abdurrahman bin Avf radıyellahu anh’ın anlattığına göre Rasulüllah sallellahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: “Şüphesiz izzet ve celal sahibi Allah ramazan orucunu farz kıldı, ben de o ayda gece namazını (teravihi) sünnet kıldım. Kim ihlasla o ayın orucunu tutar ve gecesinde ibadeti (teravihi) eda ederse günahlardan kurtulur, tıpkı annesinin onu doğurduğu gün gibi (günahsız/tertemiz) olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/191, (1660); Nesai, Sünen, Sıyam, 40, 2208.)

Ebu Hüreyre radıyellahu anh anlattı:

“Rasulüllah salellahu aleyhi ve sellem Ramazan gecelerinde kılınan (teravih) namazını azimet olarak emretmeksizin teşvik ederdi ve şöyle derdi:

Kim iman ve ihlasla ramazanda gece ibadetini (teravih namazını) eda ederse geçmiş günahları affolur.” (Ahmed b. Hanbel, II/529, (10787.)

Peygamber Efendimiz, Ramazanın son 10 gününde Mescid-i Nebi’de itikafa girerdi. Hatta rivayetlerde kendisi için mescitte çadır kurulduğu, farz namazı kıldırdıktan sonra genellikle zikir, ibadet ve Kur’an okumak için bu çadıra çekildiği nakledilir. İşte bu günlerden birinde şöyle bir olay gerçekleşir:

Ebu Zer radıyellahu anh anlattı:

“(Ramazan’ın) son 10 günü olunca Rasulüllah sallellahu aleyhi ve sellem mescitte itikâfa girdi. (Ramazan’ın) 22’sine denk gelen pazartesi günü ikindi namazını kıldı(rdı), şöyle dedi:

– Bu gece namaz kılacağız, inşallah. Gece namaz kılmak isteyen kılsın!
Bu gece ayın 23’ü oluyordu. Resulullah yatsıdan sonra cemaate gecenin üçte biri oluncaya kadar (nafile) namaz kıldırdı, sonra bitirdi. Ayın 24’ü olunca bir şey demedi ve gece namaza gelmedi. Sonra 25. geceyi kastederek şöyle dedi:

– İnşallah, bu gece namaz kılacağız. Gece namaz kılmak isteyen kılsın!
Gecenin üçte birine kadar cemaate (nafile) namaz kıldırdı, sonra bitirdi. Ayın 26’sı olunca bir şey demedi ve gece namaza gelmedi. 26. günün ikindi namazı olunca kalktı ve 27. geceyi kastederek şöyle dedi:

– İnşallah, bu gece namaz kılacağız. Gece namaz kılmak isteyen kılsın!
Ebu Zer radıyellahu anh anlatmaya şöyle devam etti:

(O gece) namaz için toplandık ve Resulullah bize gecenin üçte ikisi oluncaya kadar (nafile) namaz kıldırdı. Sonra mescitteki (itikâf) çadırına gitti. Ben kendisine: ‘Ey Allah’ın Rasulü! Sabaha kadar bize namaz kıldırmanı çok isterdik’ deyince şöyle buyurdu:

– Ey Ebu Zer! Sen imamınla bu namazı kılıp tamamladığında, gecenin tümünü ibadetle geçirmiş gibi sevap alarak bitirmiş olursun.

Resulullah bu şekilde bir kere kıldırdı. Farz olmasından korktuğu için devam etmedi.” (Ahmed b. Hanbel, V/172 (21402)

Peygamber Efendimiz yukarıdaki hadiste geçtiği gibi tek günlerde cemaate gece namazı kıldırmıştı. Çünkü bu günlerden birisinin Kadir Gecesi olma ihtimali vardı. Ayrıca (kendisinin de ifade ettiği gibi) sürekli kıldırdığı takdirde gece namazının farz olmasından korkuyordu.

Bu rivayetlerden yola çıkarak gece (teravih) namazını sadece Ramazanın son on gününde kılmak gerekir, cemaatle kılınmaz demek yanlış olur. Çünkü sahabe-i kiramdan bazıları Ramazan ayında mescitte toplanıyor ve kendi aralarında da cemaatle gece namazı kılıyorlardı.

Hazreti Aişe radıyellahu bunu şöyle haber verir:

“İnsanlar Ramazan ayının gecesinde bölük bölük namaz kılıyorlardı. (Mesela) bir adam Kur’an’dan bazı sureleri biliyorsa beş ya da altı veya daha az yahut daha çok kişi onunla namaza duruyor, onunla namaz kılıyorlardı.” (Ahmed b. Hanbel, VI/267, 26185.)

Ramazanda teravih namazının cemaatle kılınması çoğunluğa göre efdaldir. Yukarıdaki rivayetler bunu desteklemektedir. Hanefiler, Şafiiler, bir kısım Malikiler ve Hanbeliler bu görüştedir.

Hazreti Ömer’in halifeliği döneminde teravih namazını dağınık olarak kılanları toplaması ve bir imam arkasında kılmalarını istemesi ve buna ne güzel bid’at (yeni âdet) demesi meşhurdur.

Abdurrahman bin Abdülkârî bunu şöyle nakletti:

“Bir keresinde Ömer bin Hattab radıyellahu anh ile (mescide) geldik. Baktı insanlar bölük bölük (teravih) kılıyorlar; birisi kendi başına kılıyor, diğeri bir topluluğa kıldırıyor. Hazreti Ömer dedi ki:

– Bu insanları tek imamın arkasında toplasak çok güzel olur.

Onların (Kur’an’ı en iyi okuyanlardan) Übey bin Kâb’ın imamlığında namaz kılmalarını istedi. Sonraki gece onunla geldiğimde Hazreti Ömer baktı ki, insanlar bir imamın arkasında namaz kılıyorlar, o zaman şöyle dedi:

– Bu ne güzel bid’at (yeni âdet). (Sizin sonra kılacak şekilde) şimdi uyumanız şu anda bunu kılmanızdan efdaldir.

Bu sözüyle Hazreti Ömer gecenin sonunda kılınmasının (efdaliyetini) kastediyordu. İnsanlar ise gecenin başında bu namazı kılıyorlardı.” (Malik, Kıyamu Ramazan, 250; Beyhakî, es-Sünenü’s-suğra, I/481, 847.)

Teravih namazının kaç rekât olduğu konusunda farklı hadisler ve sahabe uygulaması söz konusudur. İbn Hacer, ilk dönemlerde kılınan teravih namazları hakkındaki değişik rivayetleri bir araya getirmiştir. Buna göre:

1- On bir rekât,
2- 200 ayet okunurdu, uzun süre ayakta durulması sebebiyle asasına dayananlar olurdu,
3- On üç rekât,
4- Yirmi üç rekât kılınırdı.
5- Eban bin Osman ve Ömer bin Abdülaziz’in valiliği zamanında Medine’de otuz altı rekât teravih ve üç rekât da vitir kılınırdı. İmam Malik bu şekilde kılınması görüşünde. İmam Şafii de Medine’de teravih namazının otuz altı, Mekke’de yirmi üç rekât kılındığını gördüğünü nakleder ve şöyle der: “Bu konuda sıkıntı yoktur. Eğer kıyamı kısa olursa rekâtları çok olur, kıyamı uzun olursa rekât sayısı az olur.” Teravih namazını seleften otuz sekiz, kırk rekât şeklinde değişik kılanlar da olmuştur. (İbn Hacer, Fethu’l-Bari, IV/253.)

Tarih boyunca vitir hariç 20 rekât teravih namazı kılma geleneği devam etmiştir. Önemli olan namazın yavaş kılınmasıdır. Yirmi rekâta dayanamayanlar 8 ya da 10 rekâtlık kısmını kılıp gidebilirler. Yeter ki ramazan boyunca teravih namazına devam etsinler, gece namazını bırakmasınlar.

Teravih namazı aslında bizi gece/teheccüt namazına alıştırma eğitimidir. Ramazan orucu da böyledir. Ama ramazan ayından sonra hepsi terk edilmektedir. Hâlbuki az da olsa ayda birkaç kere gece teheccüt namazına kalkmak, pazartesi- perşembe veya hicri ayların 13, 14 ve 15. günleri oruç tutma şeklinde düzenli bir ibadet takvimimiz olmalıdır.

Nafile ibadetlere devam eden farz ibadetlerin tadını alır. Farz ibadetler aslında bizim görevimizdir. Ama nafile ibadetler kendi isteğimizle eda edildiği için Allah katında derecemiz yükselir ve yakın (mukarrebun) kullardan oluruz.

Dr. Rıfat Oral/ Diyanet Dergisi

Hakkımda irfandunyamiz

Şunlara Gözat

Behlül Dânâ bir gün fırınları denetler

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife ister. Harun Reşid de ona çarşı pazar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir